
Adının Kökeni
Kayseri Milattan önce kurulmuş bir şehirdir. Bu şehre ilk defa (Kanisti)
adı verilmiştir. Asurlular dönemine rastlayan çağlardaki bu ad daha sonra
(Mazaka) olarak değişmiştir. Bu adın da, Kapadokya'lıların atası Mechus, ya
da (Mosoch) dahi geldiği ifade edilir. Bir başka görüş de, Mazak''ın Grekçe
Mazaka'ya dönüşmesinden geldiği şeklindedir. Bu adın, Frig dilindeki Zeus
anlamına gelen Mazcus'tan gelebileceği de öne sürülmektedir. En uygun şekli
de bu ifade olmalıdır. Çünkü bulunan eski paralar üzerinde bu ifadelere
rastlanmaktadır.
Kayseri, bir ara (Eusebeia) adını da almıştır. Bu adla l. Kapadokya
Krallığının başkenti olduğu da ayrıca kaynaklarda ifade ediliyor.
Kayseri'nin bu adı alış tarihi M.S. 17. Yıla rastlar. Kapadokya Kralı Roma
Imparatoru'nun onuruna şehre (Kaisareia) adını verıniştir. Şehir bu adla ün
bulmuş ve gelişmiştir. Ancak, aynı yıllarda, Anadolu'da aynı adla başka
şehirler de bulunduğu için, burasını diğerlerinden ayırmak için, (Erciyes'in
kenarındaki (Kaisareia)- (Kapadokya'nın başkenti Kaisareia) - (Anadolu''nun
öncü şehri Kaisareia) gibi adlar verilmiştir.
Şehrin bugünkü adını alışı 7 Asırda Arap ordularının şehri ele
giçirmelerinden sonraya rastlar. O da (Kaisareia) adının (Kayseri) şeklinde
okunuşundan ibarettir. Şehir, o tarihten bu yana bu adla anılmaktadır,
Tarihi
Kayseri çok eski bir yerleşim merkezidir. Anadolu’da ilk siyasî birliği
kuran Hititler bu bölgeye hâkim olmuşlardır. Kayseri yakınlarında bulunan
“Kültepe” ve “Karahöyük”te M.Ö. 15. asra âit Asur ve Hitit kitâbe ve sanat
eserleri bulunmuştur.
Babillilerin zaman zaman bu bölgeye nüfuzları uzamıştır. Frigya ve
Lidyalılar ise bu bölgeye hâkim olamamışlardır. Asurlulardan sonra M.Ö. 6.
asırda Persler bölgeyi istilâ etmişlerdir. M.Ö. 380 tarihlerinde Kayseri
civârında Kapadokya Krallığı kurulmuştur. M.Ö. 4. asır sonlarında
İskender’e, ölümünden sonra Selevkos (Asya) İmparatorluğuna tâbi olmuştur.
M.Ö. 1. asırda Romaİmparatorluğu Birliğine katılmıştır. M.S. 17’de birlik
dağılınca Roma İmparatorluğunun vilâyeti hâline geldi. Kapadokya Krallığı 15
kral ile 400 sene devam etmiştir.
Kapadokya Krallığı zamanında Kayseri’nin güney batısında “Evsobia” veya
“Mazaca” denilen şehir bulunuyordu. Romalılar zamanında Kayseri’yi diğer
“Caesered”lardan ayırmak için “Caesered Mazaca” denmiştir. M.Ö. 77’de Ermeni
Derebeyi Tigran Kayseri’yi âni bir baskınla yağma etti. M.S. 260 yılında
Sâsânî Şahı Şahpur, Kayseri’yi yağma edip 12.000 Yahûdîyi öldürmüştür. O
târihlerde Kayseri dünyânın sayılı büyük şehirlerinden olup nüfûsu 400.000’i
aşıyordu.
