Ad Kökeni

Kente niçin Isparta denildiği, Isparta adının nereden geldiği, kesin olarak bilinmemektedir. Bu konuda pek çok araştırma, inceleme, görüş ve düşünüşler vardır; bunlardan en önemlileri ve akla yakın olanları şunlardır:
  1. Büyük İskender Kral olduktan sonra (M.Ö. 356 - 323) Anadolu'nun Batısı Yunan egemenliği altına geçti. İskender öldükten sonra bile, daha 36 yıl bu bölge Atina'ya bağımlı kaldı.Bu yıllarda Mora yarımadasında yaşamakta olan Ispartalılarla, Atina Yunanlıları, Anadolu'nun Batısına göç etmeye başladılar.
    Mora Yarımadası Ispartalılarından büyükçe bir topluluk geldi; Isparta Kenti'ne yerleşti. Kente de kendi ülkelerinin ISPARTA adını verdiler.
  2. Kentin önceki adı BARİS'ti. İranlılarla yaptıkları savaştan sonra ülkelerine dönmeyen Mora Yarımadası Isparta'lıları BARİS'te yerleştiler. Yunanca bir İS belirteci başa getirip, birleştirdiler İSPARİTA oldu; sonra da bu ad İSPARTA olarak söylenmeye başlandı.
  3. Yunan dilinde İSPORADA dağınık anlamına gelmektedir. Gerçekten de kent o yıllarda, tıpkı Mora yarımadasındaki ISPARTA nasıl yedi tepe üzerinde kurulmuş ise, kent de onun gibi dağınık durumda idi. Dağınık anlamına İSPORADA dediler; sonra bu isim ISPARTA haline geldi.
  4. Mitolojide ISPARTA kelimesi Ekilmiş anlamına gelmektedir.
    Isparta adı, şuralarda da geçer.
    ISPARTA - Anadolu'da kentimizin adı.
    ISPARTA - Mora Yarımadasında bir ülke.
    ISPARTA - Çatalca'da bir kule.
    ISPARTA - İstanbul'da Fatih'in vakfiyesi.
    ISPARTA - Konya'da bir angı taşı.
    ISPARTA - Venezüella'da bir yer adı.
    Ekilmiş anlamına gelen mitolojideki ISPARTA'nın bir efsanesi bile vardır.
  5. Kentin asıl ismi BARİDA'dır. Bu isim kesinlikle Yunanca değildir. Belki Etice, belki de Lidya dilinden gelmiş olabilir. Çünkü Etiler ve Lidyalılar:
    Asya'ya .................... AUVA
    Ankara'ya...................ANKUVA
    diyorlardı. İskender'in Atina'dan getirdiği ilk Yunan göçmenleri kentin güzelliğini görmüşler, Isparta_manarta demişler, sonra bu isim ISPARTA haline gelmiş olabilir.
  6. Isparta adının, Bizanslılar devrinde aynı şehri gösteren EİS BARİDA dan geldiği anlaşılıyor.
  7. Eski bir şehirdir. İsmi BARİS idi. Rumlar bir İS taktılar İSBARİTA oldu. Sonra ISPARTA haline geldi.
  8. Isparta'nın önceki yerleşim yeri Öküzbattı sırtları idi. Kentin bugünkü bulunduğu topraklar üzerinde de sebze, tahıl gibi ürünlerle, çokçalık ARPA ekiliyordu. ASPARTYAT eski Yunan dilinde ARPALIK demektir. Bir Atina Üniversitesi Eski Zamanlar Profesörü 1334 yılında Isparta'ya gelmiş; Isparta ve çevresinde incelemelerde bulunduktan sonra, verdiği bir konferansta Isparta adının Arpalıktan geldiğini söylemiştir.

Medeniyetler

  1. Hititler (Etiler)
  2. Frigler
  3. Lidyalılar
  4. İranlılar
  5. Makedonyalılar (Yunan)
  6. Romalılar (Bizans)
  7. Araplar
  8. Haçlılar
  9. Selçuklular
  10. Hamitoğulları
  11. Osmanlılar

Tarih  Öncesi

Isparta; eski, tarihi, büyük bir kenttir. Bu arkeolojik kazılarla; bu kazılardan elde edilen buluntularla; yerli ve yabancı bilginlerce de belgelenmiş, doğrulanmış bulunmaktadır. Isparta'nın Tarih Öncesi çağlarda köklü bir tarihe ve uygarlığa sahip oluşunu konu edinen, pek çok kitap, makale, araştırma, inceleme, rapor vardır. Isparta tarihinin en küçük ayrıntısına dek bilinmesi bakımından, bunların tümüne şöyle bir göz atmak, yararlı olacaktır.

Uzun süre İstanbul'daki Alman Arkeoloji Enstitüsü'nün Müdürlüğünü yapmış bulunan, özellikle Anadolu'nun Tarihten Önceki Kültürünü en iyi bilmesiyle tanınan Dr. Kurt BİTTEL'in 1942 yılında yayınladığı Almanca kitabında İsparta kenti için şöyle demektedir. "Psidia Bölgesinde bulunan Isparta gezilerimizde, bir yerleşim yeri bulunmuş, özellikle Senirce Köyü, Eğirdir İlçesi ile Dinar.. arasındaki demir yolu boyunca, çok sayıda eski tarihi buluntular elde edilmiştir. 

