
Sivas Adı
Rivâyete göre Sivas kurulmadan önce ulu ağaçlar altında kaynayan üç pınar
varmış. Bu pınar Allahü teâlâya şükür, ana ve babaya minnet ve küçüklere şefkat
duygularını ifâde edermiş. Bu üç pınara "Sipas Suyu" denirmiş. Zamanla mukaddes
sayılan bu üç pınarın etrâfında küçük bir yerleşim merkezi kurulmuş ve "Sipas"
ismi verilmiştir. Diğer bir rivâyete göre ise Sivas ismi eski
kavimlerden"Sibasipler"den gelmektedir. Başka bir rivâyete göre "Ogüst şehri"
mânâsına gelen "Sebast" kelimesinden gelmektedir. Sivas ilk çağlarda Talavra,
Megalapolis, Karana ve Diyapolis isimleriyle anılmıştır.
Sivas ismi için en kuvvetli rivâyet, Selçuklu Oğuz Türklerinin lehçesinde "üç
değirmen" mânâsına gelen "Sebast" kelimesinden gelmiş olmasıdır. Sebast ismi
zamanla halk dilinde Sivas olarak yerleşmiştir.
Anadolu'daki Pers egemenliğinden sonra kurulan şehir devletlerinin zamanla Roma İmparatorluğuna bağlandığı, önemli yol kavşağı üzerinde bulunan şimdiki şehir merkezinin iskan edildiği ve Sebasteia adını aldığı bilinmektedir. Bu ad, rivayete göre Pontus Kralı Polemonos'un karısı Pitodoris'ce verilmiş ve Roma İmparatoru Augustus'a ithaf edilmiştir.
Roma İmparatorluğu hakimiyetine giren şehir, 395'te Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğuna ayrılan topraklar içerisinde kaldı.1059'da Anadolu'ya giren Türkmen güçleri ve 1064'te Alparslan'ın önünden kaçan Selçuklu şehzadesi Elbasan Sivas yöresinde kısa süre hakimiyet sağlamışsa da, bölgenin Türk egemenliğine girmesi 1071 Malazgirt Zaferinden sonra gerçekleşti. Kısa bir süre Selçuklu hakimiyetinde kalan Sivas'ta 1075'te Danişmend Beyliği kuruldu. Danişmend Beyliğinin taht kavgaları ile zayıf düşmesinden sonra Anadolu Selçuklularını yeniden birleştiren I.Mesud, 1152'de Sivas'ı ele geçirdi.
Bizanslıların da karıştığı taht ve egemenlik kavgaları sırasında Anadolu Selçukluları ile Danişmendliler arasında sürekli el değiştiren Sivas, 1175'te II.Kılıçarslan tarafından kesin olarak Selçuklulara bağlandı. Daha sonra İzzeddin Keykavus Sivas'ı başkent yapmış, uzun müddet Sivas'ta kalarak günden güne genişleyen Sivas Şehri mamur edilmiş ve 1217 yılında Şifaiye Medresesini yaptırmıştır. İlim adamlarını Sivas'ta toplayarak şehri büyük bir ilim merkezi haline getirmiştir. İzzeddin Keykavus'un türbesi, yaptırdığı medrese içinde bulunmaktadır.
1220 Yılında İzzeddin Keykavus ölünce yerine I. Alaeddin Keykubat hükümdar oldu. Bu dönem Anadolu Selçuklularının en parlak dönemi oldu. Moğol istilasını dikkatle izleyen ve önlemler almaya çalışan sultan 1224'de Sivas'ı surlarla çevirerek korunaklı duruma getirdi. Yerine geçen II.Gıyasettin Keyhüsrev'in kötü yönetimi sırasında sıkıntı çeken halk, 1240 yıllarında ayaklanarak Sivas'ı yağmaladı. Selçuklu askerlerinin sivilleri sindirmek için seferber olduğunu gören Moğollar Anadolu'yu ele geçirmek üzere harekete geçtiler. Gıyasettin Keyhüsrev'i 1243'te Kösedağı Savaşında yenilgiye uğratan Moğol güçleri, Sivas'ı işgal ettiler. Moğollara bağımlı duruma gelen Selçukluları, bir süre de Moğollar tarafından kurulan İlhanlı devleti ile idare etti. Sivas ili bu dönemlerde büyük bir gelişme göstererek önemli bir ticaret ve bilim kenti olmuştur.
