
Adının kökeni
İstanbul'un ismi: Bizanslılardan kalma metinlerde de görüldüğü gibi şehre Yunanca her zaman "Constantinopolis" ya da "Yeni Roma" (Nova Roma/Νέα Ρώμη) değil "Βασιλεύουσα Πόλις" (hükmeden/kraliyetini sürdüren şehir) ya da sadece "Πόλις/Polis" denmiştir. "İstanbul" adı gene Yunancadaki "εις τήν Πόλι(ν)" (/is tin boli/) yani "Şehir'e ve Şehir'de" kullanımının Türkçeleştirilmesiyle oluşmuştur. Aynı şekilde başka örneklerden İzmit (ya da Osmanlı kaynaklarındaki haliyle "İznikmit") Nicomedia'dan, İznik de Nicaea'dan evrilmiştir.
İstanbul Genel
İstanbul, tarihi boyunca Byzantion, Deutera Roma (İkinci Roma), Nea Roma (Yeni Roma), Konstantinopolis, Dersaadet, Deraliye ve Konstantiniye adlarıyla anılmıştır. Yaygın kanıya göre, İstanbul çevresindeki en eski yerleşim yeri, Anadolu yakasındaki Fikirtepe'dir. Bu bölgenin, Kalkolitik Çağdan, İ.Ö. 3. binin başlarından itibaren iskân edildiği bilinmektedir. Bununla birlikte, İstanbul'un 20 km. batısındaki Küçükçekmece'nin kuzeyindeki kayalık bir tepe üzerinde yer alan Yarımburgaz Mağarası'ndaki buluntular, Orta Paleolitik çağdan başlayarak burada insanların yaşadığını göstermektedir. Nitekim, bu mağara Bizanslılar zamanında kutsal bir yer olarak kabul edilmiştir. Bu verilere karşın, ilk kentin, doğal bir koy olan 7.5 km. uzunluğundaki Haliç (Keras)'in üst tarafında, Alibey ve Kâğıthane dereleri arasındaki dağlık yüksek burunda, Silivritepe'de kurulduğu öne sürülmektedir. Küçük kayıkların güvenli sığınağı olan bu bölgede her mevsim bol miktarda balık bulunur, kıyıları tarım açısından verimli ve elverişlidir, derelerinden tatlı su elde edilir. Ayrıca, bugün Sarayburnu olarak bilinen ve kent surlarıyla kuşatılmış bölgenin de iskân edildiği bilinmektedir. Nitekim, İ.S. 1. yüzyılda yaşamış ünlü Romalı yazar Plinius, bu kesimde Lygos adı verilen bir köyün bulunduğundan söz etmektedir. Muhtemelen burası, İ.Ö. 1. binde Boğaz'a yerleşen Iraklara aitti. İ.Ö. 8. ya da 7. yüzyılda ise Megaralılar Ege ve Marmara kıyılarından Boğaz'a gelerek Sarayburnu (Akra)'nda, muhtemelen eski Trak yerleşmesinin üzerine kentlerini kurmadan önce Khalkedon (Kadıköy) çevresine yerleşmişlerdi. Bu dönemde, Halic'in sonunda, Galata'nın bulunduğu kesimde ve Hrisopolis (Üsküdar)/te de Yunan yerleşmeleri olduğu belirtilir. Sarayburnu'ndaki yerleşme sonradan Byzantion olarak anılmaya başlandı, diğer kesimler ise Konstantinopolis'in dış mahalleleri haline geldi. Bu dönemden sonra, İ.Ö. 513'te Pers, İ.Ö. 479'da Sparta, İ.Ö. 477 sonrasında Atinalıların egemenliğinden söz edilebilir. Kent, İ.Ö. 340-339'da da Makedonya Kralı II. Philippus'un eline geçti.
Helenistik Çağ Byzantionu'nun Sirkeci, Alemdar Tepesi ve Ahırkapı çevresinde geliştiği; tüm yapıların Topkapı Sarayı'nın dış duvarları içinde yer aldığı anlaşılmaktadır. Kent, taş bloklarla yapılmış sağlam duvarlarla kuşatılmıştı, batıdaki Trakion Kapısı ile 27 kulesi bulunmaktaydı. Sarayburnu yakınındaki tepede yer alan ve içinde saray, tapınaklar (Zeus, Athena, Artemis-Selene ve Poseidon), hamamlar, gymnasion, stadion ve tiyatronun bulunduğu Akropolis ayrı bir duvarla kuşatılmıştı. Nekropolis (mezarlık) de batıda, surların dışındaydı. İ.Ö. 2. yüzyıl sonlarına kadar, yüksek duvarlarla çevrilmiş Byzantion zengin bir kentti. Bu refah düzeyinin kaynağını balıkçılıktan elde edilen gelirler, Boğaz'ı geçen gemilerden alınan vergiler ve toprağın verimliliği oluşturmaktaydı. Bu varlıklı yaşam İ.S. 193 yılma, Roma İmparatorluğunda taht kavgalarının neden olduğu kargaşalık dönemine kadar sürdü. Bu olayların sonucunda tahrip olan ve küçülerek köy konumuna düşen yerleşim Perinthos(Marmara Ereğlisi)'a bağlandı. Devletin yönetimim ele geçiren Septimus Severus zamanında (193-211) önce en önemli yapıları ile birlikte büyük ölçüde yıkılan, daha sonra yeniden daha büyük olarak kumlan kent, oğlu Aurelius Antoninus Caracalla'nın adına izafeten Anatonina olarak tanındı. Sirkeci'den Çemberlitaş'a, oradan da doğuda Marmara Denizi'ne kadar uzanan, ancak günümüze gelememiş surlar Septimus Severus tarafından yaptırıldı. Kent merkezi, hamamlar (heykelleriyle ünlü Zeuksippos da bunların arasındaydı), tapınaklar (Apollon-Helios ve Aphrodite) ve tiyatro da dahil olmak üzere anıtsal yapılarla donatılmıştı. Nekropolis (mezarlık), Çemberlitaş'la Beyazıt arasındaki alanda yer almaktaydı. Zamanın ana yolları iki yanda sütunlarla sınırlandırılmıştı ve bu caddelerin en ünlüsü, Divanyolu (Yeniçeriler) Caddesi güzergâhım izleyen Meşe idi.
Hıristiyanlığın Kutsal Kenti
Yeniden inşa edilen ve genişletilen, imparatorun adına izafeten "Konstantinopolis" adı verilen kentin açılışı 11 Mayıs 330 yılında büyük bir törenle yapılmış ve Roma'nın tüm ayrıcalıklarına sahip olmuş, "prokonsül" olarak adlandırılan kent yöneticisi, vali ve belediye başkanının tüm yetkilerini üstlenmişti. Bu yöneticilerin adları hâlâ bazı anıtlarda, kentin Mevlevihane kapısındaki Dikilitaşla ve Kıztaşı'nda, karşımıza çıkmaktadır.
Konstantinopolis, on ikisi surlar içinde, biri Galata'da, biri ise Eğrikapı'daki Blakhernai olmak üzere on dört bölgeye ayrılmıştı. Başkente, çoğunluğu Balkanlardan olmak üzere çok sayıda göçmen yerleştirilmişti. Kentin sürekli artan nüfusunun daha 5. yüzyılda 300.000'i bulduğu ve böylelikle Konstantinopolis'in Roma7dan daha kalabalık bir kent olduğu bilinmektedir. Bunun sonucunda üretim ve ticaret alanında, Helenistik Dönemin ünlü kentleriyle rekabet edebilecek duruma gelmişti. Kentin merkezinde İmparator Konstantinus'un oval biçimli ve çift kat revaklarla kuşatılmış, alttaki büyük nişlere kaideleri yazıtlı atlı heykellerin yerleştirilmiş olduğu Forumu, bunun ortasında, günümüzde Çemberlitaş olarak bilinen sütun yer almaktaydı. Çok sayıda heykelle süslenmiş ve Konstantinopolis'in yönetim merkezi konumundaki Forum, eski kentin Nekropolisi üzerine inşa edilmişti. Konstantinai olarak adlandırılan bu kesim, 4. ve 5. yüzyıllarda başta saray, kiliseler ve hamamlar (en ünlüsü Konstantinai Hamamı) olmak üzere çeşitli yapılarla donatılmıştı. Kentin iki ana yolundan biri (Meşe; Balkanlardan gelen eski yol olan Via Egnatia'nın yerine) Konstantinus Forumu'ndan Philadelphion'a, diğeri ise Philadelphion'dan Konstantinus Mausoleum'una uzanmaktaydı. Batısına, haç planlı Aziz Havariler (Havaryun) Kilisesi inşa edilmişti. Bu yapı, muhtemelen dönemin tek kilisesiydi. Zamanla Mausoleum, Havariler martirionuna dönüşmüştü. Aziz Havariler Kilisesi de İmparator lulianus zamanında (361-363) aynı adla yeniden inşa edildi.
