
>Adının Kökeni
Denize doğru uzanan ve karşısında Doğu Karadeniz’in yegâne adasının (Giresun adası, Aretias, Ares, Areos Nesos, Puga) bulunduğu bir yarımadanın üzerinde yer alır. Yarımadadaki kale yerleşmenin çekirdeğini oluşturmuştur. Eski adı Kerasus olup bugünkü adı da bu kelimeye dayanır. Kerasus’un civarda bol miktarda yetişen kirazdan geldiği rivayet edilir. Bir başka kaynağa göre bu isim, yarımadanın denize doğru bir boynu gibi uzanması dolayısıyla eski Yunanca’da “boynuz” anlamına gelen kerastan türetilmiştir.
Kaynaklarda adı Kerasus, Kerasous, Cerasous, Chirizonda, Cerasonte, Kerassunde şekillerinde de geçen şehir Türk hâkimiyeti döneminde bugünkü söylenişiyle anılmıştır.
Genel Tarihi
Giresun, Anadolu'nun kuzeydoğusunda, yeşille mavinin kucaklaştığı
Karadenizin inci kentlerinden birisidir. Şehir, denize doğru uzanan yarımadanın
üzerinde yer almaktadır. Yarımadanın karşısında Karadenizin tek adası olan
Giresun Adası (Aretias), kentin bir kolyesi gibi durmaktadır. Şehrin nerede
kurulduğu ve kimler tarafından iskan edildiği konusu tartışmalıdır. Bu tereddüt
M.Ö. 350 yıllarına ait kaynaklarda da yer almaktadır. Coğrafyacı Strabon,
Farnakia dediği şehrin; bugünkü Giresun kentinin olduğu yerde kurulduğu üzerinde
durmuştur. Romalı idareci Arrien Farnakia'nın eski adının Kerasus olduğunu
belirtmiş ve buranın Sinoplular tarafından kurulduğunu yazmıştır. Şehir hakkında
Roma, Bizans ve Rum Pontus İmparatorluğu dönemine ait tatminkar bilgiler yoktur.
Eski Anadolu tarihi araştırmalarında, şehir ve kasaba tarihlerinde dil
incelemeleri sonucunda, bu bölgede M.Ö. 2000'li yıllardan beri Türk varlığının
mevcut olduğu anlaşılmıştır.
M.Ö. 7.y.y.da İskitlerin Karadenize göç etmesi ile Oğuz unsurları da bu
bölgeye yerleşmişlerdir. Bu bölgede Oğuz boylarından Yazır, Döğer, Avşar, Karkın,
Halaç'ların; Akhun, Kuşan, Peçenek, Hazar, Hun, Kıpçak Türklerinin yerleşimi
mevcuttur.
M.Ö. 7.y.y. ın ilk yarısında İskit baskısı sonucu Kimmerler, Kafkaslara
geçerek Anadolu'ya geldiler. Şebinkarahisar'ın bozbayır, Akkaya, Güneytepesi,
Dişkaya civarındaki mağaraların; Yedipınarlar yakınındaki Dipsizkuyu adındaki
eserlerin ve Naibli yakınındaki büyük höyüğün, Kimmer'lere ait olduğu
değerlendirilmektedir. Giresun Adasında yaşadığı ileri sürülen Amazonların
menşei İskitlere dayandırılır. Trabzon'lu Ermeni tarihçi Minas Bijiskyan ise
Amazonlar hakkında "cesur, savaşçı kadınlar" diye bahseder. Yine eski tarihçiler
Amazonların Terme'de bağımsız devlet kurarak Karadeniz'e hakim olduklarını
söylerler. Ünlü tarihçi Heredot da "Amazonların İskitli gençlerle
kaynaşmasından" söz etmiştir.
Karadeniz bölgesinde, ilk ve orta çağlarda, İskit, Kimmerler, Hun,
Hazar, Bulgar, Uz, Peçenek göçlerinin sonucu Türk iskanının olduğu, Karadeniz
ağızlarının fonetik ve morfolojik yapısıyla birlikte yer adlarından da
anlaşılır. Giresun'un batı yakasındaki Çıtlakkale mahallesinin adının Deliorman
ve Selanik civarından gelerek buraya yerleşmiş olan Türk topluluğu Çıtaklardan
geldiği, bölgede konuşulan lehçenin ve kültür unsurlarının Çıtak ve Gagavuz
Türklerinin ki ile benzerlik gösterdiği görülür.