Psidia Bölgesinde bulunan Isparta'nın Yunanlılardan önceki kültürleri konusunda, bize gerçek fikir ve bilgi verebilecek  kazılarda, ISPARTA OVASINDA bulunmuş; uzun zamandan beri Berlin Müzelerinin Ön Asya bölümünde saklı olan, zengin ISPARTA VAZOLARI buluntuları, pek büyük önem taşımaktadır. 

ISPARTA VAZOLARI'nın çoğunu, gagalı ve tek kulplu ibrik türünden olanlar oluşturmaktadır. Vazoların içinde asdarlı, perdahlı, yivli olanları da vardır. Çoğunlukla hep elde yapılmışlardır. Kırmızı, kahve rengi, lekeli fonlarda olanlarının yanında Kurşuniler çoğunluktadır. Bunlar tip olarakta Orta Anadolu'dakilerden ayrılmaktadırlar. 

ISPARTA VAZO buluntuları; asıl merkezin Güney Frikya'da olduğunu açıklıkla göstermiştir. Isparta'dakiler; Batıda bulunanların önünde gelmektedir. Batıda bulunanların içinde Isparta Vazoları gibi akılcı, ölçülü, biçimli, matematik kurallarına uygun, kusursuz iyi görünümlü.. olanlarına hiç rastlanmamıştır.

Bu kazılarda ayrıca tipik Hitit cinsinden çanak, çömlek de bulunmuştur. Kulplu, yandan ağızlı, parlak kırmızı astarlı.. Bir Hitit testisi de pek orijinal ve ilgi çekicidir. 


ÖN TARİHTE ISPARTA OVASI KÜLTÜRÜ
VE YENİ BULUNTULAR
Değerli bilim adamı, üniversite öğretim üyesi, arkeolog Prof. Dr. Tahsin ÖZGÜÇ;
ÖN TARİHTE ISPARTA OVASI KÜLTÜRÜ VE YENİ BULUNTULAR..
başlığını taşıyan yazısında şöyle demektedir. 
H.R. ORMEROD ve WOOWART 1909-1910 yıllarında bugünki İsparta ve kısmen Burdur, Denizli illerini içine alan yerlerde arkeolojik inceleme, araştırmalarda bulunmuştur. 
Bu bölgenin Tarihten Önceki Devrine ait olan bu çalışmaların sonucunda 

  • Çanak

  • Çömlek

  • Figürin

  • İdol (Put)

  • Çekiç

  • Balta

  • Çakmaktaşı

  • Bıçak

gibi madeni de olan buluntuları değerlendirmek suretiyle, Anadolu'nun belli bir parçasındaki Yerleşim yeri tipleri hakkında bir ipucu vermişti. Elle yapılan siyah, kırmızı, boya astarlı çanak-çömlek kalıntıları buraların Ön Tarihte önemli bir kültür merkezi olduğunu göstermişti. 

Göndürle ve Atabey'den elde edilen buluntular, daha güneyde kalan denize açılan arazinin de araştırılmasını zorunlu hale getirmiştir.

Anadolu Arkeolojisine önemli buluntular veren Senirce Köyü höyüğü kazısının üstünde, özellikle durmak isterim. Isparta'nın 15 km Kuzeybatısına düşen bu kazıda demirden yapılmış;
1. Çanak
2. Çömlek'in

ilk kez yer yüzüne çıkmasına neden olmuştur. Bu belirtilerin izinden yürünerek, eski Psidia Bölgesinde bulunan Isparta da yeni bir kültür merkezi ile karşılaşılmıştır. Böylelikle Senirce Köyü, Atabey-Eğirdir İlçeleri arasında bulunan topraklar üzerindeki hüyüklerin varlığı da öğrenilmiştir. Atabey, Uluborlu, Sandıklı ve Hoyran Gölü arasında kalan yerlerin de bu durumda, eski bir yerleşim yeri olması, insanı şaşırtmamalıdır.

Bizce, Isparta Ovası buluntuları, Etiler Devrine aittir. Tarihte bilinen bir çağa, aşağı yukarı (M.Ö. 2000) yıllarına kadar varmaktadır. 

Konumuzun adı ÖN TARİHTE ISPARTA OVASI KÜLTÜRÜ idi. Acaba bu çağda Isparta Ovasının kendine özgü bir kültürü var mıydı? Ön tarihte Kuzey Psidya'da bulunan Isparta Ovası, devamlı bir yerleşim yeri idi; zengin bir kültürü de vardı. Bu kültür etkilenerek edinilmiş değil, kendine özgüydü. Kazılarda Isparta Ovasında bulunan testiler yerli kalıba, yerli sanatkarların zevkine uymuş, bu özelliği ile de Batı Anadolu'daki örneklerinden ayrılmıştır.  


