
Mardin İsminin
Kökeni
Mardin adı hakkında pek çeşitli söylenceler vardır; J.A.Dupre've J.Von Hammer, Marde kelimesinin Savaşçı bir kavim olan Mardelerle ilgili olduğunu. Mardelerin İran Hükümdarlarından Arşedir(226-241) tarafından buraya yerleştirildiklerini anlatır. Şehir ve kavim isimleri arasındaki benzerlik, Mazıdağı yöresinde oturan Yezidilerin Şeytana tapmaları, eski bir İran ananesinin devamı olarak şerre kötülüğe ibadet eden Marde Merin bu bölgeye yerleştirildiklerinin delilidir. C.Ritter her ne kadar bu ifadeyi naklederse de bu ifadeye şüpheli bakar.
Çoğu kaynaklarda: Mardin"in gerçek adı"Merdin" diye geçer. Zira halkın çoğu da bugün böyle demektedir. Bu ad,"kaleler" anlamına gelir. Şehre bu adın verilmesinin nedeni de yakınında bir çok kalenin bulunmasıdır. Mardin kalesi olan, Kuşlar Yuvası, Kartal Kalesi veya Kartal Yuvası, Eskikale Köyünde bulunan Kal'at ül Mara Kalesi Deyrulzafaran Manastırının kuzey doğusundaki Arur Kalesi ve Erdemeşt Kalesi bu adın verilmesine etken olmuştur.
VII. Yüzyılda İmparator Maoricius( 1582-602) devri tarihini yazan Theophilaktos Simokattes'da ve Tarihçi Procopius, aynı devir Coğrafyacısı Georgius Cyprius da; Ermenice kaynaklarda Merdin, Süryanice kaynaklarında Merdo, Merdi Marda ve Mardin okunuşlarında rastlanıldığı, Süryani imla farklarının bu kelimenin belirli, belirsiz ve çoğul şekillerindeki ayrılıklarından doğduğu ifade edilmektedir.
Tarihte Mardin için birçok isim kullanılmıştır. Bunlar: Erdobe, Tidu, Merdin, Merdö, Merdi, Merda, Merde. Kartal Yuvası, Kuşlar Yuvası, Mardin...dir.
Mardin Tarihi
| SUBARİLER |
HURRİLER |
SÜMERLER |
AKADLAR |
MİTANNİLER | |
| OSMANLILAR |
Mardinde Yaşayan medeniyet ve kavimler |
HİTİTLER | |||
| SAFEVİLER | ASUR ARAMİLER | ||||
| AKKOYUNLULAR |
İSKİT KİMMER MED |
||||
| KARAKOYUNLULAR | BABİL | ||||
| ARTUKLULAR | PERS | ||||
| SELÇUKLULAR TÜRKMENLER | BÜYÜK İSKENDER MAKKADONYA SELEVKOS | ||||
| MERVANİLER | ABGARLAR (URFA KRALLIĞI) DİKRAN | ||||
| HAMDANİLER |
ARAPLAR EMEVİLER ABBASİLER |
SASANİLER |
ROMA | ||
Fırat ve Dicle nehirleri arasında Mezopotamya denen bölgede, tarih boyunca halklar yerleşti. Birçok millet bu bölgeye geldi ve buradan göçüp gitti. Birbirlerine bulutlar gibi karıştı. Bilahare birbirlerinden ye*niden ayrıldı. Bu birleşme ve ayrılma uzun müddet sürdü. Mezopotamya gerçekten birçok milletin ve medeniyetin doğduğu, geliştiği ve birbirine karıştığı münbit bir alandır.
Bir dağın tepesinde kurulmuş olan Mardin, Yukarı Mezopotamya'nın en eski şehirlerinden biridir. Harika bir doğa güzelliğine sahip, üzerine kurulduğu dağlardan aşağıya göz alabildiğine uzanan bağ ve bahçelerle bezenmiş, yemyeşil Mezopotamyaca sanki bekçilik etmektedir.
"MÖ.8000 yıllarında 30 ve 40 Kuzey enlemleri arasında bulunan ve Anadolu'dan İran'a doğru uzanan 1500 km. lik bir alanda hem tahıl yetiştiriliyor hem de hayvan sürüleri besleniyordu. Bu alanda yapılan kazı çalışmaları sırasında çıkan kemiklerden anlaşıldığına göre koyun ve keçi sürülerinin beslenmekte olduğu anlaşılmaktadır." Tarımın başlangıcını, ilk çiftçileri ve çobanları anlatan kitapların ortak sentezi bu olduğuna göre; Mardin de sözü edilen enlemler arasında bulunması itibariyle M.Ö.8000 yıl öncesine kadar giden bir yerleşik geçmişe sahiptir diyebiliriz.
Mardin, mimari, etnografik, arkeolojik, tarihi ve görsel değerleri ile zamanın durduğu izlenimini veren Gü*neydoğunun şiirsel kentlerinden biridir. M.Ö.4500'den başlayarak klasik anlamda yerleşim gören Mardin, Su-bari, Sümer, Akad, Babil, Mitaniler, Asur, Pers, Roma, Bizans, Araplar, Selçuklu, Artuklu, Osmanlı dönemine ilişkin bir çok yapıyı bünyesinde harmanlayabilmiş önemli bir açık hava müzesidir.
Geçmişi tek karede dondurmayan, taş sokaklarında dolaşanlara geniş bir tarih yelpazesi sunan büyüleyici bir şehirdir.
Uygarlıklar Şehri Mardin'in Tarihteki Rolü
Mardin'in ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu kesin olarak bilinmiyorsa da, kuruluşu eski yakın doğu tarihine göre Subariler zamanına kadar dayanmaktadır.
MÖ.4500 de Kuzey Mezopotamya'da Zagros Dağlarına kadar, batıda Habur ve Balih'e kadar uzanan bölgede Subariler adında kabileler yaşamakta idi. Subariler Mardin'e 80 km. uzaklığındaki Ceylanpınar ve Rasulayn'in hemen güneyinde Tel Halef denen siteyi kendilerine merkez yapıp tarihte ilk ülkeyi kurdukları biliniyor. Subariler, tarihçiler tarafından ön Asuriler olarak bilinmekte olup, ülkelerine Subarto denilmekteydi.
Alman Arkeologu Baron Max Von Oppenheim'in 1911-1929 yılları arasında yaptığı kazılardan elde edilen sonuçlara göre: Subarilerin Mezopotamya'da(MÖ.4500-3500) yaşadıklarını bu tespite sebep olarak da Sümer ve Babil katla*rı arasında bulduğu kiremitleri göstermiştir.
Gırnavaz Höyüğünde 1982 yılında başlayıp 1991 yılına kadar sürdürülen Arkeolojik kazı ve araştırmalar sonucunda Gırnavaz'ın MÖ.4000 den MÖ.7.yüzyıla kadar sürekli olarak yerleşme alanı olduğu anlaşılmaktadır. MÖ.4000 sonlarına tarihlenen Geç Uruk Devri, Gırnavaz kalıntılarının en alt kültür tabakasını oluşturmaktadır. Bu kültür tabakasının üzerinde yer alan Er Hanedanlar Devri MÖ.3000 yıllarına rastlar. Er Hanedanlar Devri mimari tabakaları daha çok ölü gömme adetleri açısından araştırılmış ve değerlendirilmiştir. Tespit edilen mezarlara göre ölüler bu devirde eski Mezopotamya geleneklerine göre uygun olarak açılan çukurlara dizler karınlarına çekik olarak yatırılmakta daha sonra yakılan hafif ateşle manevi temizlik sağlanarak dünyevi ilişkiler kesilmektedir. Ayrıca mezar içinde şahsi eşya olarak metal silahlar, metal süs eşyaları, yarı kıymetli taşlardan ve hayvan kemiklerinden yapılan süs eşyaları ve mühürler, kült ve seramik kap örnekleri çok sayıda tespit edilmiştir.