Hitit İmparatorluk dönemi tabletlerine dayanan tarihi kaynaklarda,
Giresun'un Azzi Bölgesi sınırları içinde kaldığı anlaşılmaktadır. Karadeniz
bölgesinde 90'a yakın koloni şehri kuran Miletoslular, Giresun ve Tirebolu
şehirlerinin de kurucularıdır. Amaçları bu bölgeyi kendilerine yurt edinmek
olmayıp, buraların her türlü yer altı ve yer üstü kaynaklarını sömürmekti. Bu
yüzden yerleşim birimlerinin korunabilecek kısımlarını alıp buralara
yerleşmişlerdir.
Persler, Anadolu'yu ele geçirdikten sonra, bu bölgeyi merkeze bağlı
satraplıklara (eyalet) bölmüşlerdir. Giresun da Doğu Karadenizin satraplığı
içinde yer almıştır. Giresun, bir süre Kapadokya Krallığı (M.Ö.332-323) ile
Makedonyalıların (M.Ö.3301) hakimiyetinde kalmıştır. Pontusluların en güçlü
dönemi olan Kral Farnakes zamanında tüm Doğu Karadeniz bu devletin sınırları
içinde yer almıştır. Giresun'un Farnaika adını da bu dönemde aldığı çeşitli
kaynaklarda belirtilmiştir. Daha sonra Roma İmparatorluğu bu bölgede egemen olan
Pontusluların hakimiyetine son vermiş ve Farnakia'yı kendi sınırları içine
katmıştır.
Çevresinde önemli gümüş ve demir üretim yerleri olan Giresun'a Romalılar
tam bir hakimiyet kurmamışlardır. Onların döneminde bu bölgede para basıldığı
rivayet edilmektedir. Roma idaresinin ilk dönemlerinde Romalı yazarlardan
Ammianus Marcel'e göre Romalı komutan Lucullus buraya geldiğinde yabani kiraz
ağaçlarını görmüş ve bu ağacın fidanlarını Roma'ya götürmüştür. Bu bilgi kirazın
dünyaya Giresun'dan yayıldığı inancının kaynağı olmakla birlikte Roma'da daha
önce de kirazın varolduğu belirtilmektedir. Giresun Romalıların ardından
Bizanslıların denetimine geçmiştir.
Bizans egemenliği döneminde Yunan medeniyetinin büyük bir hızla gelişip
yayılmasına karşılık, Yunan soyu gittiçe zayıflamıştır. Bu sebeple, Bizans
İmparatorları, ülkelerinin içerisinde yaşayan ve başka soydan gelen insanları
asimile etmeye çalışmışlar ve bu yolda en çok dil ve dinden yararlanmışlardır.
Doğu Karadenizin ormanlık alanlardaki kabileleri itaat altına almak için
ormanlar kesilerek yollar açılmış, yol boylarına muhafız kulübeleri yapılmış,
hatta bir miktar hristiyan Bulgar Türk'ü de getirilip bölgeye yerleştirilmiştir.
Bizanslılar bu yolda çaba harcarken 705 yılında ilk kez Müslüman Arap orduları
bölgeye gelip İslamlığı tanıtmaya başlamıştır.
1204 yılında Haçlılar, Bizansın başkenti İstanbul'u ele geçirince
İmparator Komnenos'un çocukları Trabzonu alıp burada Trabzon Rum İmparatorluğu
kurmuşlardır. Giresun da bu devletin sınırları içinde yer almıştır. Anadolu
Selçuklu Devletine vergi vermeyi kabul eden ve 1244'te Moğolların egemenliği
altına giren Trabzon Rum Devleti Türklerin bir eyaleti haline gelmiştir.
Trabzon'a bağlı bulunan Giresun ve çevresi Moğol nüfuzu altına
girmiştir. İşte bu sırada, Oğuzların Üçok koluna mensup boylardan biri olan
Çepniler; Ordu, Giresun ve Trabzon illeri sınırlarına yerleşmeye başlamışlardır.
Giresun'un Türkleşmesi, Anadolu Selçuklu devletinin çöküşünden sonra
Anadolu Selçuklu Beylikleri döneminde daha da artarak devam etmiştir.