Anadolu'da yarım asır kadar devam eden İlhanlılar devrinde Vali Demirtaş Sivas'a yerleşmiş ve istiklalini ilan ederek Sivas'ta uzun yıllar saltanatını sürdürmüştür. Demirtaş'tan sonraki Sivas Valisi sırayla, Alaeddin Eratna oğlu Gıyasettin Mehmet, Alaeddin Ali ve oğlu Mehmet Bey'dir. Ali Bey'in ölümünden sonra yerine geçen yedi yaşındaki Mehmet Bey'i Kadı Burhaneddin saltanatından uzaklaştırarak Sivas'ta kendi adıyla anılan devletini kurmuştur. Sivas'ı onarmak için de birçok çabalar göstererek surların etrafında hendekler kazdırılmış, kaleleri tamir ettirilmiştir. Akkoyunlu aşireti reisi Kara Osman'la yaptığı muharebe sonunda katledilmiş yerine oğlu Alaeddin geçmiştir. Bu sırada Timurlenk Anadolu'ya akınları başlamıştır. Osmanlı padişahı Yıldırım Beyazıt Amasya'yı almış Sivas'a yaklaşmıştır. Güneyde Karamanlıların baskısına dayanamayan Alaeddin, şehri Osmanlılara teslim etmiştir. Bir davetle Sivas'ı teslim alan Yıldırım Beyazıt, şehri vali olarak tayin ettiği en büyük Şehzadesi Emir Süleyman'a vermiştir. Sivas Osmanlıların eline geçtikten bir yıl sonra 1400 yılında Timur'un istilasına uğramış, bir süre sonra tekrar Osmanlı hakimiyetine geçmiştir. Sivas Osmanlı İmparatorluğu döneminde eyalet merkezi haline getirilerek Amasya, Çorum, Tokat kısmi olarak Malatya ve Kayseri illeri Sivas'a bağlı birer sancak olmuştur. Evliya çelebi Seyahatnamesi'nde belirtildiği gibi Sivas zamanının en önemli eyaletlerinden biridir (40 ilkokul, 1000 dükkan, 18 han, 40 kadar çeşmesi olduğundan bahsedilir).
Sivas'a birçok vali atanmış, bunlar içinde belki de ismi hiç unutulmayacak olan Halil Rıfat Paşa'nın yaptırdığı yollar, köprüler, hanlar ve konaklar halen halkımızın hizmetindedir.
