Adının Kökeni
Şehrin cumhuriyetten önce Magnisa biçiminde yazılan adı eski çağdan kalma Magnesia dan türemiştir. Bu adın bir zamanlar Taselya’dan buraya göç etmiş Magnetlerden kaldığı,yada çevredeki mıknatıslı demir yataklarından ileri geldiği söylenirse de Manisa sözcüğünün Lydia yada başka bir ön Asya dilinden türemiş olması daha kuvvetlidir. Manisa Dağı’nın Kuzey yamacında oyulmuş 9 metre yükseklikteki bir kaya resminkinde Frigya tanrılarından Kybele,yada Hititlerin bereket tanrıçası temsil ettiği sanılır. ,
Genel Tarih
Manisa’nın bilinen târihi, Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran Hititlerle
başlar (M.Ö. 1450-1200). Hititlerin hâkimiyeti alındaki topraklarda yaşayan
İyonlar, bu bölgede İyon medeniyetini kurdular. Hititlerin iç savaş ve
bölücü faaliyetlerle yıkılmasından sonra, Frikyalılar, kısa bir müddet bu
bölgeye hâkim oldular. M.Ö. 670 senesinde bu bölge Lidyalıların eline geçti.
Lidyalılar Kızılırmak’ın batısında kalan bütün Anadolu’ya hâkim oldular.
Lidyalıların başşehri Sardis (Sard), o devrin en önemli ticâret yolu sayılan
“Kral Yolu”nun Efes’ten sonra ikinci büyük ve gelişmiş şehri idi. Lidya
Kralı Kroisos (Krezüs) zenginliği ile isim yapmıştır.
M.Ö. 547’de, Pers Kralı Kiros Lidya Devletini ortadan kaldırınca Persler bu
bölgeyi de ele geçirdiler. Sard şehrini genel vâlilik (straplık) yaptılar.
M.Ö. 333’te Makedonya Kralı İskender, Persleri yenerek Anadolu ve İran’ı ele
geçirdi. Pers Devleti sona erdi. İskender’in ölümünden sonra, kurduğu
imparatorluk komutanları arasında taksim edildi. Bu bölge Anadolu’nun diğer
kısımları gibi Seleukoslar Devletinin payına düştü.
M.Ö. 190 senesinde Romalılar Seleukos Devletine son verdiler. Manisa ve
civarını müttefikleri olan Bergama Krallığına verdiler. Bergama Krallığını
M.Ö. 130’da Roma Devletine ilhak ettiler. Böylece bu bölge, Roma’nın
hâkimiyetine geçti. M.S. 395’te Roma ikiye bölününce bütün Anadolu gibi
Manisa ve civârı, Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü. Bu devirde de, Sard
birinci derecede büyük bir şehir olup, Manisa, ikinci derecede bir şehirdi.
1071 Malazgirt Zaferinden sonra Anadolu Fâtihi Süleymân Şah, 1076’da Türkiye
Selçukluları Devletini kurdu ve Manisa’yı İzmir Fâtihi Çaka Bey fethetti.
Birinci Haçlı Seferinde Bizanslılar Manisa’yı geri aldılar. 1313’te
Manisa’yı ikinci defâ Saruhan Bey fethetti. Selçuklu uç beylerinden olan
Saruhan Bey, Manisa’yı başşehir yaparak Saruhan Beyliğini kurdu.
1390 senesinde Osmanlı Sultanı Yıldırım Bâyezîd Manisa’yı Osmanlı
topraklarına kattı. Tîmûr ile yapılan Ankara Savaşından sonra kısa bir
müddet Saruhan Beyliği yeniden kuruldu ise de; 1410 senesinde Sultan Çelebi
Mehmed Han, Manisa ve çevresini kesin şekilde Osmanlı Devleti sınırları
içine kattı. Osmanlı devrinde Manisa çok önemli bir şehirdi.
“Taht-ı Saruhan Sancağı” (Vilâyeti) 1451’e kadar merkezi Ankara ve 1451’den
sonra da merkezi Kütahya olan Anadolu beylerbeyliğine bağlı 14 sancaktan
biriydi. Manisa Sancağında 160 sene 16 veliaht ve şehzâde vâlilik yaptı ve
bunlardan beşi pâdişah oldu. Yıldırım Bâyezid’in oğlu Ertuğrul Çelebi
(1390-1392) şehirde Osmanlıların ilk vâlisi olmuştur. Fâtih Sultan Mehmed,
babası Sultan İkinci Murâd, Kânûnî Sultan Süleyman, Üçüncü Murâd ve Üçüncü
Mehmed de Manisa sancakbeyliğinde bulunmuştur. Bu şehzâdeler Manisa’yı îmâr
etiler ve pekçok eser yaptılar.