Türkmenler, Sinop, Samsun bölgesine hakim olduktan sonra, 1297'de Ünye yöresini
ele geçiren Çepniler, Trabzon'a kadar akınlarda bulunmuşlardır. Bu tarihlerden
itibaren Karadeniz'de ticaret kolonileri kurmaya başlayan Cenevizlilerin de
şehirde temsilcileri olduğu sanılmaktadır. Dolayısıyla burada ayrıca Ceneviz
nüfusu da etkili olmuştur. XIV. Yüzyılın başlarında Çepni Türkmenlerini akınları
sırasında kalenin zaptedildiği tahmin edilmektedir.
Bayram Bey, Ordu ve çevresini kontrol altına alan Çepni Türkmenlerinin
beyidir. Oğlu Hacı Emir Bey döneminde bu bölgeye "Bayramlu Beyliği" denilmeye
başlanmıştır. O da aynı şekilde Trabzon Rum İmparatorluğunu sıkıştırmaya devam
etmiş olup, Hacı Emir Beyin Oğlu Emir Süleyman Bey de, 1397'de Giresun'u
fethetmiştir.
Böylece onun zamanında Giresun ve çevresinin fethi ve Türkleşmesi tam
manasıyla sağlanmıştır. Bu beylik iç ve dış çatışmalar sonucu zayıflayıp Sivas
Hükümdarı Kadı Burhaneddin'in hakimiyetine girmiş ve dolayısıyla Giresun da bu
devletin sınırları içinde kalmıştır.
Bugüne kadar yanlış bir kanaat olarak Giresun'un Türkleşmesi Fatih
Sultan Mehmet'in 1461'de Trabzonu fethiyle beraber gösterilmiştir. Giresun'un
Osmanlı Devletine bu tarihte katıldığı doğrudur. Oysa Giresun'un Türkleşmesi
1397'de Bayramlu Çepni Türkmen Beyi Emir Süleyman Beyin Giresun'u fethetmesiyle
gerçekleşmiştir. Bu yanlış kanaat yüzünden Giresun'da onun adını taşıyan hiçbir
eser bulunmamaktadır. Dolayısıyla Giresun'un ilk fatihi tanınmamaktadır.
Şehrin nüvesini oluşturan
kalenin ne zaman kurulduğu ve nasıl bir yerleşmeye sahne olduğu hakkında kesin
bilgi yoktur. Hititler döneminde Azzi ülkesinin bu bölgeyi de içine aldığı,
milâttan önce IV ve V. yüzyıl Grek kaynaklarında ise Pontos denilen kesimin bir
parçası olduğu belirtilir. Kerasus adlı bir yerleşme yerinin veya kalenin,
milâttan önce 670’lerde Karadeniz bölgesinde koloniler teşkil etmeye başlayan
Miletoslular tarafından kurulduğu ileri sürülür. Fakat bu ad altındaki koloninin
Giresun’un bugünkü yerinde bulunup bulunmadığı tartışma konusudur. Ksenefon’un (m.ö.
350) ifadeleri bu konuda kesin bilgilere ulaşmayı güçleştirmektedir. Onun
belirttiğine göre, başında bulunduğu Yunanlı askerlerle (Onbinler) milâttan önce
400’lerin başında ulaşıp bir ay kadar kaldıkları Trabzon’dan üç günlük
mesafedeki yerin bugünkü Giresun olmayıp Vakfıkebir körfezinde bulunduğu ve
bunun yörede yer alan Kereşon deresi (Kirazlık) adından teyit edildiği üzerinde
durulmaktadır. Bazı yazarlar ise söz konusu bilgilerin doğrudan doğruya
Giresun’un günümüzdeki yerini işaret ettiğini belirtirler. Strabon (ö. 21’den
sonra), Amisos’tan (günümüzdeki Samsun’un yerinde) itibaren şehirleri sayarken
Kytoros’tan sonra (günümüzdeki Ordu’ya 8 km. mesafede) Farnakia’nın geldiğini,
buranın Kytoros’ta oturanlarca iskân edildiğini, buradan önce İskhopolis’e
(Tirebolu [?]), oradan da orta büyüklükteki Kerasus’a ve Trapezus’a ulaşıldığını
yazar. Bundan dolayı Kerasus ile Farnakia’nın ayrı şehirler olduğu ifade edilir.