Isparta kentinin eski, büyük bir yerleşim yeri oluşunu; dört bin yıldan ötelere giden bir tarihe sahip bulunuşunu yaptığı arkeolojik kazılardan elde ettiği buluntularla belgeleyenlerden biri de eski Dil Tarih - Coğrafya Fakültesi Antropoloji Etnoloji Enstitüsü Müdürü Ord. Prof. Dr. Şevket Aziz KANSU olmuştur. Bu değerli bilim adamı 1944 yılında Doç. Dr. Muzaffer ŞENYÜREK ve Asistan İ. Kılıç KÖKTEN'le Isparta'ya gelmiş:

  1. Baradız Köyü (Gümüşgün)
  2. Senirce Köyü
  3. Gölbaşı Köyü

çevrelerinde Türk Tarih Kurumu adına, arkeolojik kazılar yaptırmıştır. Bu kazıların bitiminde TÜRK TARİH KURUMU'na verdiği RAPOR'da şöyle demektedir:
"Baradız Prof. H. LOUIS'nin mikrolit çakmaktaşı araçlarının bu çevrede bulunduğunu bildiren yayınından sonra, tanınır olmuştu. Daha ilk araştırmada mezolitik tipte ve oldukça çok sayıda çakmak taşından mikrolitler topladık. Kazı, 30 cm kadar derinliğe inince de;

  1. Mikrolit çanak çömlek
  2. Kis kırıkları
  3. Kemik

karışık olarak çıktı. Klâsik çağ çanak çömleğini veren bu kazılar, çok yararlı oldu. 

Baradız'dan Burdur'a giderken görülen üzeri kumlu kalker SEKİ'leri araştırmak gerekiyordu. Biz bu sekilerin içindeki KÖŞK adı verilen kalker tepeciği ve çevresini araştırdık. Üzerindeki kum kalıntısı ancak aşınma etkisiyle aşağılara sürüklenmiş, çeşitli devirlere ait bulunan KÜLTÜR VERİLERİ de, çevredeki tarlaların içine serpilmiş gitmiş. Köşk Tepe'si ve tren yolunun ilerisinde bulunan Kalker Adacığı çevresinde yaptığımız araştırmalarda; 

  1. Çanak
  2. Çömlek
  3. Minik çakmaktaşı araçları
  4. Cilalı taş
  5. Balta
  6. Demirden yapılmış, üçgen yüzlü bir ok ucu

bulunmuştur. 

Yaptığımız bu sıralamaya göre, Isparta Ovasından elde ettiğimiz bu kazı buluntularının;

  1. Bakır Çağı'na 
  2. Etilere
  3. Klâsik Çağa

ait olduklarını gördük. 

Köşk önündeki demiryolunun içinde bulunan KÜP MEZAR daha sağlıklı bir araştırma gerektiriyordu. Uçları, bazılarının da ağızları görülmekte olan bu küp mezarlar, tam tren yolunun içinde bulunduğundan, kazılıp meydana çıkarılamadı. İleride buralarda yapılacak kazılar, birer kültür alanı ortaya çıkaracak niteliktedir. 

HİTİTLER TARİHİ
M.Ö. 1900 - 1200 yılları arasında Anadolu'da yaşamış ve büyük bir uygarlık kurmuş olan Hititlerin Doğudan gelip Anadolu toprakları üzerine yerleştikleri sanılmaktadır. 

Hititler geçimlerini çoğunluk tarım ve hayvancılık yaparak sağlarlardı. Özellikle büyük baş hayvan yetiştirmekte pek ileri idiler. Hitit kadınlarının toplum içinde büyük bir yeri ve saygınlığı vardı. 

Zengin demir madenine sahip oldukları için, demiri işlemeyi, demirden yararlanmayı iyi biliyorlardı. Demirden silahlar yaparlar, savaşlarda bu yeni ve düşmanlarca bilinmeyen silahlarla, üstünlük sağlarlardı.


HİTİTLER DEVRİNDE ISPARTA

Isparta ve yöresinde yapılan arkeolojik kazıların buluntularından Baradız (Gümüşgün), Gölbaşı; Senirce; Göndürle; Atabey, Büyük Gökçeli ovalarından Eğirdir ve Uluborlu'ya varana dek, tümüyle Hititlerin yerleşim bölgesi olduğu, buralarda yurt, yuva kurdukları anlaşılmıştır. 

Yapılan arkeolojik kazılarda HİTİTLERİN DEVRİNE ait pek çok pişmiş topraktan yapılmış;

  1. Boğa
  2. Aslan
  3. Çanak
  4. Çömlek 
  5. Vazo

gibi el yapımı seramik araçlara,

  1. Taş
  2. Demir
  3. Tunç
  4. Altın

madenlerinin üzerine oyulmuş, özen gösterilerek işlenmiş küçük el sanatı ürünlerine rastlanmıştır. 

FRİKYALILAR TARİHİ VE 
FRİKYALILAR DEVRİNDE ISPARTA

M.Ö. 800-620 arası, 180 yıl imparatorluklarını sürdürmüş bulunan Frikyalılar; Tuz Gölü'nün Batısı ile Marmara'nın Güneyinden, Burdur ve İsparta'yı içine alan genişçe bir bölgede devlet kurdular. Böylece de Hitit İmparatorluğunu yıkmış, dağıtmış oldular. 

Frikya bir çiftçi ve köylü memleketi idi. Tarımcılığa önem verirlerdi. Bir aydınlar sınıfı vardı. Alım, satım (ticaret) işleri çoğunlukla Yunan,  Foça, Suriye, Urartu gibi yabancıların elindeydi. 

Frikyalılar süs eşyası, ağaç oymacılığı, kerestecilik, at yetiştirmek gibi işlerde pek ileri düzeyde idiler
. İsparta ve çevresinde yapılan kazılarda taş ve kaba tuğladan örülmüş yapı kalıntıları; pişmiş topraktan;

  1. Çanak
  2. Çömlek
  3. Çeşitli vazolar

bulunmuştur

LİDYALILAR TARİHİ VE 
LİDYALILAR DEVRİNDE ISPARTA

M.Ö. 800 -670 arası 130 yıl süren Lidya Devleti Tire, Manisa, Turgutlu'nun Kuzey Doğusunda bulunan Batı Anadolu'nun önemli bir yerinde idi. Orta Anadolu'dan Kızılırmak'a oradan da Mezopotamya'ya giden KRAL YOLU'na; Lidyalılar hakimdiler. Bu durumdan çok iyi yararlanmasını bilen Lidyalılar alım satım (ticaret) işlerini ellerine geçirdiler, böylece de çok büyük bir zenginliğe kavuştular.