On yedinci asır başına kadar sâkin olan Manisa, dış güçlerin teşvik ve
tahriki ile 1600’lü yıllarda eşkıyaların yatağı oldu ve sık sık ayaklanmalar
ve eşkıya hareketleri meydana geldi. Manisa bu celâli eşkıyaları sebebiyle
tam iki asır gelişemedi hattâ bâzı sahalarda gerilemek zorunda kaldı.
Bölgede Kalenderoğlu, Yusuf Paşa ve Cennetoğlu gibi derebeyler yaşamıştır.
On sekizinci asrın sonunda eşkiyalar tamâmen temizlenince, Manisa halkı
rahat etti. Demiryolu ile İzmir’e bağlanınca on dokuzuncu asır başında
Anadolu’nun büyük merkezlerinden gelişmiş ve kalabalık bir şehri hâline
geldi.
Tanzimattan sonra Manisa “Saruhan” adı ile merkezi İzmir olan (Aydın)
vilâyetinin 5 sancağından biri olmuştur. 1833’te Mısır vâlisi Mehmed Ali
Paşanın oğlu Kavalalı İbrahim Paşa, kısa bir müddet Manisa’yı işgâl
etmiştir.
Birinci Dünyâ Harbinden sonra Avrupalı ülkelerin teşviki ile Anadolu’ya
çıkan Yunan birlikleri, Manisa’yı işgal etmişler ve Manisa, 3 yıl 3 ay 12
gün (26 Mayıs 1919-8 Eylül 1922) Yunan işgalinde kalmıştır. Türklerin çoğu
Manisa’yı terk etmiştir. Yunan ordusu bozguna uğrayıp geri çekilirken,
Manisa’da bulunan 12 bin binânın 8 binini yakıp yıkmıştır.
Cumhûriyetin îlânından sonra sancaklara (vilâyet) il ismi verilince Saruhan
da il olmuş, 1927’de şehrin adı Manisa olarak değiştirilmiştir. Türkiye
Cumhûriyetinin yedinci cumhurbaşkanı Kenan Evren 1918 senesinde Manisa’nın
Alaşehir ilçesinde doğmuştur.
Tarihi Yerler
Manisa ili tabiî güzellikleri ve târihî eserleri çok olan bir ilimizdir.
Eski devirlerle Selçuklu ve Osmanlı devirlerinden kalan pekçok eser vardır.
İstanbul, Edirne ve Bursa’dan sonra Osmanlılar tarafından en çok îmâr edilen
Manisa, Osmanlı mîmârîsinin en zengin örneklerini taşıyan dördüncü şehirdir.
Yunan işgâli sırasında birçok târihî eser yakılıp yıkılmıştır. Zamânımıza
ulaşanlarından önemlileri şunlardır:
Hâtuniye Külliyesi: Sultan İkinci Bâyezid’in hanımı Hüsnü Şah Hâtun 1490’da
yaptırmıştır. Külliye; câmi, sıbyan mektebi, Kurşunlu Han, medrese ve
hamamdan meydana gelmiştir. Medresesi yıkılmıştır. Kurşunlu Han gördüğü
tâmirler yüzünden, orijinal yapısını kaybetmiştir. Minâresinin gövdesi
zikzaklı burmalarla bezenmiştir. Geometrik oymalarla süslü minberi
orijinaldir. Külliye ilk dönem Osmanlı mîmârîsinin en güzel
örneklerindendir. Câminin yanındaki türbe 1881’de ölen Sadrazam Rüştü Paşaya
âittir.
Sultan Külliyesi: Yavuz Sultan Selim Hanın Hanımı Ayşe Hafsa Sultan
yaptırmıştır. Külliye; câmi, sıbyan mektebi, sultan hamamı, Dârüşşifâ,
medreseden meydana gelmiştir. Mesir macunu bu külliyede bulunan câmiden
halka atıldığı için Mesir Câmii adı ile de bilinir. Câminin mihrab ve
minberi Osmanlı sanatının üstün yapılarındandır. Dış medrese yıkılmış olup,
iç medrese günümüzde müftülük olarak kullanılmaktadır. Dârüşşifa kısmı ise
günümüzde sağlık müzesidir.
Murâdiye Külliyesi: 1582-1585 seneleri arasında yapılmış olup Mîmar Sinan’ın
eseridir. Külliye; câmi, medrese, imârethâne, sıbyan mektebinden meydana
gelmektedir. Sıbyan mektebi yıkılmıştır. Külliyeyi Sultan Üçüncü Murâd Han
yaptırmıştır. Câmisi Manisa’daki Osmanlı devri câmilerinin en değerlisidir.
Kesme taştan yapılan câminin sağ ve solunda iki ince minâre bulunmaktadır.