Yeni kent içinde kalan Byzantion, anıtları ile yönetim merkezi ve saray alam olarak önemini korumuştur. Kent yeniden yapılandığında, At Meydanı'nda, Marmara Denizi'ne egemen bir konuma sahip Büyük Saray (Palatium Magnum) inşa edilmişti. İstanbul'un fethinde harap durumdaki yapı topluluğunun bir bölümü 16. yüzyılda Osmanlılar tarafından yeniden inşa edilerek Nakkaşhane olarak işlev görmüştür. Burası günümüzde Mozaik Müzesi olarak kullanılmaktadır. Bezemeleri, özellikle de 6. yüzyıla ait döşeme mozaikleri ile ünlü Saray, 11. yüzyıla kadar yapılan çeşitli eklemelerle adeta küçük bir kent görünümüne kavuşmuştu. 11. yüzyılda, Sarayburnu ile Ahırkapı arasında yer alan Mangana Sarayı'nın inşasıyla işlevini yitirmiş ve harap olmuştur. Bu saray da yerini 12. yüzyılda, kentin kuzeybatısındaki, duvarlarla çevrili Blakhernai mahallesindeki Blakhernai Sarayına bırakmıştır. Saray topluluğundan günümüze gelebilen tek yapı, 13. yüzyıl sonlarına tarihlenen üç katlı, cepheleri bezemeli Tekfur Sarayındır. Bu mahallede ayrıca hamam, tiyatro, nimphaion (çeşme) ve evler bulunmaktaydı. Bu dönemde Senato Binası ve Hipodrom da tamamlanmış, yeni yapılar inşa edilmişti. En az 60.000 kişilik olduğu anlaşılan Hipodrom, kentin en önemli toplantı ve eğlence yeriydi. Uzunluğunun 400 metreyi aşkın olduğu bu yapıdan, yalnız Marmara yönünde yarım yuvarlak planlı Sfendon'un kalıntıları günümüze gelebilmiştir. Yeni yapılar arasında, Hormisdas Sarayı, üzerine sarayın inşa edildiği Binbirdirek Sarnıcı, kalıntıları Divanyolu-Adliye Binası arasında görülen Antiokhus ile doğusundaki Lausus sarayları sayılabilir. 7. yüzyılda Antiokhus Sarayı'nın bir bölümü ile kuzeyine, yonca planlı ve 13. yüzyıla tarihlenen freskoları ile tanınmış Aya (Hagia) Euphemia Kilisesi inşa edilmişti.
Konstantinopolis'in önde gelen tören alanlarından biri olan Augustaion (Ayasofya Meydam)'un ilk yapımı Konstantinus öncesine gitmekle birlikte, imparator zamanında yeniden yapılarak annesi Augusta Helena'ya adanmıştı. Bugün Sultanahmet Meydanı olarak bilinen alan İstanbul'un en tanınmış mekânlarından biridir. Batısında, Rea Tapınağı ve heykelinin bulunduğu meydana yapılmış Büyük Bazilika, güneyinde Regia Revakı, doğusunda Büyük Saray'ın girişi olan ve 632 yılındaki Nika ayaklanması sırasındaki yangında yok olan anıtsal Chalke Kapısı (Tunç Ev), Senato ve Magnaura Sarayı; Revak'm arkasında ise, 8. yüzyılda önemini yitiren ve yerine 16. yüzyılda Ayasofya Hamamı yapılan Zeuksippos Hamamı ile Hipodrom yer almaktaydı. Augustaion ile Ayasofya arasında ise Patrikhane Sarayı bulunmaktaydı. lustinianus Sütunu, 1316 yılındaki büyük fırtınada yıkılmıştı. Büyük Bazilikadaki heykeller İkonoklasmus (ikon/tasvir kırıcıları) döneminde (726-842) yok edilmiş ya da yerlerinden kaldırılmıştı. II. Konstantius ise bazilikada, 476 yılında yanan bir kütüphane kurdurmuştu. Bazilika'mn yakınında, önemini İkonoklasmus dönemine kadar korumuş Tetradesion Oktagonon adlı ünlü okul bulunuyordu. Kentin önde gelen yapılarının yanı sıra, en önemli olaylarının da yaşandığı bu kesimde, tüm önemli yolların başlangıcı olan Milion yer almaktaydı.
395 yılında, bugünkü Beyazıt Meydanının yerine Theodosius/Taurus Meydanı inşa edilmiştir. 200 m. genişliğindeki bu meydana girişi sağlayan büyük bir kapı ile çevresinde birçok yapı bulunmaktaydı. Bunların başında, kalıntıları 1956 yılında açığa çıkarılan dört mermer sütunlu Anıtsal Giriş gelmektedir. Ayrıca, I. Theodosius (379-395) adına yapılan ve 1509'daki büyük yer sarsıntısına kadar ayakta kalan Anıt, imparatorun savaşlarını ve zaferlerini betimleyen kabartmaları ile ünlüydü.
Meydanın sınırladığı alanda, Roma İmparatoru Severus'un Sarayı ve Tapınağının da bulunduğu belirtilir. Fatih Sultan Mehmed'in de Eski Saray'ı bu alanda inşa ettirmiş olması dikkat çekicidir.
Tüm bu gelişime rağmen, kentin daha da genişletilmesi gereksinimi ortaya çıkmış ve 5. yüzyıl başlarında, İmparator II. Theodosius zamanında (408-450) bugünkü kent surları inşa edilmiştir. Yaklaşık 19 km. uzunluğundaki surlar Haliç'ten Marmara Denizi kıyısındaki Mermer Kule'ye kadar uzanmaktaydı. İki kalın ve yüksek duvar, aralarında ve dışta birer teras ile hendekten oluşmaktaydı. Kule'nin 900 m. uzağındaki Porta Aurea, adeta anıtsal bir kale görünümündeydi. Kapının üzerinde, L Theodosius'unki de dahil olmak üzere birçok heykel bulunmaktaydı. Via Egnatia, bu kapıdan batıya doğru uzanmaktaydı. Surların batı sınırı 20. yüzyıla kadar korunmuştur. Konstantinus surları ile bu surlar arasında kalan alanda, Konstantinopolis'in tarihi boyunca hiçbir zaman pek yapılaşma dikkati çekmez. Bu kesimde yapılan tek anıtsal yapı, 12. yüzyılda yenilenmiş Chora (Kariye) Manastıradır.
Haliç boyundaki bugün çoğu yıkılmış olan deniz surları, batıda Ksiloporta'dan başlayıp, doğuda Akropolis'in altındaki Sarayburnu yakınında, limanın girişindeki Eugenius (Yalı Köşkü) Kapısı'na kadar uzanmaktaydı.
Theodosius dönemi sonrasının en önemli yapısı, İmparator Markianus zamanında bir konsülü tarafından 463 yılında inşa edilmiş ve günümüze iyi durumda kalabilmiş olan Samatya'daki loannes Prodromos Kilisesi (İmrahor Camii) ile kiliseye bağlı Studios Manas tın'dır. Samatya'daki diğer önemli bir yapı, sonradan kadınlar manastırı eklenerek genişletilen Karpos ve Papylos Martiryumu'dur. lustinianus (Yerebatan) Sarnıcı, Binbirdirek Sarnıcı, şehrin su ihtiyacını karşılamak için İmparator Valens (364-378) tarafından inşa ettirilen ve bugün Bozdoğan Su Kemeri olarak bilinen eserler bugün de ayaktadır.
