
M.O. 1300-1200 yılları arasında dogu Anadolu'dan önce doğu Karadeniz ve sonra da Karadeniz ve Trakya'ya kadar uzanmış savaşçı bir kabile den bahsedilir. Bu kabilenin ismi GASGAS dir.Cok iyi ata bindikleri, iyi kılıç kuşandıkları ve cenk (savas ) ederken adil davrandıkları icin cogu tarih araştırmacısı bu kavimi Bir TÜRK kavmi olarak kabul eder ama bu konuda bir kesinlik kazanılmamıştır. İste KASTAMONU'da yapılan arkeolojik kazılarda o doneme ait bulunan kazılarda çıkan lahitlerde GAS-TUMANA veya TİMONİ yazılarına çok sık rastlanmaktadır. TUMANA veya TİMONİ kelimesini günümüz Türkçesine çevirdiğimizde ise ELE GEÇİRİLEN HAKİM BÖLGE veya TEPE manasına gelmektedir. Eh KASTAMONU'nun rakım yüksekliği göz önüne alınırsa bu da doğru.. Yani kelimeleri birleştirirsek GAS-TUMANA= Gas kavminin ele geçirdiği bölge veya tepe... Zaten hala günümüzde kullandığımız ILGAZ daginin ismi de o donemden kalmaktadır gene o kavimin yazılarında IL-GAS yazısı da bulunmakta IL= dag demek IL-GAS= Gasların dağı... Bu mesnsei de önemli olan şey tarihlere dikkatinizi çekmek istiyorum. M.O:1200 yıllarından bahsediyoruz. Kelime menselsine cevirirken karsımıza cıkan cumlede ise "ELE GECİRİLEN" ibaresine dikkat edin... Yani KASTAMONU bölgesinde GASGAS'lardan da once bir kavim veya uygarlik yasıyormuş hatta Azdavay veya Pınarbasi'li hemşerilerimizden gidenler bilir Ilgarına mağarası içindeki bitki boyaları ile yapılan ilk çag resimlerini... Bu yüzden tüm Dünya tarihçilerinin ortak görüsü sudur.KASTAMONU kim tarafından en zaman kurulduğu belli olmayan efsaneler kentidir. Hemen yanı basımızda ELEN kavmi (yunanlılar) beşik merkezi haline gelmiş SİNOP (ayni zamanda Dünya'daki İlk banka kurulan yerdir hatta tarihte gecen unlu düşünür Sinop'lu Diojenin babası bir bankacıdır) ve amazon kabilesinin yasadığı kesinlik kazanmış hatta ismi de amazon kraliçesi manasında olan SNOPY den gelmektedir. sağ tarafımızda AMASRA yine Yunan tarihinde önem taşıyan ve efsaneleri takip ederek ta essek kulaklı Midas'a kadar uzanan bir öykünün son noktası olan bir ilçemizdir AMASRA... Herkul efsanelerinde ikisi de geçmektedir. yine bölge güzel bir geziye açılırsa veya sistematik şekilde gezilirse Bolu İlimizden başlanıp SİNOP dahili gezide bu bölgenin ANADOLU VE DÜNYA DA ki insanoğlunun ilk yerleşim merkezlerinden biri olduğu ve bu yerleşim merkezinin de eğer başkent deyimini kabul edersek KASTAMONU olduğu tezi ortaya çıkar
Genel Tarihi
Kastamonu çok eski bir yerleşim merkezidir. Târih öncesi çağlara âit
kalıntılar bulunmuştur. M.Ö. 1780-1200 senelerinde Sümerlerin bir kolu olan
Kaşkalar (Gaslar) bu bölgeye hâkim olmuşlardır. Anadolu’da ilk siyâsî birliği
teşkil eden Hitit İmparatorluğunun sınırları içinde bulunmuştur. Hititlerden
sonra Kimmerler bu bölgeye hâkim olmuşlardır. Bilâhare Frigler ve Lidyalılar
bölgeyi ele geçirmişlerdir. M.Ö. 6. asırda Perslerin M.Ö. 4. asırda ise
Makedonya Kralı İskender tarafından istilâya uğramıştır. Makedonya istilâsı ile
bâzı İyon siteleri Kastamonu sâhiline yerleşmişler ve bilâhare Pers asıllı
Pontus Krallığı bu bölgeyi ele geçirmiştir. M.Ö. 1. asırda Romalılar Pontus
Krallığını ortadan kaldırıp kendisine ilhak edince bu bölge Roma
İmparatorluğunun hâkimiyetine geçmiştir.