Anadolu üzerinde ilk kez kendi adlarına sikke (Madeni Para) kestirende Lidyalılar oldu. Lidya parası (sikkesi) bir fasulye büyüklüğünde idi. 

Lidyalılar Anadolu toprakları üzerinde kendilerinden önce devlet kurmuş olan Hititlerden ve Frikyalılardan daha çok Yunan etkisi altında kaldılar. Lidyalılar devrinde Yunanca önem kazandı. 

Isparta kenti ve çevresinde yapılan arkeolojik kazılarda Lidyalılar Devri'ne ait kültür ve uygarlık izlerine de rastlanmaktadır. 



PERSLER DEVRİNDE ISPARTA
 
M.Ö. 708 de kurulan İran İmparatorluğu'nun Anadolu ve Anadolu toprakları üzerinde bulunan Isparta Kenti tarihi üzerinde pek büyük ve önemli bir yeri bulunmaktadır. 

İranlılar M.Ö. 546 da, Lidya'yı ortadan kaldırarak, Anadolu'ya ayak bastılar. Kısa bir süre sonra da Afganistan, Belücistan, Güney Batı Türkistan, Mezopotamya, Anadolu, Kıbrıs, Güney Kafkasya, Suriye, Lübnan devletlerini de sınırlarının içine alarak Dünyanın en büyük İmparatorluğunu kurdular. 

YUNANLILAR; İRANLILAR DEVRİNDE ANADOLU VE ANADOLU TOPRAKLARI ÜZERİNDE BULUNAN ISPARTA KENTİ ÜZERİNDE PEK ÇOK ETKİLİ OLMAYA BAŞLADILAR !

İki yüzyıl kadar süren İranlılar Devrinde, Anadolu'nun özellikle Ege içlerinde, Isparta kentinin de bulunduğu Akdeniz kıyılarına göçmen olarak gelip yerleşen Yunanlılar, yerli halk üzerinde etkili olmaya başladılar. Baskı ve zor kullanarak kültür ve uygarlıklarını benimsetme çabası içine girdiler, sinsi sinsi bu amaçlarına varma politikası uyguladılar. 

İran İmparatorluğunun yabancı uluslara ve dinlere karşı olan gevşek tutumundan yararlanıp, devlet hizmetlerindeki önemli görevleri ele geçirdiler; böylece köşe başlarını da tutmuş oldular. 

  1. Alım 
  2. Satım
  3. Taşıma
  4. Tarım
  5. Hayvancılık
  6. El sanatları

gibi para getirebilecek işleri tekellerine aldılar; buralarda iyiden iyiye örgütlendiler... 

 

TÜRK EGEMENLİĞİNDE ISPARTA

1. Anadolu Selçukluları Dönemi: Roma İmparatorluğu’nun M. Ö. 395 yılında ikiye ayrılmasından sonra Bizans İmparatorluğu’na bağlanan Isparta, VIII. ve IX. yüzyılda yapılan idari ayrıma göre bir eyalet halini alıyor ve bir dini merkez niteliğini taşıyordu.
İslam ordularının akınlarının Anadolu’ya yoğunlaştığı son dönemlerinde Avasım Bölgesi’ne yerleştirilen Türkler ve Selçuklu Devleti’nin kurulması Anadolu’nun geleceği için önemli tarihi olayların başlangıcı olmuştur. Bu akınların sonunda kazanılan Malazgirt Meydan Savaşı, Bizans gücünü kırarak, bütün Anadolu kapılarının Türkler’e açılmasına vesile olmuştur. Malazgirt Savaşı’ndan sonra hızla Anadolu’ya yayılan Selçuklular, kısa sürede Batı Anadolu’daki birçok yeri de ele geçirmişler; ancak, bu yörelerdeki Selçuklu egemenliği uzun sürmemiştir. Gerek Bizans’ın güçlü savunması, gerek Haçlı Seferleri buralarda sürekli bir egemenlik kurulmasına imkan vermemiş, ele geçirilen yerler Bizanslılar’la Selçuklular arasında birçok kez el değiştirmiştir.

II. Kılıç Arslan zamanında (1156-1192) yoğunlaşan Bizans-Selçuklu savaşları, 1176’da Anadolu Selçukluları’nın Bizans ordusunu Miryakefalon’da büyük bir bozguna uğratmasıyla dönüm noktasına varmıştır. Bu savaş sonrasında Uluborlu da ele geçirilmiştir. Isparta yöresi bütünüyle, ancak 1204’te III. Kılıç Arslan’ın saltanatı sırasında fethedilebilmiştir. I. Keyhüsrev (1204-1210) ve I. Keykavus (1210-1219) dönemlerinde yöredeki Selçuklu egemenliği daha da pekişmiştir. Alaeddin Keykubad da (1219-1237), Antalya yöresini bütünüyle ele geçirince bölgenin fethi tamamlanmış oldu. Ancak II. Keyhüsrev döneminde (1237-1246) başlayan Moğol akınları, giderek Anadolu Selçuklu Devleti’ni çökertince Batı Anadolu’da egemenlik yöre yöre kurulan beyliklerin eline geçmiştir.