Batı Roma'dan Bizans'a İstanbul
Konstantinopolis'in en parlak dönemlerinden biri İmparator I. lustinianus (Jüstinyen) zamanıdır (527-565). Özellikle büyük tahribata yol açan 532 yılındaki Nika ayaklanmasından sonra İmparator başkentte büyük yapım etkinliklerini başlatır. Tüm Bizans Çağı boyunca ve hatta Osmanlı Döneminin sonlarına kadar İstanbul, 5. yüzyılda II. Theodosius tarafından yaptırılan kent surlarının sınırları içindeki alanda gelişim göstermiştir. Bu genellemenin tek istisnası, kentin kuzeybatısındaki Blakhernai bölgesidir. Konstantinopolis, çok sayıda kilisesi ve yüksek duvarlarla kuşatılmış manastırları ile Orta Çağ'm başta gelen Hıristiyan merkezlerinden biriydi. Kuşkusuz bu yapıların en önemlisi ve en anıtsalı, heykellerle süslü Augustaion (Ayasofya/At Meydam)'un kuzeyinde yer alan Ayasofya Kilisesi'dir. 415 yılında İmparator II. Theodosius'un yaptırdığı ve ayaklanma sırasında yanan bazilikanın yerine, 532-537 yıllarında İmparator I. lustinianus zamanında Trallesli Anthemius ve Miletuslu Isidorus adlı iki ünlü mimara yaptırılan kilise, Bizans Dönemindeki çeşitli onarımlarla bugünkü biçimini almıştır. Kubbeli bazilikaların en anıtsal örneği olan yapı, kütlesel destekler üzerindeki büyük yuvarlak kemerlerle taşınan ve pandantiflerle geçilen 30,80-31,88 m. çapındaki anıtsal kubbesinin, doğu ve batıdaki yarım kubbelerinin yanı sıra mozaikleri ve mermer süslemeleriyle de yalnız İstanbul ya da Bizans mimarîsinde değil, dünya mimarîsinde de özel bir konuma sahiptir. 1453 yılında İstanbul'un Türkler tarafından alınmasıyla camiye çevrilmiş, farklı dönemlerde dört minare eklenmiştir. Günümüzde müze olarak kullanılmaktadır. Ayasofya'nın ön örneği olarak kabul edilen ve İmparator lustinianus ile eşi Theodora tarafından 527-536 yıllarında inşa ettirilmiş olan Sergios ve Bakkhos Kilisesi (Küçük Ayasofya Camii) özgün haliyle günümüze kalabilmiş örneklerden biridir. Kent merkezindeki diğer önemli yapı, imparatorluk mezarlarının da bulunduğu ve Ayasofya'ya 4 km. uzaklıktaki Aziz Havariler Kilisesi idi. Yapı lustinianus zamanında harap olduğundan, yıkılarak yeniden yaptırıldı. Haç plânlı yapının merkezinde büyük bir kubbe yer alıyordu. İçinde, havarilerden Andreas, Lukas ve Thimoteus'un lâhitleri bulunuyordu. Çeşitli dinsel ve imparatorluk törenlerinin en önemli iki duraklama yerinden biri bu kilise, diğeri ise Ayasofya idi. 1420'lerde İstanbul'da bulunan Christoforo Boundelmonti, birçok yapı gibi kilisenin de yıkılmak üzere olduğunu belirtmiştir. Osmanlı Döneminde yerine 1462-70 tarihli Fatih Külliyesi inşa edilmiştir. Diğer önemli bir yapı, Ayasofya'nın yakınında, Topkapı Sarayı 1. avlusu içinde yer alan Hagia Eirene Kilisesi'dir. 6. yüzyılda İmparator lustinianus zamanında inşa edilmiş yapı, üç nefli ve 15,15 m. çapında büyük kubbeli bir bazilikadır.
Konstantinopolis'in en parlak çağı, kuruluşundan İmparator I. lustinianus dönemi sonlarına (330-565) kadarki evredir. Bu dönemden sonra, sanatta da Roma geleneklerinin yerini daha doğulu karakter taşıyan Bizans gelenekleri almaya başlamıştır. 6. yüzyıl sonlarından başlayarak Konstantinopolis yapılarına, artık Bizans sanatı damgasını vurmuştur. Eskinin görkemli yapıları yerini daha mütevazı örneklere bırakmış, özellikle anıtsal kamu yapıları ihmal edilmiş, kentin fiziksel dokusu değişime uğramaya başlamış, kısacası Konstantinus ve lustinianus'un canlı, gösterişli ve her yönüyle etkileyici Konstantinopolis'i tarihe karışmıştır. Özellikle İslâmiyetin doğuşu ve büyük bir tehdit oluşturan Emevilerin bu gelişmedeki rolü yadsınamaz. Ayrıca Balkanlardan gelen saldırılar da küçümsenemez. 8. yüzyılda ise yeni kargaşalıklar ortaya çıktı. Kuşkusuz bunların başında, Bizans İmparatorluğu'nda yeni bir dönemin ve anlayışın, öte yandan da kentte, özellikle dinî yapılarda büyük tahribata yol açan İkonoklasmus (İkon Kırıcıları) Döneminin (726-842) başlaması gelmekteydi. Artık eskinin anıtsal yapıları terk edilmiş, ya da farklı işlevlerle kullanılmaya başlanmıştı. Bu olaylara, 747'deki büyük veba salgını da eklenince, kentin nüfusu birden 50.000'lere düştü. Bunun üzerine Balkanlar ve adalardan getirtilen göçmenler kentin çeşitli bölgelerine yerleştirildi. 813'teki Bulgar saldırısı da büyük ölçüde tahribata yol açtı. Theophilos zamanı (829-842), kentin kaderinin değişmesinde önemli bir rol oynadı. Bu dönemde önemli yapım etkinlikleri gerçekleştirildi ve başta surlar olmak üzere tahrip olan yapıların onarımıyla kentin çehresi değişmeye başladı. Manastır yapımı da, önceki dönemlerden çok daha yoğun bir biçimde önemsenmiştir.
Tarihi Alanlar
TOPKAPI SARAYI
TOPKAPI SARAYI 15-19 uncu yüzyıllar arasında Osmanlı İmparatorluğu'nun
merkezinde bulunan Topkapı Sarayı, labirentleriyle, Boğaz, Haliç ve Marmara
Denizi'nin sularının karıştığı noktada, bir kara parçası üzerinde yer
almaktadır. Yeni sarayın (Topkapı Sarayının) yapımına 1466'dan sonra
başlanmış ve Fatih ölmeden birkaç sene önce 1478'de tamamlanmıştır. Bu saray
diğer Avrupa Sarayları gibi tek bir binada olmayıp çeşitli köşk ve
dairelerden oluşmuştur. İlk olarak yapılan Çinili Köşk Sırça Saray'dır ve
1472'de bitmiştir. Orta Asya mimarisi karakterinde ve iki katlı köşk 1875'te
Arkeoloji, 1908 senesinde de Türk İslam Eserleri Müzesi olmuştur. 1953'te
ise Fatih Eserleri Müzesi olarak açılmıştır. Çinili Köşkü, Kubbealtı
Arzodası, Hasoda, Hazine, Kiler ve Seferliler gibi koğuşlar, mutfakların bir
kısmı, hastalar odası, hamam şimdi kütüphane olan Ağalar Cami, ahır ve diğer
binaların yapımı izlemiş ve son olarak da yapı 1478'de Saray surlarının ve
Bab-ı Humayun denen Sultanahmet yönündeki asıl kapının inşaatı ile
tamamlanmıştır.
Fatih devrinde ortalama 750 kişi olan saray halkı gittikçe artmış ve XIX.
yüzyılda normal günlerde 5000, bayram günleri gibi fevkalade zamanlarda ise
10.000'i bulmuştur. Bu sebeple bu saraya zamanla yeni yeni ilaveler
yapılmıştır.
Topkapı Sarayı Harem kısmı III. Sultan Murat devrinde 1574 - 1595 yıllarında
yapılmış ve ondan sonra Bayazıt'daki harem halkı buraya nakledilmiştir. XIX.
yüzyıl başlarında harem halkı 474 kişi idi. Harem'e girerken Kızlar Ağası
Dairesi ve onun üst katında da küçük şehzadelerle Sultanlar için Şehzadeler
Mektebi vardı. Sarayda zamanla Enderun Mektebi, Hekimbaşı Odası, Enderun
Eczanesi, iç avlulardaki köşklerle Sarayburnu sahillerinde yazlık köşkler
yapılmış, mutfaklar, ahırlar genişletilmiş, yeni yeni cami ve küyüphaneler
ilave edilmiştir.