M.S. 395’te Romaİmparatorluğu ikiye bölününce bu bölge (Kapadokya)
Anadolu’nun diğer bölgeleri gibi Doğu Roma(Bizans)nın payına düşmüştür.
Hıristiyanlık yayılırken Kayseri bu dinin en büyük merkezlerinden biriydi.
M.S. 6. asırda İmparator Justinianus, Kayseri’yi surlarla çevirdi ve bâzı
îmâr faaliyetlerinde bulundu. Emevîler zamanında 690, 726, 729 ve 732’de
İslâm orduları Halife Abdülmelik, Mesleme, Said ibni Hişam ve Süleyman ibni
Hişam Kayseri’yi dört defa fethettiler. Fakat yeniden Bizans’ın eline geçti.
Türkler Kayseri’yi Malazgirt Zaferinden birkaç yıl önce ele geçirmişler,
fakat tam olarak 1071 zaferinden sonra hâkimiyet kurmuşlardır. Birinci
Süleyman Şah, Kayseri’yi Selçuklu sınırları içine almış ve burası Konya’dan
sonra Selçuklu Devletinin ikinci büyük şehri haline gelmiştir. 1071’den bu
yana Kayseri devamlı Türk olarak kalmış muhtelif Türk devlet veya
beyliklerinin hâkimiyetinde kalmıştır. Hiçbir işgal ve istilâya mâruz
kalmamıştır.
Selçuklular devrinde Kayseri, Konya’dan sonra ikinci başkent oldu. Selçuklu
Sultanı Alâeddin Keykubât zamanında Kayseri’nin durumu Bizans devrini
gerilerde bıraktı. En parlak devrini yaşadı. Selçuklu Türkiye’sinin
Konya’dan sonra en önemli şehri Kayseri’ydi. Dünyânın en güzel beldelerinden
biri hâline geldi. Şehir birbirinden güzel eserlerle süslendi. Bugün
Kayseri’deki eski eserlerin çoğu ve en değerlileri Selçuklu devrinden kalmış
olanlardır. Selçuklulardan sonra İlhanlılar bu bölgeye hâkim oldular.
1277’de Mısır-Suriye Türk Memlûk Sultanı Baybars Kayseri’ye geldi, fakat
İlhanlılar’dan Kayseri’yi geri alamadı.
On dördüncü asırda Emir Eretna İlhanlıların Anadolu genel vâlisi olarak
Kayseri’ye geldi. İlhanlı İmparatorluğu yıkılınca Eratnaoğulları Beyliği
kuruldu ve bu beyliğin Sivas’tan sonra ikinci başkentiydi.
Eretnaoğulları’nın yerine geçen Kadı Burhaneddin’in hâkimiyeti uzun sürmedi.
Şehir 1398’de Sultan Yıldırım Bâyezît tarafından fethedilip, Osmanlı
Devletine katıldı. Fakat dört sene sonra 1402’de Timur ile yapılan Ankara
Savaşından sonra Kayseri’yi Karamanoğulları ele geçirdi. Bir müddet sonra
Kayseri’yi Maraş’ta bulunan Dulkadiroğulları Türk Beyliğine bıraktı.
Karamanoğulları, Kayseri’yi Dulkadiroğulları Türk Beyliğinden geri alınca,
Sultan İkinci Murad Hân 1436’da Kayseri’yi yeniden alarak Dulkadiroğulları
Beyliğine verdi. (İkinci Murâd’ın anası Dulkadiroğulları Beyi’nin kızı idi.)
Bir müddet sonra Karamanoğulları Beyliği Kayseri’yi yeniden ele geçirdi.
Memlûklar bir ara Kayseri’yi kuşattılar fakat alamadılar. 1508’de Şah İsmail
Kayseri’ye geldi fakat kısa bir müddet sonra geri çekildi.
Karamanoğulları Beyliği Osmanlı Devletine katıldığı için Kayseri,
Dulkadiroğulları Beyliğinin idâresindeydi.