Arrien (ö. 176), idarecilik yaptığı bu bölgeden Roma imparatoruna yazdığı
mektupta Farnakia’nın eski adının Kerasus olduğunu ve buranın da Sinoplular
tarafından kurulduğunu bildirir. Bütün bu bilgilerden hareket edene pek çok
araştırmacı, milâttan önce 183’te Sinop’u aldıktan sonra bölgeyi ele geçiren
Pontos Kralı I. Farnakes (m.ö. 190-169) tarafından kurulan Farnakia’nın bugünkü
şehrin bulunduğu yarımadada yer aldığını, uzun süre bu adla anıldığını ve
Romalılar döneminde buranın Kerasus şeklinde adlandırıldığını belirtir. A. Bryer-D.
Winfeld ise Farnakia’nın Yason burnunda olabileceği ihtimalini ileri sürerler.
Onlara göre eski coğrafyacıların verdiği karışık bilgiler, XIX. yüzyılın bazı
titiz araştırmacılarınca üç ayrı Kerasus’un varlığını ortaya çıkarmıştır.
Bunlardan biri Sinop’un batısında, ikincisi Vakfıkebir’in doğusunda (Kireşon),
üçüncüsü de bugünkü şehrin biraz uzağındaki vadide yer almakta olup Kireşon-Kerasus
ihtimali çok zayıftır; Kerasus için Giresun’dan daha uzakta herhangi bir yer
aramaya da ihtiyaç bulunmamaktadır.
Çevresinde önemli gümüş ve demir üretim yerleri olan Giresun,
Pontuslular’ın ardından milâttan önce 64’te Pompeius tarafından zaptedildi.
Ancak Romalılar burada tam bir hâkimiyet kurmadılar. Milâttan önce 64 ile
milâttan sonra 64 yılları arasında bazı önde gelen ailelerin mâlikane arazileri
içinde kaldı. Romalılar devrinde burada para da basıldı. Roma idaresinin ilk
dönemlerinde, Romalı yazarlardan Ammianus Marcel’e göre Romalı kumandan Lucullus
buraya geldiğinde yabani kiraz ağaçlarını görmüş ve fidanlarını Roma’ya
götürmüştü. Bu bilgi kirazın dünyaya buradan yayıldığı rivayetinin kaynağı
olmakla birlikte Roma’da daha önce de kirazın bilindiği belirtilir. Şehir
Romalılar’ın idaresinden Bizans’ın denetimine girdi. 1071 sonrasındaki hızlı
Türk fetihleri sırasında ele geçirilen yerler arasında Trabzon ve yöresinin
bulunduğu bilinmektedir. Bununla birlikte Kerasus’un da Selçuklular’ın
hâkimiyeti altına girdiğine dair herhangi bir bilgi yoktur. Haçlılar’ın
İstanbul’u işgallerinin (1204) ardından Trabzon’da kurulan Rum İmparatorluğu’nun
sınırları içinde kalan kaleye yönelik Türk akınları ve tehdidi bundan sonra da
sürdü. Selçuklular Sinop ve Samsun yöresine hâkim olduktan sonra Trabzon Rum
İmparatorluğu’nun batı sınırlarını zorlamaya başladılar. 1297’de Ünye yöresini
ele geçiren ve Çepniler olduklarına inanılan Türkmenler Trabzon’a kadar akında
bulundular. Bu tarihlerden itibaren Karadeniz’de ticaret kolonileri kurmaya
başlayan Cenevizliler’in de şehirde temsilcilerinin olduğu sanılmaktadır.
Dolayısıyla burada ayrıca Ceneviz nüfuzu da etkili olmuştur. XIV. yüzyılın
başlarında Çepni Türkmenleri’nin akın faaliyetleri sırasında kalenin
zaptedildiği tahmin edilmektedir. Nitekim tarihçi Panaretos’un kısa yıllığına
göre 1301’de İmparator II. Alexios Kerasus’a gelip “Koustougans” adlı Türkmen
beyini yenilgiye uğratmış, surları yeniden yaptırıp kaleyi tahkim etmişti.