DOLMABAHÇE SARAYI
DOLMABAHÇE SARAYI 19 uncu yüzyılda Sultan I. Abdülmecit tarafından
yaptırılan Dolmabahçe Sarayı'nın cephesi Boğaz'ın Avrupa kıyısında 600 m
boyunca uzanmaktadır. Dolmabahçe Sarayı, Avrupa sanatı üsluplarının bir
karışımı olarak 1843-1856 yılları arasında inşa edilmiştir. Sultan
Abdülmecit'in mimarı Karabet Balyanın eseridir. Osmanlı Sultanlarının her
devirde birçok sarayı bulunurdu. Ancak esas saray Topkapı, Dolmabahçe
Saraylarının tamamlanmasından sonra terk edilmiştir.
Dolmabahçe Sarayı üç katlı, simetrik planlıdır. 285 odası ve 43 salonu
vardır. Denizden 600 metrelik bir rıhtımı, kara tarafında ise birisi çok
süslü iki abidevi kapısı vardır. Bakımlı ve güzel bir bahçenin çevrelediği
bu sahil sarayının ortasında, diğer bölümlerden daha yüksek olan tören ve
balo salonu yer alır. Büyük, 56 sütunlu kabul salonu 750 ışıkla aydınlanan
4.5 tonluk muazzam kristal avizesi ile ziyaretçileri hayrete düşürür.
Sarayın giriş tarafı Sultanın kabul ve görüşmeleri, tören salonunun diğer
tarafındaki kanat ise harem bölümü olarak kullanılmıştır. Iç dekorasyonu,
mobilyaları, ipek halı ve perdeleri ve diğer tüm eşyası eksiksiz olarak,
orijinaldeki gibi günümüze gelmiştir. Dolmabahçe Sarayı mevcut hiç bir
sarayda bulunmayan bir zenginlik ve ihtişama sahiptir. Duvar ve tavanlar
devrin Avrupalı sanatkarlarının resimleri ve tonlarca ağırlığında altın
süslemeleri ile dekore edilmiştir. Önemli oda ve salonlarda her şey aynı
renk tona sahiptir. Bütün zeminler birbirinden farklı, çok süslü ahşap parke
ile kaplıdır. Meşhur Hereke ipek ve yün halılar, Türk sanatının en güzel
eserleri, birçok yerde serilidir. Avrupa ve Uzak doğunun ender dekoratif el
işi eserleri sarayın her yerini süsler. Pırıl pırıl kristal avize, şamdan ve
şömineler sarayın pek çok odasında güzelliklerini sergiler.
Dünyadaki saraylar içerisinde en büyük balo salonu buradakidir. 36 m.
yüksekliğindeki kubbesinden ağırlığı 4.5 ton olan devasa kristal avize asılı
durur. Önemli siyasi toplantılarda, tebrik ve balolarda kullanılan bu salon,
önceleri alttaki, fırına benzer bir düzen ile ısıtılırdı. Saraya kalorifer
ve elektrik sistemi daha sonraları eklenmiştir. Altı hamamdan Selamlık
bölümündeki, eşi olmayan, güzel oymalı alabaster mermerleri ile dekorludur.
Büyük salonun üst galerileri orkestra ve diplomatlar için ayrılmıştır.
Uzun koridorlar geçilerek varılan harem bölümünde, sultan yatak odaları ve
sultanın annesinin bölümü ile diğer kadın ve hizmetkarlar bölümleri
bulunmaktadır. Sarayın kuzey eklenti bölümü şehzadelere tahsis edilmiştir.
Girişi Beşiktaş semtinde olan yapı Resim ve Heykel Müzesi olarak hizmet
vermektedir. Cumhuriyet döneminde, Atatürk'ün Istanbul ziyaretlerinde
ikametgah olarak kullanıldığı sarayda en önemli olay, 1938'de Atatürk'ün
ölümüdür. (Pazartesi ve Perşembe hariç her gün açıktır.)
ÇIRAĞAN SARAYI
ÇIRAĞAN SARAYI Haliç ve Boğaziçinin en güzel yerleri sultanlar ve önemli
kişilere saray ve köşkleri için tahsis edilmişti. Zaman içinde bunların bir
çoğu yok olmuştur. Büyük bir saray olan Çırağan 1910 yılında yanmıştır.
Önceki bir ahşap sarayın yerinde 1871 yIında Sultan Abdülaziz tarafından
Saray Mimar Serkis Balyan'a yaptırılmıştı. Dört yılda dört milyon altına mal
olan yapının ara bölme ve tavanı ahşap, duvarlarda mermer kaplıydı. Taş
işçiliğinin üstün örnekleri sütunları, zengin döşenmiş mekanlar tamamlardı.
Odalar nadide halılarla, mobilyalar altın yaldızlar ve sedef kalem işleri
ile süslüydü. Boğaziçi'nin diğer sarayları gibi Çırağan da birçok önemli
toplantıya mekan olmuştu. Renkli mermerle süslenmiş cepheleri, abidevi
kapıları vardı ve arka sırtlardaki Yıldız Sarayına bir köprü ile
bağlanmıştı. Cadde tarafı yüksek duvarlar ile çevriliydi. Yıllar boyu harabe
halinde duran kalıntı büyük tamirler sonunda yeniden ihya olmuş, yanına
ilave edilen eklentiler ile 5 yıldızlı, güzel bir otele dönüştürülmüştür.
BEYLERBEYİ SARAYI
BEYLERBEYİ SARAYI Boğaziçi Köprüsü Asya kulesinin dikili olduğu Beylerbeyi,
Bizanstan beri saraylara tahsis edilmiş güzel bir semttir. Beylerbeyi Sarayı
1861-1865 yıllarında, eski ahşap bir sahil sarayının yerinde Sultan
Abdülmecit tarafından yaptırılmıştır. Cephe ve iç dekorasyonda Doğu ve Türk
motifleri, Batı süs öğeleri ile birlikte kullanılmıştır. Dolmabahçe
Sarayının havasını taşıyan üç katlı yapı, harem ve selamlık bölümlerini
oluşturan 26 oda ve altı salondan ibarettir. Bu küçük sarayın içi her biri
küçük çapta bir servet olan Bohemya avizeleri, Yıldız imalatı çiniler ve
seramik vazolarla süslenmiştir.Yaldızlı mobilyaları ile nefis halıları
buraya ayrı bir güzellik vermektedir. Otantik mobilyalar, halılar, perdeler
ve diğer eşyalar olduğu gibi korunmuşlardır. Denize bakan cephe süsleri,
bakımlı bahçe ve orta bölümdeki havuzlu salon ile spiral merdivenler dikkat
çeken yerlerdir. Arka yamaçta bir büyük havuz, teraslar ve türünün güzel
örneği at ahırları yer almıştır. 1970'li yıllara kadar kullanılan eski yol
bir tünel saray bahçesinin altından geçerdi. Sahilde iki küçük seyir köşkü
bulunan sarayda devlet misafirleri de ağırlanırdı. (Pazartesi ve Perşembe
hariç her gün açıktır.)