Giriş kapısı ağaç oymacılığının bir şâheseridir. Sütun kapı, duvar ve
kubbede yer alan oymalı mermerler, çiçek motifli ve âyet-i kerîmelerle süslü
çiniler ve diğer çeşitli süslemelerle Türk süsleme sanatının en güzel
örneklerindendir. Medresesi, Etnografya Müzesi; imârethâne kısmı ise
Arkeoloji Müzesi olarak kullanılmaktadır. Sultan İkinci Abdülhamid Han
zamanında külliye esaslı bir şekilde tâmir edilmiştir.
Ulu Câmi: Manisa’nın en eski câmisidir. Saruhan Beyin torunu İshak Bey
tarafından 1366’da yaptırılmıştır. 14 sütun üzerine üç yönde revakla
çevrilmiştir. Sütunlarının bâzıları Bizans kilisesine âittir. Câminin
yanında bir medrese vardır. Medrese kapısı yanında tek şerefeli kilim
desesini andıran ve yeşil, mavi, sarı ve mor renkli çini tuğlalarla süslü
kısa gövdeli minâresi vardır. Minber abanoz ağacından yapılmış olup, âyet-i
kerîme yazılarıyla süslüdür. Minber Türk ağaç oymacılığının güzel
örneklerinden olup, Manisa Etnografya Müzesindedir. Medrese, Bizans kilise
harâbeleri üzerine yapılmıştır. Boyu 36,55 m, eni 32,55 metredir.
Çeşnigir Câmii: Çeşnigir Sinan Bey tarafından 1474’te yaptırılmıştır.
Mihrabı geometrik oymalarla bezelidir. Yanında Karamanoğullarının yaptırdığı
kitaplık bulunmaktadır.
İvaz Paşa Câmii: İvaz Paşa bin Abdülmümin tarafından 1488’de Mutlu
Mahallesinde yaptırılmıştır. Yanında medrese odaları vardır. Ağaç minberinin
oymaları Türk el sanatının en ince görüntülerini sergiler.
Yıldırım Câmii: Yıldırım Bâyezîd Han, Alaşehir ilçesini aldığı zaman
yaptırmıştır. Ankara Savaşı çıkınca kubbeleri tamamlanamamıştır. Daha sonra
yanına bir minâre ve üzerine ahşap çatı yaptırılmıştır.
Şeyh Sinan Câmii: Alaşehir ilçesinde Şeyh Sinan bin Mahmûd Faik tarafından
1465’te yaptırılmıştır. Selçuklu mîmârî tarzındadır. Câminin yanında bir
zâviye ve Şeyh Sinan’ın türbesi vardır.
Kula Evleri: On sekiz ve on dokuzuncu asır yapısı olan bu evler Osmanlı
mîmârîsinin özelliklerini taşır. Türk gelenek ve çevre şartlarına uygun
olarak yaptırılmıştır. Evlerin tavan ve kapı oymaları çok güzeldir. Târihî
eser olarak koruma altına alınan Kula evlerinden Beyoğlu evi, Büyük
Göldeliler ve Küçük Göldeliler evi en önemlileridir.
Eski Eserler: Manisa’da Türk hâkimiyetinden önceki Bizans, Roma, Bergama
Lidya, Frigya ve Hitit devirlerine âit çok sayıda târihî eser bulunmaktadır.
Kybele (Kibele); Spil (Manisa) Dağı eteklerinde bulunan bu anıt, Hititlerin
tapınaklarındandır. 10 m boyundadır. Üzerinde Hitit Hiyeroglifi ile yazılmış
yazılar vardır. Kibele eski Arabistan’daki Hübel putunun aynısı olduğu
söylenir. Sard (Sardis) Harâbeleri: Salihli ilçesi Mustafa Bey köyünde
bulunan bu harâbeler, Lidya başşehri Sard şehrine âittir. M.Ö. 2000 yılında
kurulan bu şehrin büyük kısmı toprak altındadır. Ancak bir kısmı ortaya
çıkarılmıştır. M.Ö. 547’den sonra Pers Krallığına başşehirlik de yapmıştır.
Romalılar devrinde Hıristiyanlık dünyâsının en tanınmış yedi kilisesinden
biri de buraya yapılmıştır. Bizanslılar burayı piskoposluk merkezi
yapmıştır. Tîmûr’un Anadolu’ya gelişi sırasında yıkılan şehir, bir daha inşâ
edilmemiştir. Kazılarda çıkarılanlar İstanbul Arkeoloji Müzesindedir. Üçüncü
asra âit dünyânın en büyük sinagogu ortaya çıkarılmıştır. Kazılarda Artemiz
Tapınağı, Pazar yeri, tiyatro, piramit mezar, Akropol, Birtepe mezarlığı,
Sard (Sardes)ın Lidyalılardan önceki ismi “Asya” (Asuva) idi. M.Ö. sekizinci
ve yedinci asırda İtalya ve Sardinya’ya göç ederek Roma Medeniyetini kuran
Etrüskler Lidya asıllıdırlar. Lidya Devletinde 42 kral gelip, geçmiştir.