Fırat Vadisinin doğusunda oturan bir kavim Sınar'ın güneydoğusunu istila edip, Ur şehrini kendilerine başkent yapmışlardır. Hükmettikleri bölgeye de Sümer denilmiştir. Sümer Kralı MÖ.2850 yılındaki Lugarzer-kiz Akdeniz'e kadar uzandığı seferinde Mardin'i hükmü altına almıştır.
Şehircilik, sulama ve tarım alanında ileri bir seviyeye ulaşan Sümerler geniş fetihler sonucu güçlerini kaybedince 30 yıl sonra Mardin'i Akadlara bırakmışlardır. MÖ.2820.
Akadlar, Sümerleri ilk defa Sargon(Şerkino) komutasındaki bir orduyla yenmişler ve Sümer Kralı Lugar-zerkiz'i esir edip Nigara'ya sürgün etmişlerdir. Fetihlerini Basra Körfezine kadar ulaştırmışlardır. Daha sonra Sargon'un oğlu Nıbamsın, Meluke ve Man'ı istila edip Suriye ve Filistin yoluyla Akdeniz'e ulaşıp Yunan adalarına çıkmıştır. Akadlar, MÖ. 2500 yıllarında Sümerlerle anlaşarak Akad- Sümer Devletini kurmuşlardır.
Prof.Dr.Ekrem Memiş'in Eski Çağ Türkiye Tarihi adlı kitabında; "Mezopotamya'da büyük bir imparatorluk vücuda getiren Sami kökenli Akkadlar'ın vesikalarından anlaşıldığına göre, MÖ. 3000 yılın sonlarında Mardin merkez olmak üzere Güneydoğu Anadolu Bölgesi ile Kuzey Mezopotamya'daki Musul ve Kerkük dolaylarında Hurriler adıyla anılan bir kavim oturuyordu. Hurri dili üzerinde yapılan filolojik tetkikler, bu kavmin dilinin Asya kökenli dillerden olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca bu dilin MÖ.9-6 yüzyıllar arasında Doğu Anadolu'da güçlü bir devlet kuran Urartu kavminin diline benzediği, bir başka deyişle MÖ. 1000 yılında karşımıza çıkan Urartularla MÖ. 3000 yıl Akad metinlerinden tanıdığımız Hunilerin' akraba oldukları tespit edilmiştir.
Demek oluyorki MÖ.3000 yıl Anadolu kavimlerinden biri de Güneydoğu Anadolu'da oturan daha sonraları Kuzey Mezopotamya ve Kuzey Suriye'ye kadar sirayet eden Hurrilerdi. Ancak, Doğu Anadolu Bölgesinde yapılan arkeolojik kazılar ve yüzey araştırmaları neticesinde ele geçirilen buluntulardan MÖ. 6000-5000 yılları arasında tarihlenen Neolotik Devir kültürü ile MÖ.3000 yılları arasında yerleştirilen Kalkolotik Devir Kültürünün Hurriler'e ait olduğu anlaşılmıştır. Hatta MÖ.3000 yıla tarihlenen Eski Tunç Çağı kültürü ile Kal*kolitik ve Neolotik Devir kültürleri arasında hiçbir kopukluğun olmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca şu gerçekte ortaya çıkmıştır ki kesintisiz devam eden ve Hurriler'e ait olduğu kabul edilen bu kültür doğrusunu söylemek gerekirse kuzeyde Kafkasya'dan güneyde Kuzey Suriye'ye; batıdan Malatya-Elazığ Bölgesinde Urmiye Gölüne kadar uzanan geniş bir coğrafyaya yayılmıştır.
Sargon sülalesine, MÖ.2230 yıllarında kuzey ve kuzeydoğudan gelen Guttiler son verdiler. Uruk'lu Uta-Kegal, Guttileri ülkesinden sürdü ise de yardımcısı Ur-Nammu bir darbeyle yönetimden uzaklaştırmış ve III.Ur sülalesini kurmuştur. Ur-Nammu dört bölgenin kralı unvanını almayarak sadece Sümer-Akad unvanıyla yetindi. Onun yerine geçen Şulgi, Guttiler ve Hunilerle savaşarak topraklarını doğu ve kuzeydoğuya genişlettiler. Şulgi'den sonra yönetime geçen Şu-Sin batıdan gelen saldırıları karşıladı.
Amuru'lara karşı zafer kazanan İbi-Sin kentin Elam-lar'ın eline geçmesine engel olamadı. Mardin artık Elam şehriydi. Güney İran'dan(Susa) gelen koyu renkli Elam'lı-lar daha sonra da Sami Irklı Amuru'lar Mezopotamya'ya gelip kendilerine Babil şehrini merkez yaptılar. Amuri ailesinin altıncı ferdi olan Hammurabi'nin ünü yaptığı yasalardan kaynaklanmaktadır. Sümer topraklarını Babil'in idaresi altına alınca bu kez de Babil Devleti kurulmuş oldu. Yukarı Mezopotamya'ya saldırınca Mardin'i de istila ederek topraklarına katmıştır. (MÖ.2200-1925)
Hammurabi Babil ve Güney Babil MÖ. 1931-1910 yılları arasında hüküm süren İtibıl zamanına kadar yaşamıştır, îtibıl'ın hükümdarlığının altıncı yılında (MÖ. 1925) Mardin'i işgal eden Hititler, daha sonra Babil'i de topraklarına katmışlardır.
Hititler, Mardin'i işgallerinden 1 yıl sonra terkedip, İran dolaylarından gelen Ari Irkından Midiller, Mardin ve çevresini ellerine geçirmişlerdir. 500 yıl hüküm süren Midiller, bilinmeyen bir sebepten Mısır'lılara vergiye bağlanmışlar ve bir Midil Prensesi Mısır Firavunu ile evlenmiştir. MÖ. 1367 yılında Midiller arasında iç savaş çıkın*ca bu fırsatı bilen Asur Kralı Asurobalit, Mardin ve çevresini topraklarına katmıştır.
Asurobalit Mardin'i işgal edince Midiller, Hitit Kralı Şup-piluliuma'yı yardımlarına çağırdılar. Zira kral Luluilmiran'ı MÖ. 1354 yılında Emet'e(Diyarbakır'a) sefer yaparken, her ihtimale karşı şehrin korunması için Mardin'e asker bırakmıştır.
MÖ. 1305 te Adadniran, Mardin'e hükmetmiş, MÖ. 1240 ta da I.Şalmanasır, Mardin ve havalisine hakim olmuştur. MÖ. 1190 da Anadolu'dan gelen bazı Ari ırk kavimleri Mardin'i almışlardır.
60 yıl sonra I.Tıplatpalasır, Sıncar, Nusaybin ve Mar*din'den geçerek 20 bin kişilik Maşiki kuvvetinin koruduğu Kemecin'e saldırıp onları yendikten sonra Mardin ve çevresini tekrar ele geçirmiştir.