YILDIZ SARAYI
YILDIZ SARAYI Boğaziçine hakim tepeler ve vadileri kaplayan geniş alan
üzerine serpiştirilmiş, yüksek duvarların çevrelediği avlular içerisinde
köşkler, bahçeler kompleksidir. İstanbul'un bu ikinci büyük sarayı günümüzde
değişik hizmetlere ayrılmış, bölünmüş durumu ile gelmiştir. Yıldız Sarayı,
III.Selim'in annesi Mihrişah Sultan tarafından ilk yaptırılan bir köşkler
bütünüdür. II.Mahmut Yıldız adını verdiği ikinci bir köşk yaptırmış, bu isim
daha sonra Abdülmecit, Abdülaziz ve Abdülhamit'in hükümdarlığında yaptırılan
bütün gruba geçmiştir. Sultan Abdüaziz zamanında köşkler çoğalmaya başlamış,
Malta, Çit, Çadır, Şale Köşkleri yapılmış, koru usta bahçevanların elinde
bakir görünüşüne dokunulmadan düzenlenmiştir. Sultan Abdülhamit, burada 32
yıl yaşamış, 33 yıllık saltanatında, şehir içinde şehir gibi olan bu
korunaklı sarayı resmi daire ve haremi olarak kullanmıştır. Yönetim
Kısımları'na ilaveten Yıldız Sarayı'nda birçok bölüm ve bir de cami
bulunmaktadır. 19 uncu yüzyılın sonunda, II. Abdülhamit zamanında
tamamlanmıştır. Yapıların en büyük ve zarifi Şale, sultanların nasıl bir
lüks içinde yaşayıp eğlendiklerini göstermektedir. Dünyanın her yöresinden
getirilen çiçekler, ağaçlar ve bodur bitkilerle bezeli büyük saray parkından
Boğaz'ın panoramik görüntüsü çok güzeldir. Restorasyon çalışmaları nedeniyle
sadece Şale ve park halka açıktır. (Pazartesi ve Perşembe hariç her gün
açıktır. )
İstanbul'un ünlü camileri arasında Sultanahmet Cami, Süleymaniye Cami,
Rüstem Paşa Cami, Fatih Cami, Eyüp Cami, Yeni Cami, Sokullu Mehmet Paşa Cami
ve Mihrimah Sultan Cami sayılabilir.
Kente pek çok kilise ve manastır faal durumdadır. Bir kısmı ise cami haline
dönüştürülmüştür. Studios Manastin Kilisesi , Sergios-Bakhos Kilisesi, Hagia
Eirene Kilisesi, Pantakrator Manastir Kilisesi, Vefa Kilisesi (Hagios
Theoderos), Nyrelaion Manastır Kilisesi, Eglise D'hagia Thekla Manastırı,
Eski İmaret Cami (Pantepoptes Manastin Kilisesi), Kalenderhane Cami (Akataleotos
Manastırı), Fenari İsa Cami (Lios Manastır Kilisesi) ve Fethiye Cami
(Pammakaristos Manastr Kilisesi) ünlüleridir.
İnanç Turizmi
Üçgeni andıran eski Istanbul yarımadasının etrafı 5. yüzyılda Roma döneminde
yapılan, 22 km.yi bulan surlarla çevrilidir. Byzantion şehir sitesi,
kurulmasından itibaren batı yönüne doğru genişleyerek 4 defa yeni surlarla
çevrilmiştir. Marmara Denizi ve Haliç kıyıları da tek sıra fakat güçlü
surlarla çevrili idi. Şehrin akropolisini çevreleyen surlardan, 3. yüzyılda
yapılmış İmparator Septimus Severius ve 320'de Büyük Konstantin'in
yaptırdığı 3. sur tamamen yıkılmıştır. Kara surları deniz kıyısından
başlayarak tepeleri ve vadileri geçerek Haliç surlarına iner.
Yedikule
Bu surlardaki en görkemli kapı, Marmara Denizi'ne yakın olan "Altın Kapı"
idi. Bu Imparator merasim kapısı, iki mermer kule arasında zafer takı gibi
yerleştirilmişti. Zaferden dönen ordular, Imparator ve erkanı şehre bu
kapıdan girerdi. Burayı çevreleyen Türk devri eseri 5 kule ilavesi ile 7
kule, bir iç kale haline sokulmuştu. Zaman içerisinde hazine, depo ve elçi
hapishanesi olarak kullanılmış iken, günümüzde enteresan girişi ve "Altın
Kapı" kuleleri ile şehrin bir diğer müzesidir. Yaz aylannda çeşitli
etkinlikler ve konserler yapılmaktadır.
Anadolu Hisarı
Karadeniz'in tek çıkışı Boğaziçi'nin Asya kısmında yer alan hisar, 1390'lı
yıllarında Sultan Bayazıt tarafından yaptırılmıştır. Karşı kıyıdakı
Rumelihisarı ile birlikte Boğaziçi transit geçişinin tam kontrol altında
tutulması sağlayan bu küçük kale, burçlarına yaslanan eski ahşap evler ve
civarı ile pitoresk bir manzara oluşturur.
Rumeli Hisarı
İstanbul Boğazı'nın Rumeli yakasındadır. Bizans'a kuzeyden yardım gelmesini
önlemek amacıyla Fatih Sultan Mehmet tarafından 1452 yılında yaptırılmıştır.
Üç büyük kule yapımını üstlenen Çandarlı Kara Halil, Saruca ve Zaganos
Paşaların adlarıyla anılır.
Kapalı Çarşı
Dev ölçülü bir labirent gibi, 60 kadar sokağı, üç binden fazla dükkanı ile
dünyanın en eski ve büyük kapalı çarşısı olan "Kapalı Çarşı" İstanbul
şehrinin merkezinde yer alır. Adeta bir şehri andıran, bütünü ile örtülü bu
site zaman içerisinde gelişip büyümüştür. 15. yüzyıldan kalma duvarlı, bir
seri kubbe ile örtülü eski iki yapının etrafı sonraki yüzyıllarda, gelişen
sokakların üzerleri örtülerek, ekler yapılarak bir alışveriş merkezi haline
getirilmiştir. Geçmişte burası, her sokağında belirli mesleklerin yer aldığı
ve bunların da, el işi imalatın sıkı denetim altında bulundurulduğu, ticari
ahlak ve törelere çok saygı gösterilen bir çarşıydı. Çarşının ana caddesi
sayılan sokakta çoğunlukla mücevher dükkanları, buraya açılan yan bir
sokakta altıncılar bulunur. İstanbul'u ziyarete gelen turist grupları için
alışveriş olanakları, çarşının ana girişindeki modern ve büyük alışveriş
merkezleri tarafından sağlanmaktadır.
Mısır Çarşısı
İstanbul'un ikinci kapalı çarşısıdır. IV. Mehmet'in annesi Hatice Turhan
Sultan tarafından Yeni Cami'ye vakıf olarak yaptırılmıştır. Çarşıda 6 kapı
vardır. Bunlardan 3'ü revak olup, yapıyı daha da güzelleştirmektedir.
Bakırcılar Çarşısı
İstanbulun özellikle yabancıların dikkatini çeken, bir çarşısı da
Beyazıttaki Bakırcılar Çarşısıdır. Şimdiki İstanbul Üniversitesi Merkez
Binası bahçesinin doğu ve kuzey duvarları altında bir sıra dükkan
halindedir. Burada çeşitli bakır işi levha bakırdan döğme olarak elle
yapılmakta ve kazan tencere, kuşhane, sahan, tava, tas, leğen, ibrik, güğüm,
bakraç, kova, maşrapa, sini, mangal, şamdan, bakırdan, "gülabdab" olarak
satılmaktadır.
Kapalı Çarşı
( Kuleli Cami Altındaki Kapalı Çarşı ) Üstü kapalı çarşıların bir örneği de,
19 yüzyılda yapılan son senelerde restore edilen Laleli Camii altı
dükkanlarıdır.
Kız Kulesi
İstanbulun sembolü olan Kız Kulesi, Boğaz girişindeki kayalık üzerine
kurulmuş küçük, şirin bir kuledir. Tarih içinde gözetleme kulesi, deniz
feneri olarak kullanılan kule günümüzde turizme tahsis edilmiştir. Batı
kaynakları burayı sevgilisi Hera'ya kavuşmak için yüzerken boğulan
Leander'in kulesi olarak tanıtır. Bir diğer hikayeye göre de burası, kızının
yılan tarafindan sokulacağını rüyalarında gören İmparatorun, emniyette
olması için genç kızı yerleştirdiği kule idi. Meyve sepeti içinde gelen
yılan trajediye sebep olur.
Galata Kulesi
Bizanslıların Cenevizliler aleyhine hareketlerine karşılık, Cenevizliler
tarafından yapılmıştır. Bölgeyi her türlü saldırıdan korumak için de bu
kuleyi yaptırmışlardı. Kulede büyük sahanlığa kadar duvar içinde dönerek
çıkan bir taş merdiven vardır. Son yıllarda 1967'de restore edilmiş, içine
asansör konmuş, diğer katlarına da lokanta yapılmıştır.