Yavuz Sultan Selim Han 1515’te Kayseri’yi OsmanlıDevletine katınca Karaman
(Konya) eyâletinin (beylerbeyliğinin) yedi sancağından (vilâyetinden)
birinin merkezi oldu. 1825’te Kayseri’nin şehir nüfûsu 100.000 idi.
Tanzimattan sonra Ankara eyaletinin (vilayetinin) beş sancağından biri oldu,
üç kazası vardı. Cumhuriyet devrinde bütün sancaklara (mutasarrıflıklara)
“vilayet-il” denilince Kayseri vilâyet oldu. “Kaysarîye” ismi (Kayseri)ye
çevrildi.
Tarihi Alanları
Orta Anadolu’nun ticâret ve sanâyi merkezi, kara ile demiryollarının
kavşak noktası olan Kayseri tabiî güzellikleri yanında çok zengin târihî
eserlere sâhiptir. Çok eski bir yerleşim merkezi olduğundan pekçok târihî
eser ve yeri vardır. Bunların en önemlileri Selçuklu veOsmanlı devrine âit
olanlardır. Selçuklu eserleri Konya’dan sonra en çok Kayseri’dedir. Selçuklu
ve Osmanlı devri eserleri görülmeye değer güzellikte birer sanat
şâheserleridir. Önemlilerinden bâzıları:
Kayseri Kalesi: Beşinci asırda Bizans İmparatoru Justinianus yaptırmıştır.
Birçok harpte zarar gören kale Birinci Alâeddîn Keykubâd zamânında tâmir
edilmiştir. Daha sonra Karamanoğlu ve Osmanlılar devrinde tâmir edilerek
kullanılmıştır. İç ve dış kaleden meydana gelmiş ise de bugün dış kale çok
harab vaziyettedir. İç kale dörtgen plânlı 195 burçludur. Doğuda güneyde ve
kuzeyde olmak üzere üç kapısı vardır.
Zamantı Kalesi: Pınarbaşı yakınındadır.
Şahmelik Kalesi: Develi ilçesinin Şahmelik köyü yakınlarındadır. Romalılar
döneminde yapılan kale, Bizanslılar tarafından da kullanılmıştır. Günümüzde
harab vaziyettedir.
Yeşilhisar Kalesi: Adıyla anılan ilçededir.
Develi Kalesi: Develi ilçesinin batısında sarp kaya üzerine yapılmıştır.
Harab vaziyettedir.
Hunad Hâtun Külliyesi: Anadolu Selçukluları devrinde yapılan ilk
külliyelerdendir. 1238’de Birinci Keykubad’ın eşi Mahperi Hunad Hâtun
tarafından yaptırılmıştır. Külliye, câmi, medrese, türbe ve hamamdan meydana
gelmiştir. Câmi minâresizdir. Minâresi ve büyük kubbe de İkinci Abdülhamîd
Han zamanında yaptırılmıştır. Külliye, taş işçiliği şâheseridir. Hamam
1968’de Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından tâmir ettirilmiştir.
Kölük Câmii ve Medresesi: On üçüncü asır Selçuklu eseridir. 1205 senesinde
Selçuklu kumandanlarından Mazaffereddîn Mahmûd’un kızı Atsız Elti Hâtun
yaptırmıştır. 1335’te depremden zarar gören yapıyı Kölük Şemseddîn tâmir
ettirdiği için onun ismi ile anılmaktadır. Câminin mihrabı ve çinileri çok
meşhurdur. Medrese iki katlıdır.
Hacı Kılıç Câmii ve Medresesi: Selçuklu vezirlerinden Ebû Kâsım Ali Tûsî
1242-1249 arasında yaptırmıştır. Câmi ve medresenin giriş kapıları nefis taş
işçiliğinin güzel örneklerindendir. Câmi dışardan kale gibi gözükür. Sarı ve
siyah taştan yapılmıştır.