MÖ. 1060 I.Asurnasırbal zamanında Hititler bir*leşerek Gılgamış yakınlarında Asur'ları yenmişler*dir. Asurlar tekrardan kuvvetlenmeleri üzerine yine Mardin, Asur hakimiyetine girmiştir. MÖ.890 yılın*da II.Tıplatninip Dicle'nin kaynağına kadar ulaşıp I.Lıglatnasırın Kitabesinin yanına kendi Kitabesini dikmiştir. MÖ.883 te Tıplatninip Mardin'e gelerek şehri kalesinde bir Hitit Kralı ile Hanikilyon Kralı*nın elçilerini kabul etmiştir.
Asur döneminde Mardin'e Erdobe denilirdi. MÖ.800 yılına kadar Asuriler'in elinde kalan Mardin daha sonra Urartu Krallığına geçmiştir. Asur-lardan olan Urartu Kralı Mimes zamanında Mardin 50 yıl Urartu idaresine girmiştir. Urartu'nun başşehri Tuşpa (Van)dı. Günden güne Urartu devleti kuvvetleniyordu. Hatta bu arada Asur topraklarını bile işgal etmişlerdir. Asur Kralı IV.Tıplatpalı-sır(MÖ.745-727), Urartu Kralı Şardur'u MÖ. 743 te Fırat yakınındaki Kemenci'de yendikten sonra Van'ı da alarak eski topraklarını kurtarmıştır.
Kemerlerin bir kolu olan Sityaniler Mardin çevresinde MÖ.612 yılına kadar hüküm sürmüşlerdir. MÖ. 608 yılında ise İran'dan gelen Midiler buraları da ele geçirmişlerdir. Bu arada Aşkuzilerle bir anlaşma yapan Midiller, Babil Kralı Nebuplasır idare*sindeki Ninova'ya hücum edip şehri yağmalayıp paylaşmışlardır. Bu arada Habur ve Balih nehirleri arasında yaşayan Aramiler istiklaline kavuşunca, Aşkuzi ve Kemerilerle birleşerek Harran şehrini yağma etmişlerdir.
Mardin, Keldo Kralı Nebublasır'ın idaresindeydi. Nebublasır topraklarını geri almak için oğlu Nebuhad-nasır'ı bir ordu ile üzerlerine yolladı. O da Aşkuzileri, Ermeyi ve Aramileri yenip, Harran'ı vergiye bağladı. Böylece Subaro tarafları Babil topraklarına katıldı. Nebuhadnasırın ölümü üzerine Nabunit memleketin ida*resini oğlu Belşasar'a bıraktı. MÖ. 539 da Pers Kralı Kureyş ile yaptığı savaşta ölen Belşasar'dan sonra Babil Perslerin eline geçmiştir.
Büyük İskender Mısır'ı aldıktan sonra Mezopotamya'ya gelerek İran'a gitmek için Mardin'den geçti. Bu*raları da istila ederek ele geçirdi. Bu tarihte Mardin Makedonya şehri oldu(MÖ:335). İskender'in Babil'de MÖ.323 yılının 28 Mayısında ölümünden sonra komutanlar arasında taht kavgası başlamış ve sonunda dev*letin dörde ayrılması uygun görülmüştür. Mardin doğu bölümünde olduğu için Nikanır denilen General Slev-kos'un payına düşmüştür(MÖ.311).
Göçebe İranlı olan Partlar egemenliklerini kazandıktan sonra Paktorya'yı ve Fırat-İndus nehirleri arasın*daki ülkeleri topraklarına katmışlardır(M.Ö.237-131). Partlar krallığı müstakil sitelerden oluşuyor ve her si*tenin hükümdarı bulunuyordu. Part Kralı I.Midritad M.Ö. 171-139 zamanında ülkesinin sınırları Hindistan'a kadar uzanmış Dicle ve Hazar Denizi kıyıları Part topraklarına katılmıştır. Bir savaşta Nikanor denilen II.Di-mitrios'a esir düşmüştür.(MÖ. 138-128) Bu sıralarda Urfa Krallığı egemenliğine kavuşmuştu(MÖ.131). Böy*lece Mardin ve çevresi Urfa Krallığının(Abgarlar) topraklarında kalmış oldu.
MS.249 da Roma Hükümdarı Filibos saltanatının 5.yılında bir isyan hazırlayıp DC.Abgar'ı memleketten kovmuştur. Şehrin Valiliğine de Hapsioğlu Uralyonos tayin edilmişti. Mardin de Urfaya'ya bağlı olduğu için Roma egemenliğine girmiştir. MS.250 yılında Dakiyos, Pers ülkesini zaptedmiştir. Bu arada tahribata uğra*yan Nusaybin'i de onarmıştır.
MS.330 yılında ateşe ibadet eden ve güneşe tapan Şad Buhari isminde bir kral gelip Mardin Kalesinde kalır. Rahatsız olan kral, kalede kaldığı süre içerisinde iyi olunca, kendisine bir kasır yaptırıp, 12 yıl burada yaşar. Daha sonra kendi memleketi Pers'ten birçok asker ve halk getirip, onları Mardin'e yerleştirir. Getirilen halkın vasıtasıyla MS.442 yılına kadar birçok ilerlemeler görülür.
MS.442 yılında halkı kasıp kavuran amansız bir veba salgını şehri yaşanmaz bir hale getirmiştir. Yaklaşık 100 sene sonra bu yerleşim yerine Ursiyanos adlı Romalı bir kumandan büyük bir ekiple Mardin'i 47 yılda inşa etmeyi başarmış ve halkın tekrar buraya gelmesini sağlamıştır. Bu süreç içinde Perslerin ünlü merkez*leri olan Dara yeniden inşa edilmiştir.
Mardin'de Bizanslar MS.640 yılında Hz.Ömer'in kumandanlarından îlyas Bin Ganem'in işgaline kadar varlıklarını devam ettirmişlerdir. MS.692 de Emeviler'in MS.824 te Mardin ve çevresi Halife Memun zama*nında Abbasilere bağlanmış ve İslamiyet bu dönemde hızla yayılmıştır.
MS.885-978 yılları arasında buralarda hüküm süren Hamdaniler'in kaleyi kesin olarak zaptedişleri 895 yılına rastlar. Doğal olan kalenin bazı yerlerine surlar yaparak bazı yerlerini de onararak günümüze kadar dimdik kalmasını sağladılar. MS.990'da ancak Musul'da tutunabilen Hamdaniler'in topraklarını birer birer ele geçiren Mervaniler Mardin'i de zaptederler. Bu arada Mardin ve çevresinde çarşılar, camiler yaparak onarımlarla İpek yolu üzerinde bulunan bu önemli şehri ticari açıdan canlandırırlar. Alparslan'ın Malazgirt zaferin*den sonra Türklerin Anadolu'ya ulaşan akınları neticesinde gittikçe zayıflayan Mervaniler Devleti Nusay*bin'de M.S.1089'da Selçuklulara yenilerek onların hakimiyeti altına girer.
Artuklular'dan İl-Gazi Bey Mardin'i MS. 1105 te ele geçirerek devletin başkenti yapar. Halep'i aldığı gi*bi Haçlılara karşı giriştiği mücadeleler dolayısıyla İlgazi Bey büyük ün kazanır. Antakya Haçlı Prensi Roger'i yenerek Silvan'ı da ele geçirir. İlgazi'nin ölümünden sonra oğulları ve yeğenleri devletin başına geçerek Diyarbakır, Harput Kalesi ve civarına hakim olarak, Haçlı, Frankları, Urfa Konutu. Bilecik Haçlı Senyörünü ve Kudüs Kralı Bodven'i yenerek Haçlılara karşı büyük bir başarı kazanırlar. Böylece Artuklular bölgede direnme görmeden büyük bir devlet kurarlar.