M.S. 395 senesinde Roma İmparatorluğu bölününce Anadolu’nun diğer bölgeleri gibi
bu bölge de Doğu Roma (Bizans)nın payına düşmüştür. Bizanslılar bu bölgeye
“Paflagonya” ismi vermişlerdir. Bizans imparatorluk hanedânı(âilesi)ndan
Kommenoslar bu bölgedendir.
Türkler, 1071 Malazgirt Zaferinden sonra bütün Anadolu’yu olduğu gibi
Kastamonu’yu da fethetmişlerdir. Fakat Haçlı Seferleri esnâsında Bizanslılar
Haçlı ordusunun yardımıyla sâhildeki kentleri işgal edince Kastamonu yeniden
Bizans’ın eline geçti. 1204 senesinde Türk kumandanlarından Hüsameddin Çoban
Bey, Kastamonu’yu Bizanslılardan geri aldı. Selçuklu sipâhileri Kastamonu kalesi
önlerine gelmişti, kaleyi almak şöyle dursun surlara tırmanmak bile meseleydi.
Birçok şehit verdikten sonra dönmek (ricat) askerin moralini bozacaktı.
Günlerden Cumâ idi. Kaleye yeniden hücum için hazırlık yapılıyordu. Yunus
Mürebbi isimli bıyıkları henüz çıkmış bir genç, Çobanoğlu Hüsameddin Beyin
huzûruna çıkıp; “Beyim, Koçu Beyim, Ata Beyim. Bağışlayın beni, cenk zamanı
bayraktar ben olmak isterim. Ne olur bunu esirgemeyin benden!” diyerek arzusunu
bildirmiş komutan; “Hayır!” deyince, nalbant çırağı olan henüz çocuk yaştaki
Yunus Mürebbi; “Ata Beyim, gece rüyamda sevgili ve şerefli Peygamberimizi (sallallahü
aleyhi ve sellem) görmekle şereflendim. Yarın bana kavuşacaksın. Fakat elinde
bayrakla bana gel!” buyurdu deyince, gözleri yaşaran Çobanoğlu Hüsameddin Bey,
sancağı bu yiğit gence öperek teslim etti.
Hücum başladı. Kaleden kazan kazan kaynar yağlar dökülürken, alevli paçavralar
arasında Deli Sungur, Derviş Musa ve Kara Duran Beylerin oklarının himâyesinde
ilerleyen Yunus Mürebbi, belindeki urganı surlara fırlattı ve sanki kuş olup
surların sağ burcuna tırmandı, bayrağı buraya dikti. Elindeki kılıç ile hantal
kale kapısının yağlı halatlarını kesti ve kapı açıldı. Açılan bu kapıdan Türk
askerleri girerek kale fethedildi. Çobanoğlu Hüsameddin Bey, sağ burca
geldiğinde bu genç yiğitin vücûdunda pekçok ok olmasına rağmen sancağı dimdik
tuttuğunu gördü. Yunus Mürebbi şehitlik makâmına ve insanlığın kurtarıcısı,
âlemlere rahmet olarak gönderilen sevgili ve şerefli Peygamber efendimize
kavuşmuştu. Bu kalede bulunan “Bayrak Sultan” türbesi bu genç şehide âittir.