K r o n o l o j i k S i v a s T a r i h i
MÖ 7000-5000 Sivas’ta İlk yerleşim dönemi
MÖ 1600-884 Hititler dönemi
MÖ 800-695 Firigler dönemi
MÖ 700-546 Lidyalılar dönemi
MÖ 550-332 Persler dönemi
MÖ 333-MS 17 Kapadokya dönemi (Makedonyalılar)
17-395 Romalılar dönemi
395-1075 Bizanslılar dönemi
658 Sivas’ın Emevilerin eline geçmesi
1059 Sivas’ın Türkler''in eline kısa bir dönem için geçmesi
1071 Danşmentliler (1080-1175 Beylik Merkezi)
1143 Yağıbasan’ın Sivas’a egemen olması
1175 Sivas’ın Selçuklular''ın eline geçmesi (1220 Başkent)
1197 Sivas Ulu Cami''nin yapılması
1224 Sivas Kalesi surlarının 1. Alaattin Keykubat tarafından yaptırılması
1232 Moğollar’ın Sivas’a saldırısı
1243 Sivas’ın Moğolla''ca yağmalanması
1256-1353 İlhanlılar dönemi
1271 Gökmedrese, Çifte minare ve Şifahiye Medreselerinin yapımı
1343 Sivas’ta Eretna Beyliği''nin kurulması (Beylik Merkezi)
1378 Kadı Burhanettin’in Eratna Beyliği''nde vezir olması
1381 Sivas’ta Kadı Burhanettin Devletinin kurulması (Beylik Merkezi)
1383 Sivas surlarının Kadı Burhanettin tarafından onarılması
1388 Memluklular''ın Sivas’ı kuşatması
1389 Sivas’ın Osmanlılar’ın hakimiyetine geçmesi
1400 Timur’un Sivas’ı istilası
1418 Çelebi Mehmet’in Sivas kalesini ve şehri onarması
1473 Fatih’in Sivas’a gelmesi
1472 Akkoyunlular''ın Sivas’ı yağmalaması
1512 Yavuz Sultan Selim’in Sivas’a gelmesi
1516 Sivas’ın “Eyalet-i Rum” olarak Genel Valilik olması
1533 Kanuni’nin Sivas’a gelmesi
1564 Meydan Cami’sinin yapılması
1868 Sivas’ın il oluşu
1878 Sivas’ta ilk matbaanın kuruluşu
1908 Ziyabey Kütüphanesi''nin açılışı
1919 Atatürk’ün Sivas’a ilk gelişi (27 Haziran)
1919 Sivas Kongresi (4 Eylül)
1919 “İrade-i Milliye” Gazetesi''nin yayını
1927 Sivas’ta ilk kazı ve araştırmanın Vander Osten tarafından yapılması
1930 Sivas-Ankara demir yolu hattının açılması (30 Ağustos)
1932 Sivas-Samsun demiryolunun açılması
1932 Sivas elektrik şebekesinin kurulması
1934 Tavra deresine elektrik santralının kurulması
1938 Divriği Demir-Çelik madenlerinin işlemeye açılması
1939 DDY Cer Atölyesi''nin kurulması
1943
Çimento Fabrikası''nın hizmete girmesi (6 Haziran)
1950 Ulaş Devlet Üretme Çiftliği''nin kurulması (l Mart)
1953 Sivas Numune Hastanesi''nin kurulması
1955 Sivas SSK Hastanesi''nin hizmete girmesi
1963 Sivas içme suyu şebekesinin kurulması
1966 Sivas Havaalanı''nın yapılması
1967 İl Halk Kütüphanesi''nin yapılması
1972 Sidaş İplik Fabrikası''nın kurulması
1973 Sivas Tıp Fakültesi''nin hizmete girmesi (29 Ekim)
1979 Sivas Beton Travers Fabrikası''nın üretime başlaması
1982 Cumhuriyet Üniversitesi''nin açılması
1985 Sivas Hazır Giyim Fabrikası''nın kuruluşu
1987 Sivas Demir-Çelik Fabrikası''nın açılması
1989 Kangal Termik Santrali''nin açılışı
1990 Kılıçkaya Hidro Elektrik Santrali''nin açılışı
1992 Gazibey Barajı''nın açılışı
1993 Hanlı-Bostankaya arası çift hatlı demiryolunun açılışı
1993 4 Eylül Barajı inşaatının başlaması
1997 Sivas Devlet Tiyatrosu''nun açılışı
Târihî
Eserler ve Turistik Yerler
Sivas ili târihî eserler, değerli mîmârî anıtlar, kaplıca, içmeler ve tabiî
güzellikleri bakımından çok zengindir. Bu ile Abideler şehri de denir. Bilhassa
Selçuklu eserleri bakımından Konya’dan sonra gelir.
Ulu Câmi: Kitâbesinden anlaşıldığına göre 1197’de Selçuklu Sultanı Kutbeddîn
Melikşâh zamânında yapılmıştır. Eğriliğiyle meşhur çini bezemeli tuğla minâresi
1213’te yapılmıştır. Halk arasında Sultan Alâeddîn Câmii de denir.