Giges en meşhurudur.
Altın (kral-ipek) Yolu Efes-Sart-Adala-Sıdas-Gordion-Hatuşaş-Ninova olarak
devam ediyordu. Krezus zamanında Lidya çok zenginleşmiş ve Sard şehri
dünyâca ünlü altın yatağı durumunda idi. Ayrıca bu devirde Sard kültür ve
sanat merkezi olmuştur. Lidyalılarla Etiler aynı dîne mensuptular.
Sidas: Demirci sınırları içinde bulunan bu harâbeler, İyon ve Lidya çağının
önemli şehri Sidas’ın harâbelerinin bir kısmıdır.
Niobe (Ağlayan Kaya): Yarıkkaya mevkiindeki bu kaya, 14 çocuğu öldürülen bir
ananın taş oluşu olarak mitolojiye konu olmuştur. İnsana benzeyen bu kayadan
devamlı su sızar.
Aigai (Nemrutkale) Harâbesi: Manisa’nın batısında Köseler köyü yakınındadır.
Bergama Krallığı zamânının meşhur Aigai şehrinin kalesidir. Sarp ve yalçın
bir tepe üzerinde kurulan bu şehirde henüz kazı yapılmamıştır.
Lidya Kral Mezarları: Salihli ilçesinin Tekelioğlu köyü yakınında 90 höyüğü
bulunan bir kral mezarlığıdır. En büyüğü Lidya Kralı Krezüs’ün babası Kral
Allates’e âittir. Bu mezarların hepsi ilk ve orta çağlarda açılarak
soyulmuştur. Standos (Selendi); eski şehir kalıntılarıdır. Kara Selendik
köyünde bulunur. Roma devrine âittir.
Manisa Kalesi: Manisa’nın 1 km güneyinde, 450 m yükseklikte kurulmuştur. İlk
kaleyi Magnetler, sonra Bizans İmparatoru Üçüncü İonnes Dukas Batatles
1222’de yaptırmıştır. Kale iç ve dış kale olarak ayrılır. Kaledeki câmiyi,
Fâtih Sultan Mehmed Han yaptırmıştır. Fâtih, İstanbul’un fethi fikri
plânlarını Manisa’da hazırlamıştır. Kale yıkık durumdadır. Kale duvarları
kat kat yükselir.
Karabel Kaya Kabartması: Hititlere âittir. Menye (Meonia) Harabeleri: Kula
ilçesinin Gökçeören kasabası yakınında Lidya Krallığının önemli bir şehrinin
harâbeleridir. Philadelphia Harâbesi: Alaşehir ilçesi eski Philadelphia
şehrinin üzerinde kurulmuştur. Şehri çevreleyen surun son kalıntıları
mevcuttur. Daldis Harâbesi: Salihli kemer köyündedir. Gördes (Gordos
Harâbesi): Roma devrine ulaşan eski Gordos şehrine âittir. Tepe Mezarlığı
Harâbesi: Akhisar’dadır. Yoğurtçu Kalesi: Manisa-Menemen yolu üzerindedir.
Roma Devrinden kalmadır.
Târih Öncesi Mağaralar: Demirci ve civarında çok eski devirlere âit
mağaralar vardır. Alağaç köyü yakınında Gürneyt, Fadıllı, Uzunyayla
mağaraları ile Çatalhöyük köyü civarında Delikyar en önemlileridir. Fadıllı
beş katlı binâ şeklinde bir kaya oyularak hazırlanmıştır. Dördüncü katta üç
mumya mezar vardır. Kralın taht odası taban seviyesine yakındır. Cellat
kuyusunun dibi görünmez. Son katta inilmesi mümkün olmayan dehliz vardır.
Delikyarda kralsarayı ve Midas’ın mezarı bulunmaktadır. Âsî Tepe (Azı Tepe)
mevkiinde Lidyalılarca işlenmiş demir yatakları bulunduğu iddia edilir.
Gördes Oğuldurak köyü yakınındaki vâdide taş oyma odalar vardır. Artemis
Tapınağı: İon tarzındaki yapıların en büyüklerinden biridir. Sütunların
herbiri 17,31 m ve ağırlığı 20 tondur. Gimnazyum: Roma İmparatorluğunun en
önemli anıtlarından olan Gimnezyum ve hamam, Sard Harâbeleri içindedir.
Alaşehir Surları: Oldukça büyük surlardır. Alaşehir eski çağlarda askerî bir
üs idi.