Panaretos’un zikrettiği bu Türkmen beyinin Küçük Ağa veya Küçdoğan olduğu
belirtilmektedir. Giresun’un bilinen ilk Türk fâtihi olduğu anlaşılan bu beyin
adının, bölgede bulunan bir yerleşme yerinin isminden hareketle Kuşdoğan
şeklinde okunması daha doğru olmalıdır. Bu beyin bölgede etkili olan Bayram Bey
ile irtibatı hakkında herhangi bir bilgi yoktur. Ancak Bayram Bey’in 1332’de
Hamsiköy’e kadar geldiği Panaretos tarafından belirtilmiştir. Çağdaş
kaynaklardan Livadenos’un raporuna göre 1341’den kısa bir süre önce Kerasus
Türkmenler’in eline geçti. Fakat bu konuda tamamlayıcı bilgi bulunmamaktadır.
Ayrıca yine Panaretos’un ifadelerinden anlaşıldığına göre daha bu sıralarda
şehrin art bölgesi ve etrafı kalabalık Çepni gruplarının iskânına sahnen
olmuştu. Nitekim Kelkit vadisinden gelip Harşit ırmağı boyunca yerleşen Çepniler
sahile kadar inmişlerdi. III. Alexios 1380 Şubatında üzerlerine yürüyüp bunları
dağıtmış, hatta kayıklarına da el koymuştu. 1348’de şehirde ticaret kolonileri
olan Cenevizliler’ce yağmalanıp kale dışındaki yerleşme yeri yakılan Kerasus,
Trabzon Rum İmparatorluğu’nun karşı karşıya kaldığı iç bunalımlar sırasında
kuvvetli bir sığınak olarak ön plana çıktı. Grandük Niketas’ın bir iç mücadele
esnasında buraya kaçıp (1354) daha sonra topladığı kuvvetlerle Trabzon’a
yürüdüğü, fakat başarısız olunca geri dönüp kaleye kapandığı, bunun üzerine
İmparator Alexios’un burayı kuşatıp itaat altına aldığı bilinmektedir. 1356’da
imparator noeli burada geçirmişti. Panaretos ayrıca, 1361’de Ünye’ye giden
imparatorun Kerasus’a geri dönerken aynı zamanda damadı olan Bayram Bey’in oğlu
Hacı Emîr Bey’in de kendisine refakat ettiğini yazar. Yine ona göre III. Alexios
da Niksar hâkimi Tâceddin Bey’e nikâhladığı kızı ile Kerasus’a gelmiş,
Trabzon’daki karışıklıklar üzerine kızını burada bırakıp geri dönmüştü (1379).
OSMANLILAR DÖNEMİ
1402'de Timur'un egemenliğine giren Giresun, 1453'te Fatih Sultan Mehmet
şehri vergiye bağlamış fakat vergisini vermediği için 1456'da kuşatılmıştır.
Şehir 1461'de Trabzon Rum İmparatorluğunun direnmeksizin teslimiyle Osmanlı
idaresine girmiştir. Osmanlı idaresinde şehir bir liman şehri olarak önemli bir
gelişme göstermiştir. 16-17 ve 18.y.yıllarda Giresun ve çevresinde eşkıyalık
hareketleri, başka grupların yağmalamaları görülmüş, II.Mahmut döneminde çevre
tamamen Osmanlı'nın kontrolü altına girebilmiştir.
Üzerinde bir de manastırın yer aldığı Ares adası 1368 Temmuzunda Osmanlı
denizcilerinin hücumlarına hedef oldu. Böylece ilk Osmanlı tehdidiyle karşı
karşıya kalan Kerasus bir süre sonra bölgedeki Türkmenler tarafından zaptedildi.
Hacı Emîr Bey’in oğlu Süleyman Bey 1397 ilkbaharında şehri kuşatıp aldı. Bezm ü
Rezm’e göre bu fetih Kadı Burhâneddin tarafından büyük bir memnuniyetle
karşılanmıştı. Fetihten yedi yıl sonra 1404’te Trabzon’a gitmek üzere
Giresun’dan geçen Katalan elçisi Clavijo, bu sahillerin Türk Beyi Arzemir’in
(Hacı Emîr [?]) kontrolü altında olduğunu ve onun 10.000 kadar atlı askeri
bulunduğunu yazmaktadır. Giresun fâtihi Süleyman Bey’in ne zaman ve ne şekilde
vefat ettiği, beyliğinin nasıl ortadan kalktığı bilinmediği gibi Giresun’un
hangi tarihte tekrar Trabzon Rum İmparatorluğu’nun eline geçtiği hakkında da
bilgi yoktur. Fâtih Sultan Mehmed’in Trabzon’u fethi sırasında Giresun
imparatorluğun elinde kuvvetli bir kale durumunda bulunuyordu. Muhtemelen Fâtih,
1461’de Trabzon’u alışının ardından geri dönüş sırasında burayı da teslim
almıştı. Şehrin direnmeksizin zaptedildiği, fetihten yirmi beş yıl sonra yapılan
tahrirden de anlaşılmaktadır.