2. Beylikler Dönemi: XIII. yüzyıl başlarında Selçuklular’ın Isparta, Eğridir ve yalvaç yörelerine yerleştirdiği Teke aşiretine bağlı Türkmenler, Anadolu Selçuklu Devleti’nin sona ermesinden kısa bir süre önce bu yörede Hamidoğulları Beyliği’ni kurmuşlardır (1301). Beyliğin kurucusu Feleküddin Dündar Bey beyliğe büyükbabasının adını vermiş ve önce Uluborlu’yu, daha sonra da Eğridir’i beyliğin merkezi yapmıştır. Hamidoğulları Beyliği, kuruluşundan bir süre sonra güneye doğru yayılarak, Gölhisar, Korkuteli ve Antalya’ya doğru genişlemiştir. Antalya ve çevresi Dündar Bey’in kardeşi Yunus Bey’in yönetimine girince Hamidoğulları Beyliği, Eğridir ve Antalya olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Isparta bu kollardan Eğridir’e bağlanmıştır. Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılışından sonra, Karamanoğulları Konya’yı ele geçirmiş ve tüm uçlara egemen olmak istemişlerdir. Ama aralarında Hamidoğulları’nın da bulunduğu uç beyleri bu girişime karşı çıkarak, sürekli savaşlarla bağımsızlıklarını korumaya çalışmışlardır.

Dündar Bey XIV. yüzyıl başlarında oldukça güçlenerek Anadolu’daki öbür beyliklere oranla üstün bir duruma gelmiştir. Ancak Anadolu beylerine İlhanlı egemenliğini kabul ettirmek için 1314’te Anadolu’ya gelen Emir Çoban’a bağlılıklarını bildiren beyler arasında Dündar Bey de yer alıyordu. Ama, 1324’te İlhanlılar’ın Anadolu Valisi Temürtaş, Hamidoğulları Beyliği üzerine de yürümüş ve Antalya’ya sığınan Dündar Bey’i yakalatarak öldürtmüştür. Temürtaş, Dündar Bey’in elindeki yerleri kendi yönetimi altına almış ve Antalya’yı da Dündar Bey’in kardeşi Yunus Bey’in oğlu Mahmud’a vermiştir. Temürtaş’ın İlhanlı Hükümdarı Ebu Said Bahadır Han’a karşı ayaklanarak Memlükler’e sığınmasından sonra, Dündar Bey’in oğlu Hızır Bey Anadolu’ya gelerek beyliğin yönetimini üstlenmiştir (1327).

Hızır Bey 1328’de ölünce yerine geçen kardeşi Necmeddin İshak Bey, Beyşehir ve Akşehir yörelerini beylik topraklarına kattı. Yönetimde yeni düzenlemeler yaparak, ordusunu güçlendirdi. Komşu beyliklere karşı savaş hazırlıkları yaptığı sırada ölünce, yerine Gölhisar Beyi olan kardeşi Mehmed Çelebi’nin oğlu Muzaffereddin Mustafa Bey geçti. Onun zamanında beylikler her bakımdan en güçlü dönemini yaşamıştır. Ölünce yerine oğlu Hüsameddin İlyas Bey geçmiştir. İlyas Bey döneminde Hamidoğulları ile Karamanoğulları arasında süregelen çatışmalar daha da arttı. Karamanoğulları İlyas Bey’in topraklarının bir bölümünü işgal etti. Ama İlyas Bey, kaybettiği toprakları Germiyanoğulları Beyi Süleyman Şah’ın yardımıyla geri aldı. İlyas Bey’in 1374’ten önce öldüğü sanılmaktadır. Çünkü bu tarihte beyliğin başında oğlu Kemaleddin Hüseyin Bey bulunuyordu. Hüseyin Bey, Karamanoğulları’nın saldırılarını ancak Osmanlılar’ın yardımıyla engelleyebileceği düşüncesiyle, daha önce Eşrefoğulları’ndan alınan Yalvaç, Şarkikaraağaç, Beyşehir, Akşehir ve Seydişehir yörelerini 1374’te 80. 000 altın karşılığında Osmanlılar’a sattı. I. Murad ile iyi ilişkiler kuran Hüseyin Bey, Kosova Savaşı’nda Osmanlılar’a yardım etmek amacıyla oğlu Mustafa Bey komutasında bir birlik göndermiştir. Ancak bu savaşta 1. Murad ölünce, Karamanoğulları, Hamidoğulları’nın topraklarını bütünüyle ele geçirmiştir.

1390’da Karamanoğulları’nın üzerine yürüyen Yıldırım Bayezid, bu toprakları geri aldı. Böylece kısa bir süre için Karamanoğulları’na geçen Isparta yöresi bütünüyle Osmanlı yönetimine girmiştir. Kemaleddin Hüseyin Bey’in 1391’de ölmesiyle de Hamidoğulları Beyliği sona erdi. Yıldırım Bayezid, Hamidili’nin yönetimini oğlu İsa Çelebi’ye bıraktıktan sonra Antalya üzerine yürümüştür.