Bu devletin 304 yıllık egemenlikleri sürecinde çok sayıda tarihi camii, medrese, hamam, kervansaray ve medreseye yapılmış bir çok camii, medrese ve manastır onarılmıştır. Artuklular'm günümüze kadar ayakta durabilmiş eserleri günümüz insanını çok eskilere götürerek mitolojik bir hava teneffüs ettirir .
Timur. Artuklular döneminde 1393 te Mardin Kalesini kuşatıp işgal etmeye yeltense de başarılı olamaz Bu nedenle civarda deyim yerindeyse "ölüm piramitleri" meydana getirir. Timur 1395 yılının Ramazan ayında Mardin'i almak için büyük bir umutla yeni bir kuşatma hazırlıklarına Kızıltepe'de otağını kurarak başlar. Mardin halkı kaleye sığınarak Timur'un şiddetli hücumlarına karşı koymak suretiyle o zamanın en büyük or*dusu ve hükümdarını hüsrana uğratmıştır.
Artuklular halkın bu başarısından dolayı Mardin'i onarma faaliyetine girişirler. 15. yüzyılda güçlenen Ka-rakoy unlular 'in bu devleti ortadan kaldırmak için Mardin'i 2 yıl kadar kuşatması bu girişimleri aksatır. Halk bu kuşatmaya daha fazla dayanamayarak yapılan antlaşma gereği şehrin kalesini Karakoyunlular'a teslim eder(MS.1409). Mardin Karakoyunlular'ın egemenliğinde 61 yıl kalır. Bu süreç içinde aşiretler ayaklanarak Karakoyulular'm rejimine karşı koyarlar ve devleti zaman zaman ele geçirirler.
Karakoyunlular'ı MS. 1462 yılında yenen Akkoyunlular kalenin egemenliğini de ele geçirirler. Bu dönem*de Mardin'e Paşa olarak gelen Kasım Bey. Timur'un yakıp yıktığı şehri ve kaleyi onarmaya girişir. Bu çalışmasını ve başarısını taçlandıran bugüne kadar ihtişamla ayakta durmayı başaran ve tarihe meydan okuyan "Kasım Paşa Medresesini" yaptırır.
16.yüzyılın başında Akkoyunluları egemenliğine alan Şah İsmail güçlü bir Şii devleti kurmayı başarır. Bu dönemde Anadolu'ya girip Şiiliği kabul etmeyenleri zalimce öldürmekten geri kalmaz. Bu durumu gören Mardin hakimi diğer şehirler gibi zulme ve yağmalamaya karşı, şehri ve halkı korumak için kalenin anahtarını kan dökmeden Şah İsmail'e teslim eder...
Mardin'in kesin olarak Osmanlıların eline geçmesi Mısır seferini düzenleyen Yavuz Sultan Selim döneminde gerçekleşmiştir. (Amid)Diyarbakır Valisi Bıyıklı Mehmet Paşa ve Kürt bilgini İdris-i Bitlisinin Yavuz Sultan Selim'in emriyle 1516'da Mardin ve kalesini dokuz aydan fazla kuşatmış, çeşitli illerden gönderilen Osmanlı takviye kuvvetleri, Doğu Anadolu'dan gelen Kürt Beylerinin kuvvetleriyle kaleye defalarca saldırılar düzenlenmiştir.
TARİHİ YAPILAR
MARDİN'DEKİ CAMİLER
Camii (Cami-i Kebir) : Mardin'deki camilerin en eskisidir. Ulu cami mahallesindedir. Kıble duvarına paralel uzanan üç nef, mihrap önünde 2 nef boyunca tromplu ve dıştan ' bir kubbe ile örtülmüştür. 6 paye üzerine oturan kubbe, bütün mekana hakimdir. Çapraz tonozlu revaklarda yalnız kuzeyde beş bölüm kalmış diğerleri kay muştur. Burada revaklar arasında küçük sel sebilli bir eyvan dikkati çeker. Minaresi Artuklu hükümdarı Kudbettin İlgazi zamanında inşa olunmuştur (1176). Bu camiye, Artuklu hükümdarlarından Melik Salih (1312-1362) bir kısım malını vakıf yaptırmıştır. Bunlar 38 dükkan, bir hamam, Bab-ı Cedid civarında bir bahçe ve Mardin köylerinde bir çok bağ dan oluşuyordu. Mardin'in en önemli İslami merkezlerinden biri olan Ulu Cami, devasa yapısıyla tarihin ihtişamını gökyüzüne mağrur minaresiyle göz kırparak taşımaktadır.
Şehidiye Medresesi : Şehidiye
Camii 1214 tarihinde Melik Mansur Nasreddin Artuk Aslan
tarafından yaptırılmıştır. Bu günkü minaresi, Şerefeye çıkılan çift merdivenleri
ile helezonik yapıdadır. 1916 yılında inşa edilmiştir.
Melik Mahmut Camii (Bab Es Sur) : Camii, yatık bir dikdörtgen alan
kaplayan ve bir yanında ve diğer yanlardan dar sokakların ayrıldığı evlerle ve
çeşitli portal şeklinde taş işlemeli ana girişi küçük bir meydanda açık
durumdadır. Melik Mahmud (1367-1368)'un burada defnedilmiş olmasından da bu
camiye Melik Mahmud Camisi denmektedir.
Abdullatif ( Latifiye) Camii : M.S.1314'de Artukoğullarından Melik
Salih ve Melik Muzaffer'in adamlarından Abdullatif Bin Abdullah tarafından
yaptırılmıştır. Minaresi Mısır Valisi Muhammed Ziya Tayyar Paşa tarafından inşa
ettirilmiştir. Sultan Avis ve Melik Mansur burada gömülüdür.
Reyhaniye Camii : 1756 tarihinde Ahmet Paşa'nın kızı Adile Hanım
tarafından yaptırılan bu camii Hasan ayyar çarşısında bulunmaktadır. Minaresi
sekiz köşelidir.
Necmeddin Camii (Maristan Camii) : Emin Necmeddin İlgazi
Artukoğulları tarafından yaptırılmıştır. Bu camiye Sarı Camiide denmektedir.
1116 yılında Emin Necmeddin İlgazi buraya gömülmüştür.
Emineddin Camii : Necmeddin İlgazi'nin kardeşi tarafından
yaptırıldığı söylenmektedir.
Nizameddin Begaz Camii : Diyarbakır kapısında, Melik Kutbeddin'in
veziri Nizameddin Begaz tarafından MS. 1186 yılında yaptırılmıştır.
Şeyh Salih Camii : Hangi tarihte ve kim tarafından yaptırıldığı
bilinmemektedir. Caminin yanındaki kubbeli türbede Salih türbesi mevcuttur.
Caminin 50 metre batısında yontma taşla çevrili dört köşeli türbede Şirin
isminde bir zat defnedilmiştir.
Kale Camii : Hangi tarihte inşa edildiği bilinmemektedir. M.S.1269
yılında Necmeddin İlgazi
MARDİN KALELERİ
Mardin Kalesi
: Mardin Kalesinin diğer bir ismi
"Kartal Yuvası"dır. Şehrin büyük bir kısmının dayanmış olduğu zinin üst kafesine
kurulmuş müstahkem bir mevkidir.