Meydan Câmii: Dikilitaş Mahallesinde Kânûnî Sultan Süleyman Hanın vezirlerinden
Koca Hasan Paşa tarafından 1564’te yaptırılmıştır. Kesme taştan yapılmış olup,
içi ahşaptır. Minâresi tek şerefelidir. Arka tarafında türbeler vardır.
Kale Câmii: Kale Mahallesinde Sultan Üçüncü Murâd Hanın vezirlerinden Mahmûd
Paşa tarafından 1580’de yaptırılmıştır. Dikdörtgen şeklinde olup, kubbesi
kurşun, minâresi tuğladır.
Aliağa Câmii: Subaşı Mahallesinde Behram Paşanın oğlu Mustafa Bey tarafından
1589’da yaptırılmıştır. Kubbesi kurşun kaplamadır. Avluda bir âileye âit
mezarlar vardır.
İmâret Câmii (Dâr-ür-Reha): Cağırağzı semtindedir. 1321 senesinde Kemâleddîn
Ahmed bin Reha tarafından yaptırılmıştır. Mescit, imârethâne ve zâviyeden
meydana gelen külliyeden günümüze sâdece mescit ulaşmıştır.
Kale Câmii (Divriği): Divriği ilçesindedir. Kitâbesinden Mengücükoğullarından
Şehinşah bin Süleymân tarafından 1181’de yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Giriş
kapısı bezemelerle süslüdür. Tuğla, taş ve çini bir arada kullanılmıştır. Dış
görünüşün zenginliğine karşılık, câminin içi sâdedir.
Tonus Câmii ve halıları: Altınyayla ilçesindedir. Tonuslu Ahmed Ağa tarafından
1895’te yaptırılmıştır. Ahşap tavan işçiliği çok güzeldir. Câmi içinde serili
olan ve câmi için özel dokunmuş olan 32 adet halının târihî değeri çok büyüktür.
Halılar Türk veya Gördes düğümlü el dokuması olup, çözgü ve atkı ipleri tamâmen
yün ve renkleri natüreldir. 1900 yıllarında dokunan halıların vakıf olduğuna
dâir ifâdeleler halıların üzerine işlenmiştir.
Merkez Câmii: Şahruh Câmii olarak da bilinir. Alâüddevle’nin oğlu Şahruh Bey
tarafından 1749 senesinde yaptırılmıştır. 1822’de tâmir edilmiştir.
Ulu Câmi ve Dârüşşifâsı: Divriği ilçesindedir. Mengücükoğullarından Ahmed Şah ve
hanımı Adil Melike Turan tarafından 1228’de yaptırılmıştır. Selçuklu mîmârîsinin
orijinal eserlerindendir. Câmi ve dârüşşifânın duvarları yontma taştandır.
Câmide 20 kemer ve 25 kubbe vardır. Mihrabın üzerindeki kubbenin yüksekliği 40 m
olup, bir sanat şâheseridir. Taş kapısı çiçek ve geometrik şekillerle süslenmiş
taş oymacılığının en güzel örneklerindendir.
Çifte Minâreli Medrese (Darü’l-Hadis): İlhanlı veziri Şemseddin Cüveyni
tarafından 1271’de yapılmıştır. 20 metre yüksekliğindeki kapısı Türk taş
oymacılığının şâheseri sayılmaktadır. Tuğlalar arasına firüze renkli çiniler
yerleştirilmiştir.
Gök Medrese: Selçuklu veziri Sâhip Ata tarafından 1271 senesinde yaptırılan bu
medrese Türk mîmârî ve süsleme sanatının şâheserlerinden biridir. Çifte minâreli
taş kapının zengin süslemeleri fevkalâdedir. Adını çinilerinden alan bu binâ
bakımsız ve boş olması sebebiyle tahrip olmaktadır. Selçuklu eserlerinin en
gözdelerinden olan bu târihî medresenin onarılması ile bu kıymetli eser kültür
varlığımıza yeniden kazandırılacaktır. Medresede bir mescit ve 14 oda
bulunmaktadır.