3. Osmanlılar Dönemi: Anadolu beylikleri, daha önce yitirdikleri toprakları, 1402 Ankara Savaşı’ndan sonra Osmanlı Devleti’nin içine düştüğü bunalım döneminde, yeniden ele geçirdiler. Bu arada Timur’un torunu Mehmed Mirza’nın hapisten kurtardığı II. Mehmed Bey de Karamanoğulları Beyliği’nin başına geçti. Karamanoğulları’nın egemen olduğu yerlerden başka, Osmanlılar’a bağlı Isparta, Eğridir, Kırşehir ve Kayseri’yi de ele geçirdi. Osmanlı Devleti Çelebi Mehmed’le yeni bir yönetime kavuştuktan sonra, kaybedilen yerleri ele geçirmek için girişimlere başlandı. Çelebi Mehmed, Karamanoğlu Mehmed Bey’i bir savaş sırasında esir aldı (1415). Böylece Isparta yöresi yeniden Osmanlılar’a bağlandı ise de bir süre sonra yine Karamanoğulları’nın eline geçmiştir. Mehmed Bey’in ölümünden sonra oğlu İbrahim Bey ile amcası Ali Bey arasında taht kavgaları başladı. İbrahim Bey II. Murad’dan yardım istedi ve yardım karşılığında Hamidili, Beyşehir ve Otlukhisarı’nı Osmanlılar’a bıraktı. II. Murad da, Hamidili’nin yönetimini Şarabdar İlyas Bey’e verdi.

II. Murad’ın yardımıyla Karamanoğulları Beyliği’nin başına geçen İbrahim Bey, güçlendikten sonra Osmanlılar’a verdiği yerleri geri almak için girişimlere başladı. Tek başına karşı çıkamayacağını anlayınca da Sırplar ve Macarlar’la anlaştı. Bu anlaşmadan sonra Beyşehir ve Hamidili yöresine saldırarak, Hamidili Sancak Bey’ini tutsak etti. Bu olay üzerine II. Murad, önce Rumeli Beylerbeyi Sinan Paşa yönetiminde Macarlar üzerine bir kuvvet gönderdi. Macarlar’ı etkisiz hale getirdikten sonra da İbrahim Bey’in üzerine yürüdü ve yanında bulunan İsa Bey’i Karamanoğulları Beyi olarak ilan etti. Daha sonra, dönemin önemli bilim adamlarından Mevlana Hamza, arabuluculuk yaparak İbrahim Bey’i bağışlattı. İbrahim Bey, yine Beyliğin başında kaldı ve Osmanlılar’dan aldığı yerleri geri verdi.

Bu olaydan sonra, XVI. yüzyıl başlarına değin Isparta ve yöresinde önemli bir siyasal olay olmadı. XVI. yüzyıl başlarından itibaren ise Osmanlı Devleti’ni uzun süre uğraştıran Şahkulu Ayaklanması, Isparta yöresini de etkiledi. Burdur, Isparta, Gölhisar ve Sandıklı yöresine de saldıran Şahkulu, buraları yağmaladı ve çok sayıda kişiyi öldürdü. Ayaklanma bastırılarak Şahkulu öldürüldükten sonra (1511), Isparta ve Antalya yöresinde ele geçirilen Şiiler Mora’ya sürüldüler.

XVI. yüzyılda güneybatı Anadolu’daki önemli pazarlardan biri de Hamid pazarıydı. Gerek Hamidoğulları Beyliği döneminde ve gerek Osmanlı yönetimi sırasında Isparta, önemli bir dokumacılık merkeziydi. Ayrıca, Isparta çevresindeki ormanlardan elde edilen adragan zamkı Avrupa piyasalarında oldukça aranan bir üründü. Halıcılık ise ancak XV. yüzyıla doğru dış piyasalarda önem kazanmaya başladı.

XVI. yüzyılın ikinci yarısından başlayıp giderek artan ekonomik bunalım, Osmanlı toplum yaşamını önemli ölçüde etkilemiştir. Bu dönemde dünyadaki fiyat artışları, ülke dışına yiyecek maddesi kaçırılmasına yol açmış, bu da Anadolu’da büyük bir yiyecek kıtlığına sebep olmuştur. Bunun yanı sıra, ekonomik bunalım sonucu topraklarını bırakmak zorunda kalan halk “levend” adı altında soygunculuk yapmaya başlamıştır. Isparta ve yöresi de bu olaylardan oldukça etkilenmiştir. Bu dönemde suhteler (medrese öğrencileri) de gruplar halinde Anadolu’nun çeşitli yerlerinde dolaşarak olaylar çıkarmış, soygunlar yaparak birçok insanı öldürmüşlerdir. 1559’da İstanbul’dan Hamid Sancağı Kadısına gönderilen bir fermanda, Isparta yöresinde dolaşan suhtelerin çıkardıkları olaylardan söz edilerek, bu kişilerin yakalanıp cezalandırılmaları için Mirza Bey adlı bir kişinin görevlendirildiği bildirilmektedir. Hamid Sancağı bu dönemde Ege Bölgesi’nden sonra suhte ayaklanmalarının en çok görüldüğü yerdir. O kadar ki, 1558’de Şehzade Bayezid ile sefere çıkan Hamid Sancak Beyi Mustafa Bey’e hemen sancaktaki görevine dönmesi bildirilmiştir. Hamidili’ndeki suhte olayları 1572 sonrasında da aynı yoğunlukta sürmüştür. 1573’te Hamid Sancağı’nda suhteler olay çıkarmış ve sancaktaki sipahiler bu kişilere yardım ederek yakalanmalarını önlemişlerdir. Bu dönemde olayların yoğunlaşmasına karşın Kıbrıs’a gönderilen sancak beyi, bir yazısında bu durumdan yakınmaktadır. Hamid Sancak Beyinin Kıbrıs’a gitmesinden sonra yerine vekil olarak bıraktığı Hamza Bey’in raporlarından öğrenildiğine göre, sancaktaki Beydili Köyü halkı Hüsam adlı bir suhteyi yakalayarak sancak beyine teslim etmiş ve bunun üzerine 200 kişilik bir grup köyü basmaya kalkışmışlarsa da sancak beyi ve sipahilerin çabaları karşısında başarısız kalmışlardır. 1574 baharında Anadolu askerlerinin sefere çağrılması, yöredeki suhte olaylarının da artmasına neden olmuştur. Isparta ve yöresindeki suhte olayları 1587’de daha da kanlı bir biçime bürünmüş, Hamid ve Teke sancaklarında zengin tımar ve zeamet sahiplerine saldırmaya başlamıştır. Isparta’da Taşviran Köyü’nü basan suhteler burada 32 kişiyi öldürmüşlerdir. Suhte ayaklanmalarının önlenememiş olması, aralarında Isparta’nın da bulunduğu birçok kent halkının hükümete karşı büyük güvensizlik duymasına yol açmıştır. Ayaklanmaları önlemek amacıyla il erleri serdarlarına, hatta çavuş ve subaşı gibi kişilere yetki verilmesi suhtelerin daha fazla taşkınlık yapmalarından başka sonuç vermemiştir.