Hüsameddin Çoban Bey, Çobanoğulları Beyliğini kurmuştur. Bu beylik,
Selçukluların bir uç beyliği olarak 1309 senesine kadar hâkimiyetini
sürdürmüştür. Çobanoğullarından sonra Şemseddin Yaman Çandar, bu bölgeyi ve
çevresini ele geçirerek Candaroğlu Beyliğini kurdu (1309). 1460 senesine kadar
Candaroğulları bölgeye hâkim oldu. Bu beylik “İsfendiyaroğulları” ismiyle de
bilinir. Candaroğulları, Osmanlı Hânedânı ile yakın akrabalık kurdu. Candaroğlu
İsfendiyar Beyin kızı Hanife Hûma Hâtun Osmanlı Sultanı İkinci Murâd’ın zevcesi
ve Fâtih Sultan Mehmed Hanın annesidir. Candarlı beylerinin bir kaçının annesi,
Osmanlı sultanlarının kızlarıdır. Candarlı İsmail Bey, Fâtih Sultan Mehmed Hanın
halasının oğluydu. 1460 senesinde beyliğini savaşsız Osmanlı Devletine bırakıp,
kendisi Filibe Sancakbeyliğini (Vâliliğini) kabul etmiştir. Vezir Şemsi Paşa ile
Malta Seferini idâre eden Vezir Mustafa Paşa bu hânedâna mensuptur. Fâtih’in
küçük oğlu Şehzâde Cem, 1468’de altı sene Kastamonu Vâlisi olarak görev
yapmıştır.
Candaroğulları veOsmanlı devrinde Kastamonu çok önemli bir şehirdi. Osmanlı
Devletinin sonlarında eski önemini kaybetti. Candaroğulları ile Osmanlılar bu
şehirde çok sayıda eser bıraktılar. Osmanlı devrinde Kastamonu, merkezi Kütahya
olan Anadolu Beylerbeyliğinin (eyâletinin) 14 sancağından biriydi. Tanzimâttan
sonra vilâyet (eyâlet) merkezi oldu. Cumhûriyet devrinde ise eyâletin merkez
sancağına (vilâyetine) Kastamonu vilâyeti dendi. Bugün birer il olan Bolu,
Çankırı ve Sinop, Kastamonu’ya bağlıydı. On dokuzuncu asırda Kastamonu mâmur
olup, dokumacılık, dericilik, bakırcılık ve boyacılık sanâyiinde çok ileriydi.
Halkın ezici çoğunluğu Türk olup yabancı çok azdı. Yolların bozukluğu, ticâret
yollarına uzaklığı ve toprağın az ve verimsiz oluşu ile eski mâmurluğunu
kaybetti.
Birinci Dünyâ Harbi sonrası dâhil hiçbir istilâya mâruz kalmayan bir şehir olan
Kastamonu, İstiklâl Harbinde büyük hizmetler yapmıştır. İstanbul’dan silâh ve
cephâne, İnebolu ve Kastamonu üzerinden Ankara’ya ulaştırılmıştır. Cumhûriyetin
îlânından sonra Atatürk, 23 Ağustos 1925’te “Şapka Devrimi”ni bu ilde îlân
etmiştir. Cumhûriyet devrinde Kastamonu’dan büyük şehirlere ve bilhassa
İstanbul’a çok sayıda kişi göç etmiştir.
Tarihi alanlar
- Ağlı Mağrası
- Kalenin bulunduğu kayalarda bulunan, Paflagonyalılar ve Bizanslılar tarafından yerleşim yeri,mezar odası olarak kullanılan mağaralardan görünüm.
- Haç
- M.Ö. 100-700 yılları arasında paflagonyalılar, daha sonraları Bizanslılar tarafından yerleşim ve korunma alanı olarak kullanılan Kalenin kuzey tarafında kaya kütlesinin orta kısmında aşağıdan yüksekliği 15m bir mağara daha vardır ve halk dilinde berber odası olarak adlandırılmakta olup burasının kilise olması muhtemeldir. Mağaranın içinde kaya oyularak oturma yeri yapılmış dış tarafında ki duvarlarda ise haç işaretleri yine kaya oyularak yapılmıştır. Ayrıca buraya ulaşmak için kalenin üstünden itibaren kayalar kesilerek patika yol yapılmış olup bu gün kullanılamaz durumdadır.