Beyazıt Kulesi
Bugünkü İstanbul Üniversitesi merkez binasının bulunduğu yerdeki yapı (eski
saray), II. Mahmut devrinde Milli Savunma Bakanlığı (Seraskerlik) olarak
kullanılmıştır. Seraskerliğin avlusundaki ahşap kule, yangın gözcüleri için
uzun süre varlığını sürdürmüştür. II. Mahmut, daha güzelini yaptırtmak için
bu kuleyi yıktırmıştır ve kitabesine göre, onun emri ile, 1828 yılında
Serasker Hüseyin Paşa tarafından o devrin mimari özelliklerini yansıtan,
kagir bir kule yapılmıştır. 50 m yüksekliğindeki bu abide, belirgin
kütlesiyle, kente karekteristik bir çizgi kazandırmaktadır. Ahşap bir
merdivenle çıkılan yukarıdaki sahanlık, şehrin büyük bir kısmını kuşbakışı
seyretme olanağı sağlar.
AYASOFYA MÜZESİ
Mimarisi, ihtişamı, büyüklüğü ve işlevselliği yönünden ilk ve son ünik
uygulama olarak görülen Ayasofya; Osmanlı camilerine fikir bazında da olsa
esin kaynağı olmuş, doğu-batı sentezinin bir ürünüdür. Bu eser dünya
mimarlık tarihinin günümüze kadar ayakta kalmış en önemli anıtları arasında
yer almaktadır. Bu nedenle, Ayasofya, tarihi geçmişinin yanı sıra, mimarisi,
mozaikleri ve Türk çağı yapıları ile yüzyıllar boyunca tüm insanlığın
ilgisini çekmiştir. Ayasofya 916 yıl kilise, 481 yıl cami olmuş, 1935'ten bu
yana müze olarak tarihi işlevini sürdürmektedir. Bizans tarihçileri
tarafından İmparator I. Konstantinos (324-337) zamanında yapıldığı ileri
sürülen ilk Ayasofya bir ayaklanma sonunda yanmış, bu yapıdan günümüze hiç
bir kalıntı gelmemiştir. İmparator II. Theodosius, Ayasofya'yı ikinci defa
yaptırmış ve 415'te ibadete açmıştır. Yine bazilika planlı bu yapı 532'de
Nika ihtilali sırasında yanmıştır. 1936 yılında yapılan kazılarda bununla
ilgili bazı kalıntılar ortaya çıkmıştır. Bunlar mabede girişi gösteren
basamaklar, sütunlar, başlıklar, çeşitli mimari parçalardır. İmparator
Iustinianus (527-565) ilk iki Ayasofya'dan daha büyük bir kilise yaptırmak
istemiş, çağın ünlü mimarlarından Miletos'lu İsidoros ve Tralles'i
Anthemios'a günümüze ulaşan Ayasofya'yı yaptırmıştır. Anadolu'nun antik
şehir kalıntılarından sütunlar, başlıklar, mermerler ve renkli taşlar
Ayasofya'da kullanılmak üzere İstanbul'a getirilmiştir. Ayasofya'nın
yapımına 23 Aralık 532'de başlanmış, 27 Aralık 537'de tamamlanmıştır. Mimari
yönden incelendiğinde büyük bir orta mekân, iki yan mekân (nef), absis, iç
ve dış nartekslerden meydana gelmiştir. İç mekân, 100 x 70 m. ölçüsünde
olup, üzeri dört büyük ayağın taşıdığı 55 m. yüksekliğinde, 30.31 m. çapında
kubbe ile örtülmüştür. Ayasofya'nın mimarisinin yanı sıra mozaikleri de
büyük önem taşımaktadır. En eski mozaikler iç narteks ve yan neflerde altın
yaldızlı geometrik ve bitkisel motifli olan mozaiklerdir. Figürlü mozaikler
IX.-XII. yüzyıllarda yapılmıştır. Bunlar İmparator kapısı üzerinde, absiste,
çıkış kapısı üzerinde ve üst kat galeride görülmektedir. Ayasofya
İstanbul'un fethi ile birlikte başlayan Türk döneminde çeşitli onarımlar
görmüştür. Mihrap çevresi, Türk çini sanatı ve Türk yazı sanatının en güzel
örneklerini içerir. Bunlardan kubbedeki ünlü Türk Hattatı Kazasker Mustafa
İzzet Efendi'nin Kuran'dan alınma bir suresi ile 7.50 m. çapındaki yuvarlak
levhalar en ilgi çekici olanıdır. Bu levhalarda, Allah, Muhammed, Ömer,
Osman, Ali, Hasan, Ebu Bekir, Hüseyin'in isimleri yazılıdır. Mihrabın yan
duvarlarında ise Osmanlı padişahlarının yazıp buraya hediye ettiği levhalar
vardır. Sultan II. Selim, Sultan III. Mehmet, Sultan III. Murat ve
şehzadelerin türbeleri, Sultan I. Mahmut'un şadırvanı, sıbyan mektebi,
imareti, kütüphanesi, Sultan Abdülmecid'in hünkar mahfeli, muvakkithanesi,
Ayasofya'daki Türk çağı örnekleri olup türbeler, iç donanımı, çinileri ve
mimarisiyle klasik Osmanlı türbe geleneğinin en güzel örneklerini
oluşturmaktadır. Müze pazartesi dışında hergün 09.30-16.30 saatleri arasında
gezilebilir. ÇİNİLİ KÖŞK: 15 inci yüzyılda, Fatih Sultan Mehmet zamanında
bir köşk veya pavyon şeklinde yaptırılmıştır. İznik parçaları dahil 16'nci
yüzyıl Selçuk ve Osmanlı çömlek ve çini sanatının en iyi örneklerini
barındıran Türk Seramikleri Müzesi yer almaktadır.
Müze tel:(+90-212) 528 45 00
Ziyarete açık günler : Pazartesi hariç her gün açıktır
AYA İRİNİ
İstanbul'da yapılan ilk kilisedir. Konstantin'in emri üzerine 4'üncü
yüzyılda yapılmış, sonradan Jüstinyen zamanında restore edilmiştir. Yapı,
Hıristiyanlık öncesi dönemi tapınağının üzerine inşa edilmiştir.
Ziyarete açık günler : Pazartesi hariç her gün açıktır
TÜRK İSLAM ESERLERİ MÜZESİ
Müzede Türk ve İslam sanatı eserleri sergilenmektedir. Bina, 1524'de
Muhteşem Süleyman'ın Baş Veziri İbrahim Paşa tarafından ikametgahı olarak
yaptırılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu döneminin en büyük özel konutudur.
Bugün, zarif seramik koleksiyonlarının, minyatürlerin, hat sanatı
örneklerinin, tekstillerin, en eski halıların yanında ağaç oyma eserlerin
sergilendiği bir mekandır.
Müze Tel:(+90-212) 518 18 05
Ziyarete açık günler : Pazartesi hariç her gün açıktır.
TÜRK HALILARI MÜZESİ
İbrahim Paşa Sarayı'nın bulunduğu sokağın karşısındadır. Türkiye'nin her
yöresinden toplanan çok güzel antika halı ve kilimler sergilenmektedir.
Ziyarete açık günler : Pazartesi hariç her gün açıktır
YEREBATAN SARNICI
Bizans Sarnıcı olarak da anılan sarnıç, Ayasofya'nın yakınındadır. Büyük
salonun ince tuğla kemerleri 136 adet korint stili sutünla
desteklenmektedir.
Ziyarete açık günler : Salı hariç her gün açıktır
MOZAİK MÜZESİ
Mozaik Müzesi, Bizans imparatorlarının Büyük Sarayı'ndan kalmadır. 5. ve
6'ncı yüzyıl nadide mozaik döşemeler burada korunmaktadır.
Müze Tel:(+90-212) 511 97 00
Ziyarete açık günler : Salı hariç her gün açıktır
KARİYE MÜZESİ
11. yüzyıl eseridir ve "Hz. İsa" Kilisesi adıyla da anılır. İstanbul'da
Ayasofya'dan sonra en önemli Bizans yapısıdır. İstanbul Edirnekapı
yakınlarında yer alan mozaik ve freksleriyle ünlü bu kilise Bizans
İmparatoru Alexius Komnenos'un kayınvalidesi Maria Dukaina tarafından
yaptırılarak Hz. İsa'ya ithaf edilmiş daha sonra büyütülmüştür. Hz. İsa ve
Hz. Meryem'in yaşantılarını sahneleyen mozaik ve fresklerinin çoğu 1305-1320
yıllarında yapılmıştır. II. Bayazıt döneminde camiye çevrilen kilise
Cumhuriyet döneminde 1929'da restore edilmiş, mozaikleri meydana
çıkarıldıktan sonra müze olarak ziyarete açılmıştır. Bu arada, müze ziyareti
sonrasında Kilise'yi çevreleyen ahşap evlerde, şehrin koşuşturan ortamından
uzakta, rahat bir atmosfer içinde çay ve kahve sunulmaktadır.