Ulu Câmi: On ikinci asır Selçuklu eserlerindendir. 1135’te yapılan eser 1,5
m toprağa gömülüdür. Melih Mehmed Gâzi tarafından yaptırılmıştır. Çeşitli
zamanlarda tâmir gören eser ilk orjinal yapı özelliğini kaybetmiştir.
Yanında türbe ve medrese vardır. En eski Türk eserlerinden ve Anadolu’daki
ilk Türk câmilerinden olup, minâresi Türkiye’nin en uzun minârelerindendir.
On sekizinci asrın sonlarında Reîsülküttâb Râşit Efendi yanına bir kütüphâne
yaptırmıştır. Çok değerli yazma eserleri vardır.
Kurşunlu Câmi: 1585’te yapılmıştır. Osmanlı devrine âittir. Asıl ismi Hacı
Ahmed Paşa Câmiidir. Mîmar Sinan’ın eserleri arasında yer almaktadır. Hacı
Ahmed Paşa, kaptân-ı deryâ idi. Kubbesi kurşundan olduğu için bu isim
verilmiştir. Câmi külliyesinde kervansaray aşhâne, paşa odaları, medrese
odaları ve şadırvan vardır.
Fâtih Sultan Mehmed Câmii: 1478’de Fâtih Sultan Mehmed tarafından
yaptırılmıştır. Kale içinde olduğundan Kale Câmii olarak da bilinir.
Lalapaşa Câmii: Muslihiddîn Paşa tarafından 1308’de yaptırılmıştır. Lâle
Câmii de denir. Minberi eşi bulunmaz bir şâheserdir. Sultan İkinci
Abdülhamîd Hanın hediye ettiği muhâfazada sakal-ı şerîf bulunmaktadır.
Ulu Câmi: Bünyan ilçesindedir. 1256’da Kaluyan bin Karabuda tarafından
yaptırılmıştır. Taç kapının kitâbe ve süslemeleri çok güzeldir. Kesme taş
duvarları ile kale görünümündedir.
Develi Ulu Câmi: Develi ilçesindedir. 1281’de Göçer Araslan ve eşi Saad
tarafından yaptırılmıştır. Mihrabı çok süslüdür.
Avgunlu Medresesi: On üçüncü asırda yapılmıştır. Medrese, Vakıflar Bölge
Müdürlüğü tarafından yeniden restore edilmiştir.
Sâhibiye Medresesi: 1267’de Selçuklu vezirlerinden Sâhip Ata yaptırmıştır.
Kapısını çevreleyen geometrik işlemeler Selçuklu taş işçiliğinin en güzel
örneklerindendir.
Köşk Medrese: 1341’de Alâeddîn Eratna tarafından yaptırılmıştır. Kesme
taştandır. Avlunun ortasında bir türbe vardır. Türbede Alâeddîn Eratna ve
hanımı gömülüdür.
Hâtuniye Medresesi: 1432’de Dulkadiroğullarından Nâsıreddîn Mehmed bin Halil
tarafından yaptırılmıştır. Kapısının yanında sivri kemerli iki güzel çeşme
vardır.
Çifte Medrese(Şifaiye Gıyâsiye Medresesi): Biri medrese biri hastâne olmak
üzere, bitişik iki yapıdan meydana gelmiştir. Dünyada ilk tıp fakültesidir.
1205’te Selçuklu Sultanı Gıyâseddîn Keyhüsrev kız kardeşi Gevher Nesibe
Sultan adına vasiyeti üzerine vakıf olarak yaptırmıştır. Kapısı ince
işlemeleri ile Selçuklu taş işçiliğinin ilginç örneklerindendir. Hastâne
kısmının duvarına bitişik Gevher Nesibe Sultan Türbesi vardır.
Keykubadiye Sarayları: Alâeddin Keykubâd’ın 1224’te yaptırdığı yazlık
binâlardır. Küçük bir gölün kıyısında üç köşkten meydana gelmiştir.