Subari, Sümer, Babil, Mitaniler, Asur, Pers, Roma, Bizans, Emevi, Abbasi,
Hamdaniler, Selçuklular, Artuklu, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Safaviler, Osmanlılar
dönemlerini, kimi zaman zaferleri, kimi hayal kırıklıklarını yaşamış çok önemli
bir kaledir.
MS.330 yılında ateşe ibadet eden ve güneşe tapan Şad Buhari isminde bir kral
gelip Mardin kalesinde kalır. Rahatsız olan kral, kalede kaldığı süre içerisinde
iyi olunca, kendisine bir kasır yaptırıp, 12 yıl burada yaşar. Daha sonra kendi
memleketi Pers ve Babil'den birçok asker ve sivil getirip, onları Mardin’e
yerleştirir. Getirilen halkın vasıtasıyla MS.442 yılına kadar birçok ilerlemeler
görülür. M5.442'da veba salgınından dolayı kaledekilerden sağ kalan olmadı. MS.
542'e kadar Mardin Kalesi boş kaldı.
M.S.975-976'da Hamdaniler'den Hamdan Bin El Hasan Nasır El Devle Bin Abdullah
Bin Ham binlerce yıldır hakim bir konumda bulunan bu doğal kaleyi bir takım
eklemelerle, daha korunaklı bir hale getirmiştir.
Kalenin ovadan yüksekliği bin metre kadardır. Kalenin bir kısmı sarp kayaların
üzerine oturmuştur. Meyilin fazla olduğu insanın çıkıp inmesi ihtimali bulunan
yerlerinde, bundan istifade edilerek sur inşa edilmiştir. Kalenin güney
kesiminde bir kule hala ayaktadır. Kalede daha önceleri mesken olarak
kullanılmaya yarayan kalıntılar gözlenmektedir. Evliya Çelebi her zamanki
anlatım özelliğiyle kale ambarlarının çok miktarda erzak,cephane ile dolu
olduğunu yazmıştır.
l9.yüzyılın ilk yarısında mevcut olan surların, bugün bazı yerlerde yalnız
temellerine rastlanmaktadır. Bir çok kez kuşatılan kale, Timur'u bile çileden
çıkaran direnişini, bünyesinde barındırdığı su sarnıçları ve ambarlarındaki
bolluk ile sağlamıştır. Dimdik ayakta iken şehrin altı kapısı mevcuttu. Bunlar;
İlin batısında Diyarbakır Kapı, Doğuda Savur Kapısı, Kuzeyde Bab-ı Şavt,
Kuzeybatıda Bab-ı Hamara, Güneybatıda, Bab-ı Zeytun, Güneyde Bab-ı Cedid (Yeni
kapı) dir.
Bu kapıların sağlamlığı kalenin uzun yıllar zapt edilemeyişine önemli bir
etkendir. Kartal Kalesinin şöhreti o kadar yaygındır ki, pek çok şaire ilham
kaynağı olmuştur.
Kalenin yaşadıklarına şahit olan Mezopotamya’ya medeniyetin ve tekniğin sihirli
değneği deyince bu zümrüt ovayı bugün nura boğmuştur. Geceleri güney yönünden
muhteşem Kartal Kalesine bakan biri, dağın eteklerinde parıldayan binlerce ışığı
göğün yıldızları sanır.
Kız Kalesi :
( Kal'at ül al Mara-Lorna-Jurekm) Merkeze bağlıdır. İlin 5 km. doğusunda yayı
andıran üç kaleden biridir. Tarihte çok önemli bir koruyuculuk görevi
üstlenmiştir. Kalede, kral kızına ait taştan yapılmış bir taht, su sarnıçları,
kuyular, mağaralar ve kalıntılar mevcuttur.
Kal'at ül Mara'da modern anlamda havacılık sporunu geliştirmek ve turizmi
canlandırmak amacı ile teleferik projesinin uygulamaya konulması
düşünülmektedir.
Erdemeşt Kalesi : Bülbül Köyü ile
Arur Kalesi arasında kalan tepe üzerindeki kaledir.
Anır Kalesi : Mardin'e 5 km uzaklıkta,
Deyrulzafaran Manastırının arkasında bulunan tepenin üzerinde çok eski geçmişe
sahip kaledir.
Dara Kalesi: ( Daras Anastasiupolis)
Merkeze bağlı kale, Mardin şehrinin 30 km. doğusunda, meşhur Dara Harabeleri
içinde yığma bir tepe üzerinde yükselir. Burası Yukarı Mezopotamya Bölgesinin en
ünlü tarihi şehri iken bugün bir köy görünümündedir. Oysa ki, tiyatro sahneleri,
su sarnıçları, su değirmeni, barajı, mahsara, köprü, 40 m. derinliğinde yer
altındaki zindanı ve üniversitesiyle çok önemli bir medeniyet katmanı olarak
tarihte parlak bir dönem yaşamıştır.
Kaleyi meşhur İran hükümdarı Dara Yuvaniş yaptırmıştır. Miladın ilk yıllarına
kadar İranlılar'la Romalılar arasında el değiştirmiş kale günümüze kadar
özeliğini korumuştur.
Rabbat Kalesi : Derik
ilçesinin 15 km. batısında, Hisaraltı Köyü sınırları içinde yer almaktadır.
Binlerce yıllık bir tarihe sahiptir. Artuklu döneminde onarımdan geçmiş ve bir
takım eklemelere maruz kalmıştır. 15 burcu, 4 köşesinde 4 gözetleme kulesi
mevcuttur. Burçların yüksekliği 15 metredir. Kalenin doğuda ve batıda iki kapısı
bulunmaktadır. Yeraltında inşa edilen barınaklar üzeri toprak yığılı bir şekilde
zamanında önemli bir görev yüklenmiştir. Yeraltında saray kalıntıları, erzak
ambarları ...
Dermetinan Kalesi : Kale, Mazıdağı
ilçesinin 20 km. kuzeybatısında ve Gümüşyuva Köyü sınırları içindedir.
Mardin'den sonra Diyarbakır'ın fethine karar veren Timur, Mezopotamya'ya Karadağ
istikametinden açılan boğaza hakim olma, Mardin ve Diyarbakır'ın birbirine
yardım yollarını kapatma, her iki tarafın geçidini emniyet altına almak
amacıyla arazi üzerinde keşifler yaptırmış ve ilk iş olarak kendisine geçit
vermeyen Dermetinan Kalesinin fethini emretmiştir. Kalenin fethi beklendiği gibi
kolay olmamıştır. l50 m. yüksekliğinde bir tepenin üst düzlüğüne inşa edilen
kale Timur'u uzun zaman uğraştırmıştır.
Dermetinan Kalesinde dikkati çeken bir başka özellik Bizans döneminden kalma,
kapısında iki mühür bulunan mermer bir mezarlıktır. Burada duvar kabartmalarının
orijinal yapısı oldukça önemlidir. Kale, Bizanslılar tarafından yaptırılmıştır.
Sekiz burç ve gözetleme kuleleri, kuzeye açılan tek kapı ve içerdeki su
sarnıçları...