Büruciye Medresesi: 1271 senesinde Üçüncü Gıyâseddîn Keyhüsrev devrinde Muzaffer
Bürucirdi tarafından yaptırılmıştır. İki katlı dört eyvanlı olan bu eserin
çinileri meşhurdur. Halk arasında Hacı Maksud veya Hacı Mesud Medresesi olarak
anılır. Müze olarak kullanılan medresede üç kabir vardır. Muzaffer bin
Hibetullah’ın türbesi de bu medresededir. 1965-1966 arasında tâmir edilen
Medrese günümüzde müze olarak kullanılmaktadır.
İzzeddîn Keykavus Şifâhânesi (Şifâhiye Medresesi): Şifâhane ve tıp medresesi
olarak 1217’de yapılan külliyeden günümüze sâdece şifâhâne ulaşmıştır. Taç
kapının sağındaki eyvanda Sultan Birinci İzzeddîn Keykavus’un türbesi vardır.
Kırmızı tuğladan yapılmış olan taç kapı firuze, mor ve beyaz çinilerle
süslenmiştir. Dünyânın ilk akıl hastânesi kabul edilir. İçerisi mavi siyah
çinilerle süslenmiştir.
Türbeler: Sivas, câmiler gibi türbeler bakımından da zengin bir şehirdir.
Şemseddîn Sivâsî Türbesi: Meydan Câmiinin avlusunda merdivenlerden inişte sağ
taraftadır. Büyük velî Şemseddîn Sivâsî’nin medfun olduğu türbe 1600 yılında
yapılmıştır.
Güdük Minâre (Dabak Tekkesi): 1347’de Eratnaoğullarından Şeyh Hasan Bey için
türbe olarak yapılmıştır. Yanına yapılan işhanı bu eseri gizlemiştir. Türbenin
içinde siyah mermerden yapılmış sanduka vardır. Cephesi tamâmen mermerdir. Üzeri
10 m yüksekliğinde tuğladan geometrik süslemeli üstüvane şeklinde bir kubbeyle
örtülüdür.
Ahi Emin Ahmed Türbesi: 1233’te yapılmıştır. Tokmakkapı Mahallesindedir. Kesme
taştan sekizgen olarak yapılmıştır. İki basamaklı bir merdivenle inilir.
Selçuklu biçimi süslenmiş bir mihrabı ve iki penceresi vardır.
Sitte Melik Türbesi: 1196’da Emin Seyfeddin Şah bin Süleyman tarafından
yaptırılmıştır. Divriği ilçesindedir. Sekizgen plânlıdır. Şehinşah Türbesi
olarak da bilinir.
Kâdı Burhâneddîn Türbesi: 1398’de yapılmıştır. TürbeKâdı Burhâneddîn İlkokulu
bahçesindedir.
Çobanbaba (Şeyh Çoban) Türbesi: Suşehri’nin Çobanlı Yaylasındadır. Osmanlı
Sultanı Yavuz Sultan Selim Han, Çaldıran’a giderken, yaşlı bir çoban koşarak
yanına gelir:
“Sulağımıza hoş geldin sultanım. Görüyorum ki yorgunsun, açsın. Bu fakire
misâfir olursan gönül alırsın.” der. Yavuz Sultan Selim Han; “Ben tek başıma
değilim Çoban baba. Ardımda koca bir ordu var.” der.
Çoban tevekkülle boynunu büker: “Allahü teâlâ kerimdir. Hele sen bir mola ver.
Misâfir kısmetiyle gelir.” der.
Yavuz Sultan Selim Han; “Bunda bir hikmet var” diyerek mola verilir. Çadırlar
kurulur.