XVII. yüzyılda Isparta yöresini etkileyen önemli bir olay da Haydaroğlu ayaklanmasıdır. 1645’te, Isparta yöresinde ortaya çıkan Kara Haydar adında bir kişi soygunlar yaparak, yöreyi uzun süre tedirgin etmiş, daha sonra da yakalanarak öldürülmüştür. Oğlu Mehmed, babasının öcünü almak için Haydaroğlu adıyla yörede soygunculuğa başlamış, yakalanması için de Eski Anadolu Valisi İbşir Paşa görevlendirilmiştir. Gerek İbşir Paşa, gerek daha sonra görevlendirilen Küçükçavuş Ahmed Paşa, Haydaroğlu karşısında başarısız kalmışlardır. Ahmed Paşa, Haydaroğlu’nun en güçlü yardımcısı olan Katırcıoğlu’nun adamlarınca öldürülmüş ve askerlerinden bir bölümü Haydaroğlu güçlerine katılmışlardır. Bunun üzerine Haydaroğlu’nu yakalama görevi Ketencizade Mehmed Paşa’ya verilmiştir. Haydaroğlu, Mehmed Paşa’yı öldürdükten sonra Afyonkarahisar üzerine yürüyerek kenti yağmalamış, sonra Isparta üzerine yürümüştür. Bu dönemde Isparta Sancak Beyliği’ne Hacı Sinan Paşazade Mehmed Paşa atanmıştır. Ama Mehmed Paşa kendi yerine mütesellimi Abaza Hasan Ağa’yı göndermiştir. Haydaroğlu’nun kent yakınlarına geldiğini öğrenen halk, haber göndererek ne istenirse vermeye hazır olduklarını bildirdiler. Bunun üzerine Haydaroğlu Isparta halkından 3.000 kuruş vergi istedi. Kent halkı istenilen parayı toplamak gerekçesi ile onu oyalarken, Abaza Hasan Ağa da savaşabilecek durumdaki kişilerden bir güç oluşturarak, Haydaroğlu’na saldırdı ve yakalayarak İstanbul’a gönderdi. Haydaroğlu’nun İstanbul’da idam edilmesinden sonra en güçlü adamlarından ve Isparta yöresi Türkmenlerinden olan Katırcıoğlu, Haydaroğlu güçlerinin başına geçti. Bir süre devlete karşı başkaldırışını sürdüren Katırcıoğlu, daha sonra isteği üzerine bağışlanarak kendisine Beyşehir Sancağı verildi. Katırcıoğlu Karaman Valiliği ve Isparta Sancak Beyliği görevlerinde de bulunmuştur.

XIX. yüzyıl başlarında Isparta bir veba salgını geçirmiştir. Bu salgın sonunda 200-300 kişi hayatını kaybetmiştir. Aynı dönemde ilk kız rüştiyesi, ”İnas Rüştiyesi” adı altında açılmıştır. Bu yüzyıl boyunca Isparta Sancağı, oldukça sakin bir dönem geçirdi.

Osmanlı Devletinin son yıllarında Isparta’nın başlıca ekonomik etkinliği gül yağcılığı, halıcılık ve haşhaş üretimiydi. Isparta’nın ihracatı da bu ürünlere dayalıydı. 1908’de İzmir’de kurulan “The Oriental Carpet Manufactures Limited” adlı şirket halı üretiminde Uşak’tan sonra en büyük ağırlığı Isparta’ya vermiş, burada 2160 tezgahlık bir imalathane kurmuştur.