Zarzavan Kalesi : Sammachisacane
(Mardin-Diyarbakır karayolu üzerinde) İpek yolunun en güzel köşelerinden birinde
50 m. yükseklikteki bir tepe üzerine inşa edilmiştir. Yapılış amacı tamamıyla
kervan ticaretiyle uğraşanların güvenliği içindir. Timur'un Mardin'i zaptetme
girişimleri sırasında bu kale ele geçirilmiş, karşı koyanlar öldürülmüş ve
ardında bir harabe bırakılarak çekilip gidilmiştir.
Savur Kalesi(Sauras) : Kale, Savur
ilçesinin sırtını dayadığı yüksek bir tepenin üst düzlüğüne tek beden halinde
kurulmuştur. Romalılar tarafından zamanın stratejik kaideleri göz önünde
bulundurularak inşa edilmiştir. Romalılarla Araplar arasındaki büyük çekişmelere
sahne olan Savur Kalesi devamlı surette el değiştirmiş ve uzun zaman merkezi bir
kale olarak kalmıştır.
Kale, İpek yolunun can damarı konumundaki hakim bir mevkide tüm
esrarengizliğiyle durmaktadır.
Aznavur Kalesi : Kale, Nusaybin
ilçesinin 14 km. kuzeydoğusundadır. Aznavur Kalesi geniş bir vadinin üzerinde
iki penin zirvesindedir.
Kale H.360-M.970'de Hamdan Bin A1 Hasan, Hasır Al-davla Bin Abdullah Bin Hamdan
taraf inşa edilmiştir. Doğudan batıya 400 m. uzunluğunda genişliği 30-60 m.
arasında değişmektedir. Kalenin inşa edilmiş olduğu düzlüğün zemini doğuda 800,
batıda 300 m. yüksekliktedir. Kale 14 burç, iki gözetleme kulesiyle tahkim
edilmiştir. Güneye açılan tek kapısı doruğa kale meydanına gider, burada kale
bedeyinin mekanı görülmeye değer bir özelik teşkil etmektedir. Güneyde Suriye
Ovasına hakim bulunan kulesi hala ayaktadır.
Rahabdium-Hafemtay Kalesi : Kale Nusaybin
ilçesinin 20 km. kuzeydoğusunda. Suriye hududuna yakın bir tepe üzerinde
Romalılar tarafından inşa edilmiştir. Tepenin doğusunda bulunan vadiden
Nusaybin-Midyat kervan yolu geçmekteydi. Romalıların Suriye'den gelecek
tehlikeler için ileri karakolu görevi yapan Hafemtay Kalesi, uzun zaman
Araplarla, Romalılar arasında çekişme konusu olmuştur. Bu nedenle de adı tarihte
pek kanlı geçmektedir.
Kale gerek Nusaybin Ovasına ve gerekse kervan yolunun geçtiği vadiye, Suriye
Ovasına tamamıyla hakim bir durumdadır. Güneyden kuzeye doğru uzanan kalenin 14
burcu, iki gözetleme kulesi mevcut olup uzunluğu 1500 metreyi bulan surlarının
yüksekliği 10, burçlar ile gözetleme kulesinin 20 metre kadardır.
Kaleye giriş güneyden tek noktadan yapılır. Kale meydanında su sarnıçları, erzak
ambarları bazı bina kalıntıları ile yer altı mahzenleri görünmektedir.
Merdis-Marin Kalesi : Kale Nusaybin
ilçesinin 15 km. kuzeydoğusundadır, Marin kalesi, eski Merdis şehrinin üzerinde
yüksek bir kayalık üzerine inşa edilmiştir. Çevre genişliği 1500 metredir.12
kule ve burcu vardır. Güneye açılan kapısı eskiden bir demir kapı ile
korunurmuş.
Kalenin doğusunda Merdis Kralının şatosu bulunmakta, şatonun altında kayalara
oyulmuş, derinliği 5, uzunluğu 18, genişliği 5 metre olan bir mahzen, bunun
yanında da suyu eksilmeyen bir sarnıç vardır.
Kalenin kimler tarafından yaptırıldığına dair bir kayıt olmamasına rağmen, inşa
tarzından bir Bizans eseri olduğu ve tarihte bir çok kez onarıldığı
anlaşılmaktadır. Kalenin burç ve surları günümüze kadar özeliğini muhafaza
etmiştir.
Haytam Kalesi : (Turabdin-Dimitriyus)
Günyurdu-Dibek Köyleri arasındadır. Servis yolunun 500 m doğusunda 1254 rakımlı
Bagok(İzlo) dağının doğusunda yer alır. MS:351 yılında Roma İmparatoru Büyük
Konstantin oğlu Kustus tarafından inşa edildi. Kaleye bağlı Basibrin Köyü
vardır. Kale çok el değiştirmiş olup, M5.1462'de Uzun Hasan Begin hizmetçisi
olan Kör Halil isminde bir Türk Amiri tarafından işgal edildi. Bugün yıkıntılar
görünümündedir. Deyrulumur Manastırı yakınındadır.
El Nıhman Kalesi : Bülbül Köyünde
bulunan kaledir. Kalede 3 katlı Hapis mevcuttur.
MARDİN'DEKİ MEDRESELER
Kasımiye Medresesi : Akkoyunlu Hükümdarı Cihangir oğlu Kasım Padişah Mardin'e atandığı zaman, şehri onarmak için hummalı bir faaliyete başlar. Bu özverili çalışmasını taçlandıran ve günümüze kadar mükemmel yapısıyla ayakta durabilen bu çok amaçlı medreseyi yaptırmıştır ( 1469). Tuğlu tonozlu revaklar ve yanlara doğru derin tonozlarla genişletilmiş tromp kubbeli cami, revaklı avluda, büyük eyvanın selsebili kanallarla ortadaki havuza bağlanmıştır. İki teras üzerine iki katlı medrese, cami ve türbe ile birlikte külliye şeklindedir.
Sıtti Radaviye(Hatuniye)Medresesi : 1177 yılında Kutbeddin İlgazi'nin annesi tarafından Sıtraziya Camii ile aynı tarihte Hatuniye Medresesi inşa ettirilmiştir. Hatuniye Medresesi, iki eyvanlı revaklı avlulu, iki katlı bir yapıdır. Ana eyvanının yanında içi rölyef dekorlu tromplu kubbesi ile türbe yer alır. Camii içinde Hz.Muhammed'e ait olduğu kabul gören ayak izi mevcuttur. Lahitler bu yöredeki Artuklu eserlerinin en önemlilerinden biri olan bu medreseyi ayrıcalıklı bir konuma sokar.
Şehidiye Medresesi
: Şehidiye Camii ile aynı tarihte
inşa edildiği rivayet edilen bu medresenin 1214 tarihinde Melik Mansur Nasreddin
Artuk Aslan tarafından yaptırılmıştır. İki eyvanlı olup, kuzey eyvanı sel
sebilli diğer eyvan batıda çapraz tonozlu revakların ortasındadır. Medresenin
güneyinde küçük bir cami vardır. Bu günkü minaresi, Şerefeye çıkılan çift
merdivenleri ile helezonik yapıdadır. 1916 yılında inşa edilmiştir.
Zinciriye(Sultan
İsa) Medresesi : 1385 yılında Melik
Necmettin İsa Bin Müzaffer Davut Bin El Melik Salih tarafından yaptırılmıştır.