- Sipahiler Kaya Mezarı
- Sipahiler mahallesi Dere sokak sınırları içinde yol kenarından yaklaşık 150m içerde ağaçlarla kaplı bir tepede bulunmaktadır.
- Kalekapı Kaya Mezarı
- Taşköprü'ye 17 Km. mesafede, Donalar köyünde bulunan müstakil ve yüksek bir kaya üzerine oyulmuştur. Alınlğında kartal, arslan, boğa ve öküz kabartmaları bulunmaktadır. M.Ö. 7. Yy'da paflagonyalılar tarafından yapıldığı zannedilmektedir.
- Urgancı Kaya Mezarı
- Urgancı Köyü'nün yukarısındadır. Geriden bakıldığı zaman giriş yerinde vaktiyle iki sütun bulunduğu anlaşılmaktadır.
- Aygır Kalesi Kaya Mezarı
- Ağcıkişi Mahallesinin batı kısmında Aygır Kayası denilen kayalara oyulmuştur. M.Ö. 6 yy'da yapıldığı sanılmaktadır.
- Tarihi Tümülüsler
- Taşköprü'nün 13 değişik yerinde 70 civarında tümülüs tespit edilmiştir. Bu tümülüsler içlerinde eski çağlara ait tarihi kalıntılar barındırmakta ve kazı çalışmaları ile gün ışığına çıkarılmayı beklemektedir.
- İsmail Bey Hanı ( Kurşunlu Hanı )
- İl merkezinde, Nasrullah Meydanı'nın batısında, Aktarlar Çarşısın'nda bulunmaktadır. Candaroğlu İsmail Bey tarafından 1460 yılında yaptırılmıştır. Dış cephesi moloz taş duvar, iç kısmı kesme taşdır. Kuzey ve güney cephelerinde birer girişi vardır. Kare planlı zemin katta, avlu etrafındaki 14 oda, ilk yapılışında ahır olarak kullanılan bölümlerdir. Üst katta, sivri kemerli revaklı koridorda ise 29 oda yer almaktadır.
-
- Aşı Efendi Hanı
- Nasrullah Meydanı'nın batı tarafında kalmaktadır. Kitabesinden ve vakıf kayıtlarından; Reis-ül Küttap Hacı Mustafa Efendi tarafından yapımına başlanıldğı ve oğlu Aşir Efendi tarafından 1748 yılında tamamlandığı anlaşılmaktadır.
- Nasrullah Camiine, her yıl mevlüt okutulmak kaydıyla vakfedilmiştir. Zemin katta, geniş, avlunun etrafındaki odalar ahır olarak yapılmıştır. Doğu cephesindeki esas giriş yerinin sağ ve solundaki taş merdivenler üst kata çıkış vermektedir. Dört cephe revaklı koridorun arkasında 29 oda sıralanmaktadır. Her odada ocak ve bacası mevcuttur.1961 yılında, dernek kanalıyla kuzey ve doğu cepheleri açılarak, dışa yönelik dükkanlar meydana getirilmiştir.
-
- Yanık Han
- 1730 yılında, Yanıkoğlu Hacı İsmail Ağa tarafından ticaret hanı olarak yaptırılmıştır. Dıştan moloz taşından harçla inşa edilmiştir. Girişten itibaren genişleyen üçgene yakın bir yapısı vardır. Plan ve özellikleri bakımından bölgenin nadir yapılarından biridir.
- Cem Sultan Hanı (Karanlık Han)
- Fatih Sultan Mehmet'in oğlu Cem Sultan'ın 1469 yılında Kastamonu'da Sancak Beyi olduğuna ve bu görevde 5-6 yıl kaldiği bilindiğine göre bu dönemde (1469-1475) yapılmış olduğu kesindir.