Sultan Hanı: Kayseri-Sivas yolunda, Palaş köyündedir. Kitâbesinden 1236’da
yapıldığı anlaşılmaktadır. Avlusunda kare plânlı köşk mescid vardır. Konya
Sultan Hanından daha büyüktür.
Tekgöz Köprüsü: Kayseri-Ankara yolunda Kızılırmak üzerindedir. Kitâbesinden
1203’te Rükneddîn Süleymân tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Uzunluğu
120 m genişliği 27 metredir.
Çokgöz Köprüsü: Kayseri-Yozgat yolunda, kızılırmak üzerindedir. On üçüncü
asırda yapılmıştır. Değişik ebatlarda on beş gözden meydana gelmiştir.
Yapılan tâmirler yüzünden orijinal yapısı kaybolmuştur.
Karatay Hanı: Kayseri-Malatya yolundadır. Atabey Emir Celâleddîn tarafından
1240 senesinde yaptırılmıştır. Bezemeli kapısı çok güzeldir.
Çifte Kümbet: 1247’de Sultan Birinci Keykubad, eşi Melîke Âdile için
yaptırmıştır. Sivas Caddesi üzerindedir. Kare kaide üstünde sekizgen gövdeli
kümbetin pramit külahı yıkılmıştır.
Döner Kümbet: Kayseri-Talas arasındadır. 1276 senesinde BirinciAlâeddîn
Keykubâd’ın kızı Şah Cihan Hâtun için yapılmıştır. 12 köşeli olup, üstü koni
biçiminde bir külah ile örtülüdür. Sarımsı kesme taştan yapılmıştır. Bitki
motifleri ve geometrik motiflerle süslüdür. Kümbete iki yönlü dar bir
merdivenle çıkılır.
Melik Gâzi Türbesi: Pınarbaşı ilçesine bağlı Melik Gâzi köyündedir. On
ikinci asırda yapılmıştır. İki katlı olup, alt katta lahid odası, üst katta
ise sandukaların bulunduğu oda vardır. Türbenin dış yüzü tuğlalarla
kaplıdır. Tuğlalar geometrik desenler biçiminde dizilerek güzel bir görünüm
kazandırılmıştır.
Eski eserler: Kayseri’nin 20 km kuzeydoğusunda bulunan Kültepe, Hitit ve
Asurlulara âit 4000 senelik bir yerleşim merkezidir. Eski adı “Kaniş”
(Kaneş) idi. Kazılarda binlerce tablet bulunmuştur. Bu antik şehrin
kalıntıları da vardır. Asurlu tüccarların bir kolonisiydi. Burada bronz ve
bakır çağ devirlerine âit eserler de bulunmuştur. Karum: Kültepe
yakınlarında eski bir Hitit ve Asur kenti kalıntısıdır. Erkilet: Hititlere
âit bir kentin harâbeleridir. Soğanlı Harâbeleri: Roma devrine âit kiliseler
vardır. Bu harâbeler Erdemli, Doğanlı, Araplı ve Göreme’dekilerle aynı
özelliği taşır. Başköy’deki büyük kiliseye yer altı kanalları ile bağlıdır.
Hepsi fresklerle süslüdür. Kayabaşı Mağaraları: Bünyan ilçesi yakınında
olup, ilk çağlara âit sanat izleri bulunur. Roma Mezarı: Sahabiye Medresesi
yanında M.Ö. üçüncü asra ve Romalılara âit bir mezardır. Fraktın Yazılı
Kabartmalar: Develi ilçesi Fraktın köyü yakınında kayalar üzerinde Hititlere
âit yazı ve resimlerdir. İmamkullu Kabartmaları: Develi ilçesinin İmamkullu
köyü yakınındadır. Büyük bir kaya (Şimşek Kaya) üzerine yazılmış hiyeroglif
yazılar ve kabartma resimler Hititlere âittir. Yemliha Kartalı: Kayseri
müzesinde bir Hitit eseridir. Yekpâre granit taştan yapılmıştır. 2 metre 20
cm yükseklikte ve 4 ton ağırlıktadır.