Medresenin girişindeki taş işlemeler dikkat çekicidir. İki avlulu ve iki katlı
olup, avlunun dışında kalan mekanlarla iyice yayılmış, dilimli kubbeleri ile
uzaktan dikkati çeker. Medresede Sultan İsa Türbesi ve bir çok eski kitabeler
mevcuttur. Medresenin yüksekte kurulmasının amacı, rasathane olarak
kullanıldığındandır. Mihrapta kullanılan taşa ışık vurunca renk cümbüşüne
dönüşür. Müze olarak da kullanılmıştır.
Altun Boğa Medresesi : Melik Mansur Ahmet Küçük'ün veziri Altun
Boğa tarafından 1364 yılında yaptırılmıştır.
Şah Sultan Hatun
Medresesi : Akkoyunlu hükümdarı Kasım
Bin Cihangirin yeğeni İbrahim Bey tarafından yaptırılmıştır. Medrese, Teker
mahallesinde bulunmaktadır.
Hüsamiye Medresesi : Artukoğlu Hüsamettin Timurtaş tarafından
yaptırıldığı bilinmektedir.
Muzafferiye
Medresesi : Artukoğlu Melik Muzaffer
Karaaslan tarafından siyah beyaz taşlardan yaptırılmıştır. Kale eteğinde önemli
bir yapı konumunda iken bugün herhangi bir buluntusu yoktur.
Savur Kapı Medresesi : Kim tarafından ve hangi tarihte inşa
ettirildiği bilinmemekle beraber, yapısal özellikleriyle Artuk mimarisini
yansıtır.
Melik Mansur
Medresesi : Artuklu eseri olan bu yapı
Gül Mahallesinin kuzeydoğusundadır. İçinde lahitlerin bulunduğu bu medrese
günümüzde Mescit olarak kullanılmaktadır.
MARDİN'DEKİ MANASTIRLAR
Deyrulzafaran Manastırı :
Mardin ilinin 3 km. doğusunda bulunan Deyrulzafaran Manastırı Yukarı
Mezopotamya'ya bakan yamaçlarda yer almaktadır. Manastırın güney kısmı hariç
diğer tarafları dağlarla çevrilidir. Süryanilerin tarihi ve dini değerleri
arasında bugüne kadar ayakta kalabilmiş müstesna bir abide olan manastır 639 yıl
boyunca Dünya Süryanilerinin Patriklik merkezliğini yapmıştır.
Manastırın M.Ö.’ye ait kısımlarının kuruluş tarihi bilinmemekle beraber Mardin
ilinin kuruluşuna kadar uzandığı tahmin edilmektedir. Milattan öncesine ait yapı
19. Yüzyılda bulunmuştur.
Bu yapıda göze çarpan en önemli özellik tavan yapısıdır. Tavanı oluşturan taşlar
20x0.5 m. ebatlar l3 sıra halinde ve aralarında herhangi bir harç olmaksızın
birbirine kenetlenmiş halde duran geometrik yapıdadır. Göze çarpan diğer bir
özellik ise mabedin her iki tarafında kurban sunulan yeri olan kemerli
kısımların bulunmasıdır. Tapınak 52.5M_ dır. Manastırın milattan sonrasına ait
dönemlerde yapılan eklentiler Hıristiyanlık döneminin başlamasıyla
birlikte gerçekleştirilmiştir.( M.S. 493)
Deyrulzafaran Manastırı, geçmişten günümüze kadar gelen ilgi çekici kiliseleri,
kubbe ve sütunları, ahşap el işlemeleri kapılarıyla geçmişin en güzel mimari
örnekleriyle Süryanilerin dini ve tarihi değerleri arasında dünya çapında eşsiz
bir abide niteliğini bütün görkemliliğiyle muhafaza etmektedir.
Mor Mihayel Kilisesi ve Burç Manastırı
: 185 yılında inşa edilmiştir. MÖ.ye ait bölümleri mevcuttur. Yeni yol
Caddesinin alt tarafındadır.
Hammara Manastırı : M.S.326 yılında yapılmıştır. Diyarbakır Kapı
Mahallesi Kırkız mevkiindedir.
Mar Barbara Manastırı : 17. Yüzyılda yapılmıştır. Yeni şehirde harebe
şeklindedir.
Mor Efram
Manastırı : 1884 yılında Patrik
Cercis Şelhet tarafından yapılmıştır.
Meryem Ana Manastırı : Midyat Anıtlı (Hah) Köyündedir.
Yöre Süryanilerinin genel kanısına göre üç mecusinin gelip Meryem Ana
Manastırını kurduğu şehirdir.
Mor Dimet Manastırı :
Savur İlçesi Dereiçi Köyündedir. Manastıra
gelen Romatizma hastalarının iyileşmesi sebebiyle buraya Romatizma Manastırı da
denilmektedir.
Mor Cırcıs
Manastırı : Derik İlçe
Merkezindedir. Yüksek Tavanı ve Mihraba bakan U şeklindeki kilise içinden
görülmeyen koro balkonuyla ayrı bir mimarisi vardır.
Deyrulumur Manastırı : Midyat'ın 18 km. doğusunda olup, Savurlu Mor
Samuel ile Kartminli Mor Şemun tarafından M.S. 397'de inşa edilmiştir. 615 ve
1049'da Metropolitlik merkeziydi. Manastırda Kral Arkedeus zamanında Mor Şemun
tarafından barınma ve dua yerleri, Kral Teodosyus çağında lahitlerin konacağı
abide evi Meryem Ana Kilisesi, Resuller Kilisesi, Kırk şehit Kilisesi, Mor
Şamuel Mabedi, Kral kızı Teodara'nın Mor Şamuel tarafından iyileştirilmesi
sebebiyle Teodara Kubbesi, Mor Şemun Mabedi, Mısırlılar tarafından yaptırılan
Kubbeye MS.512 yılında Kral Anastas tarafından yaptırılan büyük Mabet ile
muhteşem mimari örnekleriyle efsanavi abide niteliğini bütün görkemliğiyle
muhafaza etmektedir.
Mor Yakup Manastrı :
Nusaybin İlçe Merkezindeki Manastır, Mor Şabo
ve 11 öğrencisinin Şehitliğine kadar mecusi tapınağıydı. Tapınak kalıntıları
üzerine MS.328 yılında Mor Yakup'un ölümünden sonra adına ithafen inşa
edilmiştir. İçinde türbesi vardır. l9.yüzyıla kadar bünyesinde rahipler yaşardı.
Deyrulzafaran Manastırı : Mardin ilinin 3 km. doğusunda bulunan
Deyrulzafaran Manastırı Yukarı Mezopotamya'ya bakan yamaçlarda yer almaktadır.
Manastırın güney kısmı hariç diğer tarafları dağlarla çevrilidir. Süryanilerin
tarihi ve dini değerleri arasında bugüne kadar ayakta kalabilmiş müstesna bir
abide olan manastır 639 yıl boyunca Dünya Süryanilerinin Patriklik merkezliğini
yapmıştır.
Manastırın M.Ö.’ye ait kısımlarının kuruluş tarihi bilinmemekle beraber Mardin
ilinin kuruluşuna kadar uzandığı tahmin edilmektedir. Milattan öncesine ait yapı
19. Yüzyılda bulunmuştur.
Bu yapıda göze çarpan en önemli özellik tavan yapısıdır. Tavanı oluşturan taşlar
20x0.5 m. ebatlar l3 sıra halinde ve aralarında herhangi bir harç olmaksızın
birbirine kenetlenmiş halde duran geometrik yapıdadır. Göze çarpan diğer bir
özellik ise mabedin her iki tarafında kurban sunulan yeri olan kemerli
kısımların bulunmasıdır. Tapınak 52.5M_ dır. Manastırın milattan sonrasına ait
dönemlerde yapılan eklentiler Hıristiyanlık döneminin başlamasıyla
birlikte gerçekleştirilmiştir.( M.S. 493)
Deyrulzafaran Manastırı, geçmişten günümüze kadar gelen ilgi çekici kiliseleri,
kubbe ve sütunları, ahşap el işlemeleri kapılarıyla geçmişin en güzel mimari
örnekleriyle Süryanilerin dini ve tarihi değerleri arasında dünya çapında eşsiz
bir abide niteliğini bütün görkemliliğiyle muhafaza etmektedir.