Yapılan araştırmalar sonucu Göller Bölgesi’nin Türkiye’nin ikinci derece deprem sahası içinde yer aldığı ortaya konmuştur. Dolayısıyla, Isparta’nın da merkezinde olduğu bu bölgede tarihi süreç içerisinde şiddetli depremler meydana gelmiştir. Bilinen en önemlileri, 1875’te Dinar, 1899’da Isparta ve 1914’teki Burdur-Isparta en şiddetli depremlerdir. 3/4 Ekim 1914 gece yarısı, Alaşehir, Denizli, Burdur, Isparta, Eğirdir, Seydişehir ve Akşehir’i kapsayan ve geniş bir alanı etkileyen 7.1 şiddetinde bir deprem meydana gelmiştir. Deprem, en kuvvetli bir şekilde Burdur-Eğirdir gölleri arasında hissedilmiş, özellikle Burdur ve Isparta ile bu iki şehir arasında kalan köylerde büyük zarara yol açmıştır. Arşiv vesikalarına göre sarsıntılar yer yer en az altı gün sürmüştür. Bu deprem, Isparta sancağında büyük yıkımlara sebep olmuştur. Isparta’da 3.700 binanın tamamen yıkıldığı, ayakta kalanların ise oturulacak durumda olmadığı tespit edilmiştir. Bu arada şehir merkezinde çıkan yangında, Pamuk Hanı, Kundakçıoğlu Hanı, 15 dükkan ve iki ev yanıp kül olmuştur. Depremin gece meydana gelmesi, ölü sayısının artmasına sebep olmuştur. Isparta şehir merkezi ve köylerinde enkaz altında kalarak ölenlerin sayısı 1.500, yaralananların sayısı ise 500 olarak tespit edilmiştir. Yaklaşık 20.000 kişi bir anda sokak ortasında kalmıştır. Deprem ayrıca, Keçiborlu Nahiyesi ile Kılıç, Senir, Çukur, Ali, Lağus (İlavus) Deregümü köylerinde büyük tahribat yapmıştır.
Birinci Dünya Savaşı yıllarında Ispartalılar bir taraftan depremde yıkılan evleri ve kayıplarının telafisi ile uğraşırken diğer yandan da memleket genelinde olduğu gibi savaşın açtığı zarar, yokluklar, hastalıklar ve benzeri sıkıntılarla uğraşmak zorunda kalmıştır.

Tarihi alanlar

Isparta ili, tabiî güzellikleri, târihî zenginlikleri, ulaşım kolaylığı, gül ve kiraz bahçeleri, gölleri, balık ve av hayvanları ve meşhur halıları ile turistik bir şehrimizdir.

Târihi yerleri: Isparta’da Selçuklu ve Osmanlı devrine âit târihî eserler eski devirlere âit kalıntılar vardır.

HızırbeyCâmii: 1312’de HamidoğullarındanHızır Bey yaptırmıştır.Keçeci Mahallesinde bulunan câmi, 1889 zelzelesinde yıkılmış, daha sonra tekrar yaptırılmıştır.

Kutlu Bey Câmii:1415’te Hamidoğullarının Isparta Subaşısı Kutlu Bey tarafından yaptırılmıştır.Çarşı içinde olan câmi, 1914 zelzelesinde yıkılmış daha sonra yaptırılmıştır.

İplikCâmii:1550’de Isparta eşrafından Hacı Abdi Ağa tarafından yaptırılmıştır.Hacı Abdi Ağa Câmii olarak da bilinir.İplikPazarı semtindedir. 1781’de sadrâzam HalilHamid Paşa tâmir ettirmiş ve câminin yanına bir kütüphâne yaptırmıştır.Kütüphânede nâdir yazma eserler ve 14 bin cilt eser vardır. 1914 zelzelesinde büyük hasar görmüş olup, 1917’de yeniden ve iki katlı olarak yapılmıştır.

Firdevs BeyCâmii: 1561’de Isparta vâlisi FirdevsBey tarafından yaptırılmıştır. 1914 zelzelesinde zarar görmeyen câmilerden biridir.MîmârSinân tarafından inşâ edildiği için Mîmâr SinânCâmii olarak da bilinir. 1783’te sadrâzam Halil Hamid Paşa tâmir ettirmiştir.

AtabeyErtokuş Medresesi: Atabey ilçesindedir. 1224’te MübârizüddînErtokuş yaptırmıştır. 1964’te tâmir ettirilen medresenin yanında Gâzi Ertokuş’un türbesi vardır.

Dündar Bey Medresesi: Eğirdir ilçesindedir. 1119’da Kılıçarslan tarafından yaptırılmıştır. 30 oda, 1 mescid, 2 dershâne ve hamam vardır.Nakışlı ve süslü mermer taştan yapılmıştır.Türk mîmârlık ve süsleme sanatının eşsiz şâheserlerindendir. İki katlı olan medreseden günümüze sâdece bir katı kalmıştır.

Ertokuş Han:Eğirdir-Konya karayolu üzerindedir. 1223’te Ertokuş Bey tarafından yaptırılmıştır. EğirdirGölü kıyısındadır.

FirdevsBey Bedesteni: 1561’de FirdevsBey Câmiine gelir getirmek için yapılmıştır. 1967’de tâmir gören bedesten kapalı çarşı olarak kullanılmaktadır.

EğirdirKalesi:Üç tarafı göl sularıyla çevrili kasaba karadan surlarla çevrilidir.İç ve dış olmak üzere iki bölümden meydana gelmiştir.Kale yıkık vaziyettedir.İç kalenin 10-15 metrelik kısmı sağlamdır.

Uluborlu Kalesi:Kapıdağ’ın yamacında yapılmıştır. Doğusu çok dik ve sarptır.İç ve dış kaleden meydana gelmiştir.Ne zaman ve kimin tarafından yapıldığı belli değildir.