Müze Tel:(+90-212) 523 30 09
Ziyarete açık günler : Salı hariç her gün açıktır
HAVACILIK MÜZESİ
Yeşilköy'dedir. Türk havacılığının gelişmesi teması üzerine kurulmuştur.
Ziyarete açık günler : Salı hariç her gün açıktır
ASKERİ MÜZE
Seferlerde Osmanlı orduları tarafından kullanılan büyük saha çadırları
Askeri Müze'de sergilenmektedir. Osmanlı silah ve askeri teçhizatları da
sergide yer almaktadır. Osmanlı askeri bandosu, Mehter Takımı öğleden
sonraları saat 15.00-16.00 arasında Osmanlı askeri müziği ile gösteri
yapmaktadır.
Ziyarete açık günler : Pazartesi hariç her gün açıktır
ATATÜRK MÜZESİ
Şişli'de Atatürk'ün oturduğu ev daha sonra onun anısına müzeye
dönüştürülmüştür. Kişisel eşyaları sergilenmektedir.
Ziyarete açık günler : Pazartesi ve Salı hariç her gün açıktır
DENİZCİLİK MÜZESİ
Beşiktaş'tadır. Osmanlı denizcilik tarihine ait bir çok ilginç eserler
yanında, sultanların Boğazı geçerken kullandıkları "saltanat kayıkları" da
sergilenmektedir.
Ziyarete açık günler : Cumartesi ve Pazar hariç her gün açıktır
GÜZEL SANATLAR MÜZESİ
Beşiktaş'taki Güzel Sanatlar Müzesi'nde 19. uncu yüzyılın sonundan günümüze
uzanan döneme ait Türk resim ve heykel örnekleri yer almaktadır.
Ziyarete açık günler : Pazartesi ve perşembe hariç her gün açıktır
ŞEHİR MÜZESİ
Yıldız Sarayı'nın bahçesindeki Şehir Müzesi'nde ise Osmanlı fethinden bu
yana İstanbul'un tarihi ile ilgili belgeleri korumaktadır.
Ziyarete açık günler : Perşembe hariç her gün açıktır. Yine Yıldız Sarayı
bahçesinde çok zengin dekor ve sahnesi, zarif kostümleri ile Tiyatro ve
Tarihi Sahne Kostümleri Müzesi yer almaktadır.
RAHMİ KOÇ ENDÜSTRİ MÜZESİ
Hasköy'ün banliyösünde, Haliç kıyısında, daha önceleri Lengerhane adıyla
anılan Osmanlı dönemi demir ve çelik işçiliğinin mekanı Rahmi Koç Endüstri
Müzesi endüstrideki gelişmeleri sergilemektedir.
Ziyarete açık günler : Pazartesi hariç her gün açıktır
SADBERK HANIM MÜZESİ
Boğazdan yukarıya doğru, Büyükdere'nin kenar mahallesindeki, 19 uncu yüzyıl
iki ahşap villayı Sadberk Hanım Müzesi koleksiyonları doldurmaktadır.
Önceden Türk süsleme sanatı örneklerinin sergilendiği bu özel müze yeni
arkeolojik koleksiyonun eklenmesi ile daha da büyümüştür.
Ziyarete açık günler : Çarşamba hariç her gün açıktır.
ORHAN KEMAL MÜZESİ
Yakın edebiyatımıza ışık tutan Orhan Kemal için, Orhan Kemal Kültür Sanat
Koordinatörlüğü katkıları ile İstanbul'da, Akarsu caddesi No:32 Cihangir
80060 adresindeki ev müze haline getirildi. Müzede Orhan Kemal'in
fotoğrafları, ilk baskı kitapları, yabancı dilde yayınlanan kitapları,
çalışma odası, kullandığı eşyalar ve giysileri sergilenmektedir.
Müze Tel : (+90-212) 292 92 45 - 292 12 13 Fax: (+90-212) 243 67 82
Ziyarete açık günler : Her gün 10.00-17.00 saatleri arasında açıktır. Giriş
ücretsizdir.
KÖŞKLER, KASIRLAR
KÖŞKLER, KASIRLAR
Küçüksu Kasrı
Yazlık olarak kullanılan saray, 19 uncu yüzyılın ortasında I. Abdülmecit
tarafından yaptırılmıştır. (Pazartesi ve Perşembe hariç her gün açıktır.)
Aynalı Kavak Yazlık Köşkü
Aynalı Kavak Yazlık Köşkü 18 inci yüzyılda yapılmış ve daha sonra çeşitli
sultanlar tarafından restore ettirilmiştir. 1718'de takılan, bir kısmı
Venediklilerden hediye aynaları nedeniyle bu ismi aldığı sanılmaktadır.
Haliç üzerindeki saray, geleneksel Türk mimarisinin en güzel örneklerinden
biridir. (Pazartesi ve Perşembe hariç her gün açıktır.)
Ihlamur Köşkü
19 uncu yüzyıl yaptırılan Ihlamur Köşkü ismini bahçesinde yetişen ıhlamur
ağaçlarından almıştır. Şimdilerde İstanbul'un ortasında yer alan bu köşk
eskiden şehrin dışındaydı. Merasim Köşkü resmi törenler için
kullanılmaktayken, Maiyet Köşkü sultanın maiyetini, bazı hallerde de
saraydan gezinti için ayrıldıklarında haremini barındırmıştır. (Pazartesi ve
Perşembe hariç her gün açıktır.)
Maslak Köşkü
Sultan Abdülaziz tarafından av evi olarak tasarlanan Maslak Köşkü, 19 uncu
yüzyıl Osmanlı süsleme sanatının kayda değer en güzel örneklerini
taşımaktadır.(Pazartesi ve Perşembe hariç her gün açıktır.)
Florya Deniz Köşkü
Atatürk'ün Florya Deniz Köşkü Türkiye cumhurbaşkanlarının yazlığı şeklinde
kullanılmıştır. Marmara Denizi'ne T biçiminde uzantısı ile bu köşk, 1935'de
inşa edilmiştir. Erken 20 inci yüzyıl mobilyalarından en iyi örneklerin
görülebildiği bir sergendir. Atatürk burada kalan ilk cumhurbaşkanıdır.
(Pazartesi ve Perşembe hariç haftanın her günü açıktır.)
ANITLAR VE MEYDANLAR
ANITLAR VE MEYDANLAR
Hipodrom
Günümüze çok az kalıntıları ulaşan Roma devri önemli yapıları ve abideleri,
Hipodrom çevresinde inşa edilmiştir. "Büyük Saray" diye bilinen İmparatorluk
Sarayı Hipodromun yanında başlar, aşağılara, deniz kenarına kadar uzanırdı.
Bu saraydan günümüze bir büyük salonun yer mozaik panosu gelebilmiştir. Semt
Bizans ve Türk devirlerinde de merkezi önemini devam ettirmiştir.
İstanbul'un en önemli abideleri Ayasofya, Sultan Ahmet Cami, Türk ve İslam
Eserleri Müzesi, Yere Batan Sarnıcı burada, Hipodromun çevresindedir.
Günümüzde Hipodromdan günümüze Theodosius Dikili Taş, Konstantin Sütunu
(Orme Odelisk), Yılanlı Sütun (Burmalı Sütun) ları kalmıştır.
Theodosius Dikili Taş
Aslı eski Mısır eseridir. MÖ 1547 yıllarında Firavun III. Tutmosis
(Toothmesis) adına Heliopolis'de dikilmiştir. Pembe granitten ve yekparedir.