Seyde ( Meryem Ana) Manastırı : M.S.326 yılında kayaların içine
oyularak yapılmıştır.
MARDİN'DEKİ KİLİSELER
Mar Petıus ve Pavlus Kilisesi: 1914'te Patrik 2. Abdullah döneminde Papaz Abdulmesih'in gayretleriyle Petrus ve Pavlus adına yapılmıştır. Kök boyalarla el işi baskı perdeleri mevcuttur. Bu kilisenin taş işlemeleri sadedir. Merkez Gül Mahallesindedir.
Mor İliyo Kilisesi: Mardin
Kalesindedir. 3.yüzyılda yapılmıştır.
Mat Behnam (Kırklar)Kilisesi:
5.yüzyılda yapılmıştır. Şar
Mahallesindedir. Kilise üç giriş kapılı, ince taş işçiliğiyle işlenmiş
Mihrapları , dört yüzyıllık ahşap Mihrap kapıları, 1500 yıllık kök boya ile
baskı perdeleri, geniş avlusu içinde çan kulesi evi ve adeta dantel gibi
işlenmiş taş oymacılığı örneklerinin yeraldığı divan mevcuttur. 1170 yılında
Kırk şehitlere ait kemikler bu kiliseye getirilmiştir. Bu gün Mardin
Metropolitlik Kilisesidir. Meryem Ana Kilisesi: Savur kapı mahallesinde 1857'te
ibadete açılmıştır. Yıkık yettedir. Kırmızı (Surp Kevork) Kilise: 420 yılında
yapılmıştır. 10 taş sütun üzerinde inşa edilen sede, mihrabın farklı geometrik
taş süslemeleriyle ayrı bir özelliği vardır. Protestan Kilisesi: Geniş bir alan
üzerinde inşa edilen kilise 569 yılında yapılmıştır.
Meryem Ana Kilisesi:
Patrikhane 1860 yılında Patrik
Antuan Semheri tarafindan yaptırılan kilisede; kemer, yuvarlak taş sütunlar ve
avluda korkuluklar yeralır. Patriğin oturma yeri ile İncil vaiz yeri, üzüm
salkımlı motiflerinin ahşap el işçiliğiyle bambaşka bir görünüm sergilemektedir.
İçi 21 sütun üzerinde''Vermadun, Baharan'' Koro balkonu akustiktir.
1895 yılında Antakya Patriği İğnatuos Benham Banni tarafından inşa edilen
Patrikhane bugün müze olarak hizmet vermektedir.
Eski Patrikhane binasının bir kısmı, İlde ana caddenin 1914-1915 yıllarında
Almanların demirden yapılmış tekerlekli arabaların geçebilmesi için yapılan
genişletme çalışmalarında yıkılmıştır. 1958 yılında ana cadde
genişletilip Cumhuriyet Alanı ve yol bugünkü haline getirilmiştir.
Mar Hırmıs Kilisesi:
M.S.430'da yapılmıştır. 1552 yılına kadar
Nasturilerin kullanımındaydı. Bu kilisede iki Metropolit Mezarı mevcuttur.
Mar Yusuf
Kilisesi: Meclis-i Mebusan Üyesi
Hovsep Kazasyan'ın öncülüğünde ve Mardin Ermeni Katolik Cemeati katkılarıyla
Patrik VIII. Grigoryus tarafından Mardin Metropolitliğine getirilen Melkun
Nazaryan’ın görevi sırasında Mardin Surp Hovsep Kilisesinin inşaatına
1864’te başlanmış, 1894 yılında ibadete açılmıştır. Kilisenin yan tarafından
Ruhbanların yeri vardır. Mimarı nam-ı değer Mimar Lole’dir. Rutubeti önlemek
için kilisenin inşaatı sırasında temele tonlarca tuz dökülmüştür. Bu usul
antik çağdan gelmektedir. Tepesinde Çan Kulesi olup, mimarisi düz damlıdır. İçi
21 sütun üzerinde “Vernadun, Baharan” Koro Balkonu akustiktir. Altı kutsal
mihrabı olup, kuzeyde Horan, taşkoro, güneyde Kavit,batıda Mıgırdaran, doğuda
Adyan şeklinde yapılmıştır.
Mor Şimuni Kilisesi: Eski Kale Köyünün güneybatısında yeralır. 793
yılında inşa edilmiştir.
Mor İvennis Kilisesi:
Eski kale köyünün güneydoğusunda yeralan kilise
793 yılında inşa edilmiştir.
Mor Circis
Kilisesi: Eski kale köyünün
kuzeybatısında yeralan kilise 793 yılında yapılmıştır.
Mor İliye Klisesi: Yapım
tarihi bilinmeyen kilise Çiftlik Köyündedir. Kilise içerisinde yan bölümünde iki
oda mevcuttur. Bu odalara geçiş çok alçak tavanlı kapıdan yapılmaktadır. Orta
kısımda şifalı (ruh, sinir ve sara hastaları) taka denen bölümü sık sık ziyaret
edilmektedir.
Mor
Yakup-Mor Kuryakus Kilesesi:
Kesin yapım tarihi bilinmemekle beraber 3.yüzyıla tarihlenen kilise Bülbül
Köyündendir.
Meryem Ana
Kilisesi:
Göllü Köyünde bulunan kilise yıkık haldedir.
Mor Yuhannın
Kilisesi: 370 yılında inşa edilen
kilise Dereiçi (Kıllıt) Köyündedir.
Mor Babi Kilisesi:
Nusaybin Günyurdu Köyünün kuzeybatısında ve tepenin
başında bulunmaktadır. Kayanın yontularak kilise inşa edilmiştir.
Buralara Mağara veya Yer altı Kilisesi de denilmektedir.
Mor Aho
Kilisesi:
Günyurdu Köyünün kuzeyinde tepe üzerinde bulunan
kiliseye Patrik III. Yakup döneminde bazı eklemeler yapılmıştır.
Mor Şemun
Kilisesi: Günyurdu Köyünün
kuzeyinde yer almaktadır.Çok eski bir tarihe sahiptir.
Mor Yuhanna
Kilisesi:
Turabdin Dağının kayalık bir yamacındadır. Birçok
yapıdan oluşmaktadır. Mor Evgin Manastırına 5 km. uzaklıkta olup, yaya olarak
gidilebilmektedir.
Merkez İlçeye
bağlı Bülbül Köyünde Mor Stefanos,
Teodoros Kilisesi ve Meryem Ana Kilisesi,
Midyat Merkezinde:
Protestan, Mar Şumune, Mor Barsavmo, Mor Ahısnoyo,Mor
Şarbe, Meryem Ana Kiliseleri
Ömerli Merkezinde: ise Mor Cırcıs Kilisesi, Savur Merkezinde Mor Yuhanın
Kilisesi(370 yılında) vardır.