Tabiî güzellikler:
Kayseri’de tabiî güzelliği ile meşhur pekçok mesire yeri vardır. Başlıca
mesire yerleri şunlardır:
Erciyes Dağı: Zirvesi devamlı karla örtülü ve İç Anadolu’nun en yüksek dağı
olan Erciyes Dağı ve eteklerinde manzarası ve tabiî güzelliği fevkalâde olan
mesire yerleri vardır. Ayrıca dağ, kayak sporlarına müsâittir. Erciyes ve
Tekir yaylası kış aylarında dağcılık ve kış sporları merkezi özelliğini
taşırken, yaz aylarında ideal bir dinlenme yeridir. Çeşitli tesisler, yüzme
havuzu, telesiyej yanında dağ evi vardır. Uludağ’dan sonra Türkiye’nin en
büyük kış sporları merkezidir. Bağlar: Merkez ilçe ile Erkilet, Gesi, Talas
ve Hisarcık arasındadır. Boğaz Köprü: İl merkezinin batısında 20 km mesâfede
bulunan bu mesire yeri Karasu yanındadır. Gesi: Tabii bir dinlenme, yeridir.
Bağları türkülere konu olmuştur. Talas: Şehre 7 km mesâfededir. Hisarcık:
Park ve yüzme havuzu vardır. Dağ evi, su, yeşillik, güneş ve devamlı rüzgâr
ile eşsiz bir mesire yeridir. Hisarcık, dağ evine gitmek isteyenlerin
geçtiği bir mesire yeridir. Mimar Sinan Parkı ile İnönü Parkı: Şehrin
içindedir. Geniş bir sahaya yayılmıştır.
Kapuzbaşı Şelâlesi: Kayseri’ye 170 km mesâfede, ilin güney sınırındadır.
Torosların Hacer bölgesinde, yüksekliği yer yer 70 ilâ 150 metreyi bulan
kayalardan çıkıp aynı adlı bir çayı meydana getiren şelâleler, Kayseri ve
civârının en önemli tabiat harikalarından birisidir. Bir vâdide yükselen
kayalıklara eski Türkçede “kapuz” adı verildiği için şelâleler bu adla
anılmaktadır. Türklerin bahar mevsiminde buraya gelip şelâlelerin başında
kopuz çaldıkları için bu adı aldığını nakledenler de vardır. Yedi ayrı
kaynaktan çıkan sular, meydana getirdikleri şelâleler ile seyredenleri âdeta
büyülemektedir.
Kaplıca ve içmeleri:
Kayseri ili içme ve kaplıca bakımından oldukça zengindir. Önemli ve meşhur
kaplıcaları şunlardır:
Bayramhacı Kaplıcası: Kayseri’ye 80 km uzaklıkta Bayramhacı köyü
yakınlarındadır. Romatizmal rahatsızlıklara, gut hastalığına ve dolaşım
sistemi rahatsızlıklarında faydalıdır. İçme kürleri karaciğer ve safrakesesi
hastalıklarına iyi gelir. Kaplıca yanında tesisleri vardır.
Yeşilhisar İçmesi: Yeşilhisar ilçesine 11 km uzaklıkta, Kayseri-Niğde yolu
üzerindedir. Mîde ve barsak rahatsızlıklarına faydalıdır. Kaplıca yanında
tesisleri vardır.
Tekgöz Kaplıcası: Yemliha köyündedir. Çok eski zamanlardan beri kullanılan
bu kaplıca nevralji, yarım felç, kırık ve çıkık ile kadın hastalıklarına iyi
gelmektedir.
Hasanarpa Mâden Suyu: İl merkezine 12 km uzaklıkta Hasanarpa köyündedir.
Mîde, karaciğer ve böbrek hastalıklarına iyi gelir.