Çoban, sürüden 4 koyun seçer ve keser, yüzer, temizler ve kazana koyar.“Bir
şartım var kemikleri sakın atmayın.” der. Bütün ordu doyar. Çoban kemikleri
deriye doldurup duâ eder ve koyunlar Allahü teâlânın izniyle dirilir ve sürüye
katılır. Yalnız biri topallar. Yavuz Sultan Selim Han; “Bu neden topallar?” diye
sorunca, Çoban; “Bunun bir kemiği noksan.” der. Yavuz Sultan Selim Han,
koynundan bu koyunun aşık kemiğini çıkararak; “Sizi denemek istedim. Siz kâmil
bir velisiniz.” der ve duâsını ister. Bu zât da:
“Allahü teâlânın yardımı senin üzerindedir. Âlemlere rahmet olarak gönderilen
sevgili ve şerefli Peygamber efendimiz ve Eshâb-ı kirâmı senin yanındadır. Merak
etme zafer senin olacaktır. Muzaffer olarak döneceksin.” der.
Bu kerâmet ehli çobanın türbesi ziyâret edilen yerlerin başında gelmektedir.
Şehid Abdülvehhab Gâzi Türbesi: Evliyâ Çelebi, eserinde bu türbeyi Sultan
Dördüncü Murâd Hanın ziyâret ettiğini yazar. Abdülvehhab Gâzi, Emevîler devrinde
yaşamış bir komutandır. Emevîler devrinde İslâm ordusu Sivas’ı fethetmiş ve
Abdülvehhab Gâzi ve bir kısım asker Sivas’ta bırakılmıştır. Bizanslıların
saldırısında bu mübârek zât şehit olmuştur. Türbe içinde 7 kabir bulunmaktadır.
Taşhan: Paşabey Mahallesinde Kurşunlu Hamamı doğusundadır. 1575’te yapılmıştır.
Behrampaşa vakfındandır.
Behrampaşa Hanı: Sivas Vâlisi Behrampaşa tarafından 1573’te yaptırılmıştır.
Taştan iki katlı ve çok sağlamdır. Orta yerde büyük bir avlu ve bunun etrâfında
odalar bulunmaktadır.
Eğriköprü: Sivas-Malatya yolu üzerinde Selçuklular zamânında yapılmıştır. 173,2
metre uzunluğundadır. Biri 12, diğeri 6 gözlü iki bölümden meydana gelmiştir.
Sivas Kalesi: Sivas târihi kadar eski olan kalenin kimin tarafından yapıldığı
kesin olarak bilinmemektedir. Bizanslılar döneminde Justinyen devrinde büyük bir
tâmir görmüştür. Türklerin eline geçtikten sonra çeşitli dönemlerde tâmir
görmüştür. Kale, yukarı ve aşağı kale olmak üzere iki kısımdır. Yukarı kale,
toprak kale olarak bilinen bugünkü 4 Eylül Baskınının bulunduğu kısımdır. Aşağı
kale olarak bilinen kısım Şifâhiye Medresesinin bulunduğu yerden başlayıp,
Kongre Müzesi, Vilâyet Konağı, Behrampaşa Hanı, Pulur Tepesi, DDYyönünde
Şifâhiye Medresesine varan çizgi içerisinde kalan bölgedir.
Aşağı Kale ve Yukarı Kale: Koyulhisar ilçesindedir. Yalçınkaya üzerine kurulmuş
olan ve Kale-i Zir de denilen Aşağı Kalenin bugün sâdece duvar kalıntıları
vardır. Yukarı Kale ise Kale-i Bâlâ diye anılır. Uzun Hasan tarafından
yaptırıldığı söylenen kalede çok sayıda ev, su sarnıcı, anbar ve cephânelik
vardır.
Divriği Kalesi: Mengücükoğulları tarafından 13. asırda yaptırılmıştır. İç ve dış
kale olmak üzere iki bölümdür. Dış kalenin surlarının büyük kısmı yıkık
vaziyettedir. İç kalede Seyfeddin Şah tarafından yaptırılan bir câmi vardır.
EskiEserler Müzesi: 1937’de açılmıştır. Selçuklu ve Osmanlı devrine âit silâh,
para kesesi, tekke eşyâsı, kemer, takı; daha önceki devirlere âit arkeolojik
bölümde porselen, seramik, cam eşyâ; etnoğrafik bölümde el sanatları, eski
giyim-kuşam, yatak örtüleri gibi eserler sergilenmektedir.