Üzerinde Hiyeroglif yazısı ile II. Tutmosis'in zaferleri yazılmıştır. 390
yıllarında Bizans İmparatoru Iç Theodosius tarafından İstanbul'a getirilerek
Hipodroma dikilmiştir. Kaidedeki kabarmalar üzerinde I. Theodosius,
oğulları, karısı, Arkedios, Honorios ile İmparator II. Valantinianos
görülür. Ayrıca Hipodrom sahneleri ve anıtın dikilişini gösteren tasvirlerde
vardır.
Gotlar Sütunu
Topkapı Sarayı dış bahçesinde, Gülhane Parkı Sarayburnu girişinde bulunan ve
Roma Devri'nden günümüze hiç değişikliğe uğramadan gelen çok eski bir
abidedir. 3. veya 4. yüzyılda dikilmiş olan bu sütun yüksek kaide üzerinde
15 m. boyunda monolit mermerden ibarettir. Sütun başı korint üslubunda
kartal arması ile süslüdür. Gotlar'a karşı kazanılan zaferden bahseden
kitabe satırlarından dolayı abide "Gotlar Sütunu" adıyla da anılır.
Çemberlitaş (Konstantin Sütunu)
MS 330'da Başkentin Roma'dan İstanbula nakli sebebi ile kentin ikinci
tepesindeki büyük oval bir meydan ortasında, Konstantinin şerefine dikilmiş
olan ve Çemberlitaş sütunu olarak da bilinen bu abide orijinalinden daha
kısa olarak günümüze gelebilmiştir.
Yılanlı Sütun (Burmalı Sütun)
Bu sütun Delphi'deki Apollon tağınağından 4.yüzyılda istanbula
getirilmiştir. İstanbuldaki en eski anıtlardan birisidir. Orijinalinin M.Ö.
409' da yapıldığı bilinmektedir. Birleşmiş olan çeşitli Yunan sitelerinin
Perslere galip gelmesi üzerine Pers ordusunun silahlarının eritilip
dökülmesinden meydana getirilmiştir.
Beyazıt Meydanı
İmparator Teodosius devrinde MS. 393 yılında şehrin en büyük meydanı olarak
inşa edilmiştir. Ortasındaki dev boyutlu zafer takının üzerinde yer alan
bronz boğa başlarında dolayı buraya "Form Tauri" meydanı ismi verilmiştir.
Üzerinde İmparatorun da heykeli yükselen zafer takından günümüze bir kaç
mermer blok ve sütun kalmıştır. Kuzeyde, Fatih'in yaptırdığı ilk sarayın
yerinde İstanbul Üniversitesi bulunmaktadır. Üniversite girişi abidevi kapı
ve bahçedeki yangın kulesi 19. yy yapılarıdır. Meydanı süsleyen ve adını
veren 15. yüzyıl Beyazıt Camii kalabalık ve hareketli Kapalı Çarşının
komşusu olup, buraya ait külliyeden günümüze medrese, hamam ve dükkanlar
kalmıştır.
SU KEMERLERİ
SU KEMERLERİ
Mualla Kemeri
Mimar Sinan tarafından yapılan su kemerlerinden biridir. Alibey deresi
vadisindedir. Orta kesimde 4 büyük kemer vardır.
Uzun Kemer
Mimar Sinanın yaptığı kemerlerden biridir. Kemerburgazın 1500 m kadar
kuzeybatısıdadır. Kanuni Sultan Süleyman zamanında yaptırılmıştır.
Güzelce Kemer
Cebeci Köy Kemeri olarak da bilinen eser Kanuni Sultan Süleyman devrinde
Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. Kemerburgazın güneyindeki Cebeci Köyün
1500 m. kadar doğusundadır.
Bahçeköy Kemeri
Sultan Mahmut Kemeri olarak bilinen kemer Bahçeköyden Büyükdere'ye doğru 1
km mesafededir. I. Mahmut zamanında 1731'de tamamlanmıştır.
ÇEŞME VE SEBİLLER
ÇEŞME VE SEBİLLER
Sultanahmet Çeşmesi (III. Ahmet Çeşmesi)
Topkapı sarayının Bab-i Hümayun kapısı önündedir. Binanın dört cephesindeki
taş ve bronz işçiliği yazılar kadar tahta saçaklann süsleri birer sanat
şaheseridir. Çeşme, klasik dönemin mütevazi çizgilerinden sıyrılmış,
hatların zerafeti, zenginlik ve güzelliği ile emsalleri arasında
sivrilmiştir.
Üsküdar III. Ahmet Çeşmesi
Üsküdar'da iskele meydanında yer alır. 1728'de yapılmıştır. Ahşap çatılı ve
dört yüzlü bir meydan çeşmesi olup mimarlık, hattatlık, taş işçiliği ve şiir
sanatının bir şaheseridir.
Alman Çeşmesi
Sultanahmet meydanında parkın içindedir. Alman İmparatoru II. Wilhelm'in
İstanbul'u ikinci ziyaretinin anısı için bütün kısımları ile Almanya'da
yapılmış, İstanbul'a getirilerek hazırlanan kemerlerin üzerlerine konmuştur.
20'inci yüzyılın ilk günü olan 1 Ocak 1901'de açılış töreni yapılan bu
çeşmenin üç kubbesi altın mozaik kaplıdır.
Tophane Çeşmesi
Tophane Meydanındadır. 1732'de I. Mahmut tarafından Hassa Baş Mimarı Mehmet
Ağa'ya yaptırılmıştır.
Beykoz Ishak Ağa Çeşmesi
İstanbul'da Beykoz ilçesindedir. Türkiye çapında en güzel çeşme
anıtlarımızdan birisidir.
Ayazma Çeşmesi
Üsküdar'da Ayazma Camii avlusundadır. 18. yüzyılda III. Mustafa tarafından
yaptırılan Çeşme devrin mimari özelliklerini taşır.
Azapkapı Saliha Sultan Çeşmesi
1732'de Sultan I. Mahmut tarafından annesi Saliha Sultan adına
yaptırılmıştır.
Göksu Çeşmesi
Sultan III. Mustafa'nın eşi ve III. Selim'in annesi Mihrişah Sultan
tarafından yaptırılmıştır.
Esma Sultan Çeşmesi
1799 da III. Ahmet'in kızı Esma Sultan tarafından yaptırılmıştır. Meydan
çeşmelerinin bir örneğidir.
Türbeler
Ayasofya Türbeleri, III. Murat Türbesi, III. Mehmet Türbesi , Mimar Sinan
Türbesi, Barbaros Hayrettin Paşa Türbesi, Sultan II. Mahmut Türbesi
görülmeye değer türbelerdir.
Milli Parklar ve Koruma Alanları
Milli Parklar ve Koruma Alanları Göknarlık Tabiatı Koruma Alanı İstanbul
Tabiat Parkları Subaşı Havuzlar Çınarı Tabiat Anıtı
Eski Eserler Listesi
|
Alman Çeşmesi |
|
Anadolu Hisarı |
|
Aynalı Kavak Kasrı |
|
Beyazıt Kulesi |
|
Beylerbeyi Sarayı |
|
Burmalı Sütun (Yılanlı Sütun) |
|
Cağaloğlu Hamamı |
|
Çadır Köşk |
|
Çamlıca Köşkleri |
|
Çardaklı Hamam |
|
Çemberlitaş |
|
Çemberlitaş Hamamı |
|
Dikilitaş (Obelisk) |
|
Dolmabahçe Saat Kulesi |
|
Dolmabahçe Sarayı |
|
Eski Hamam |
|
Filizi Köşk |
|
Galata Kulesi |
|
Galata Mevlevihanesi |
|
Galatasaray Hamamı |
|
Hidiv Kasrı |
|
Ihlamur Kasırları |
|
Kapalı Çarşı |
|
Kız Kulesi |
|
Küçüksu Kasrı |
|
Malta Köşkü |
|
Maslak Kasırları |
|
Mısır Çarşısı |
|
Örme Sütun |
|
Pembe Köşk |
|
Rumeli Hisarı |
|
Sahaflar Çarşısı |
|
Sarı Köşk |
|
Sepetçiler Kasrı |
|
Sultanahmet Meydanı (Hipodrom) |
|
Surlar |
|
Taksim Cumhuriyet Anıtı |
|
Tophane Kasrı |
|
Tophane-i Amire |
|
Topkapı Sarayı |
|
Yeditepe |
|
Yıldız sayarı |
..