Mesire yerleri: Sivas, tabiî güzellikler bakımından çok zengindir. Yerleşim
yerlerine yakın vâdi boylarıyla göl kıyıları genellikle mesire yeri olarak
kullanılmaktadır. Bâzıları şunlardır:
Gökpınar Gölü: Gürün ilçesi yakınındadır. İlin önemli mesire yerlerindendir.
Göl, suyunun duruluğu, günün her saatinde değişen rengi ve balığının bolluğu ile
ünlüdür. Konaklama tesisleriyle güzel bir dinlenme yeridir.
Hafik Gölleri: Hafik ilçesi yakınında irili ufaklı göllerden meydana gelmiştir.
Her biri mesire yeri olup, göldeki balıklar lezzetlidir. Tabiî güzellikleriyle
güzel bir dinlenme yeridir.
Eğriçimen: Koyulhisar ilçesine 20 km uzaklıkta ve 1700 metre yükseklikte bir
yayladır. Ormanları, serin havası ve soğuk su kaynakları ile güzel bir mesire
yeridir.
Sızır Çağlayanı: Gemerek ilçesinin Sızır bucağında Göksu Nehri üzerindedir.
Bölgede gazino ve çay bahçesi vardır.
Tödürge Gölü: Zara ilçesine 25 km uzaklıktaki göl, güzel bir dinlenme yeridir.
Balığı boldur. Gölde kayıkla dolaşılır.
Koyunkaya Mesiresi: İmranlı’ya 12 km mesâfede, çam ormanları, serin havası ve
bol su kaynaklarıyla güzel bir dinlenme yeridir.
Karaçayır: İl merkezine 27 km mesâfede, çam ormanlarıyla kaplı güzel bir mesire
yeridir.
İçme ve kaplıcalar: Sivas ilinde çok sayıda sıcak su kaynakları vardır. Halk
bunlara “çermik” demektedir. Bâzıları şunlardır:
Balıklı Çermik: Kangal ilçesine 17 km mesâfede Kavaklıdere mevkiindedir.
Konaklama tesisleri mevcut olan kaplıcanın suyu; dolaşım sistemi hastalıklarına,
ağır olmayan kalp yetmezliklerine, yüksek tansiyona, damar sertliklerine,
solunum sistemi hastalıklarına, romatizma hastalıklarıyla kronik iltihaplı kadın
hastalıklarına iyi gelmektedir. Havuzlarda bulunan ve insanlardan kaçmayan
balıklar, vücudun hastalıklı bölgesine yaptıkları mikro-masaj ve salgıları ile
cilt hastalıklarına; küçük yılanların da yılancık hastalığının bulunduğu yere
sarılıp sıkmaları sûretiyle tedâvi ettiklerinden tavsiye edilmektedir.
Akçaağıl Kaplıcası: Suşehri’ne 9 km uzaklıkta Akçaağıl köyündedir. Konaklama
tesisleri mevcut olan kaplıca suyu içme olarak, karaciğer, safra kesesi ve
barsak hastalıklarına; banyo ile romatizma, nefrit, nevralji ve kadın
hastalıklarına faydalıdır.
Sıcak Çermik: Yıldızeli ilçesinin Direkli bucağındadır. Konaklama tesisleri
mevcut olan kaplıca suyu, her çeşit romatizma, nefrit, nevralji ve kadın
hastalıklarına iyi gelmektedir.
Soğuk Çermik: İl merkezine 19 km uzaklıkta aynı isimle anılan bir vâdidedir.
Konaklama tesisleri olan kaplıca suyu romatizma, asabî hastalıklarda ve deri
hastalıklarında faydalıdır.
Ortabucak Çermiği: Şarkışla’nın Ortabucak yöresindedir. Tesisleri olan kaplıca
suyu, romatizma ve deri hastalıklarına faydalıdır.