Osmanlı idaresi altında Giresun bir liman şehri olarak gelişme gösterdi.
Bu dönem boyunca zaman zaman bazı önemli olaylarla karşı karşıya kaldı. XVI.
yüzyılın sonlarına doğru görülen eşkıyalık hareketleri Giresun ve yöresini de
etkisi altına aldı. Daha bu yüzyılın başlarında Giresun’un Çepniler’le meskûn
dağ köylerinin bir kısım halkı Safevî propagandasının esiriyle İran’a kaçmıştı.
Yüzyılın son çeyreğinde ise Pazarsuyu kazasında toplanan otuz kadar medreseli (suhte)
etrafta eşkıyalıkta bulunarak Giresun’da pek çok yeri basıp yağmalamışlar ve
bunlar has voyvodası Zünnûn’un yöreden topladığı il erleri vasıtasıyla 1574
yazında bertaraf edilmişlerdi. 1586 ve 1587’de şehirde muhafız olarak bulunan
yeniçeriler bazı karışıklıklar çıkardılar. 1594’te bu eşkıyalık hareketleri had
safhaya ulaştı, yöreden 200 hâne “terk-i vatan” etti. XVII. yüzyıl başlarındaki
bu tür sıkıntılar ve Celâlî gruplarının faaliyetleri halkın merkeze başvurmasına
yol açtı. Ordu bölgesinden Hacı Şamlu Giresun Kalesi’ni kuşatmış, bu tehlike
Seyyid Mehmed Paşa’nın gayretiyle atlatılmıştı. 1634’te ise Kazaklar Giresun
yöresini yağmaladı. Evliya Çelebi, Kazaklar’ın Giresun karşısındaki adaya
kayıklarını saklayarak saldırdıklarını belirtir. 1683’teki Viyana seferi için
300 er gönderen Giresun, XVIII. yüzyılın ikinci yarısına doğru bölgede etkili
olan âyanın mücadelesine sahne oldu. 1756’da Canik muhassılı olan Süleyman Paşa
ve kardeşi Ali Bey 12.000 kadar kuvvetle şehri basıp yağmaladılar. Kaleye
kapanan halk yirmi üç gün süren kuşatmadan oldukça etkilendi. Bu sırada şehir
yakıldı, mallar gemilerle Samsun’a taşındı. Söz konusu tahribatın izleri kolay
kapatılamadı. Hemen ardından devlet tarafından takibata uğrayan idam mahkûmu iki
âyan kaleye sığındı ve kendilerini kuşatan Canikli Ali Bey’e altmış gün kadar
direndikten sonra ele geçirildi. 1789’da başlayan savaş dolayısıyla Soğucak ve
Anapa taraflarına gitmekle görevlendirilen bölge âyanı arasında Giresun
yöresindekiler de vardı. Bu dönemde şehirde dizdar Lâçinoğlu Hacı Mustafa nüfuz
tesis etmişti. XIX. yüzyılın ilk çeyreğindeki Tuzucuoğulları isyanı Giresun’un
da içinde bulunduğu bölgeyi etkiledi. Bunlara katılan Lâçinoğulları 1816’da
Giresun’a tam olarak hâkim oldular. II. Mahmud’un gönderdiği iki firkateyn ile
bir korvet Giresun önlerine gelerek yeniden kontrolü sağladı. Şehir asıl önemli
olayları Millî Mücadelede dönemlerinde yaşadı. İşgale uğramamasına karşılık
Ruslar’ın Trabzon’u alıp Harşıt’a kadar ilerlemesi şehirde büyük bir endişeye
yol açtı. Yörede Pontus Rum Devleti kurmaya yönelik hareketler, Rum çetelerin
faaliyetleri ve bunlara karşı direniş pek çok karışıklığa sebep oldu. Direnişi
örgütleyen belediye reisi Topal Osman Ağa önemli faaliyetlerde bulundu. Giresun
askerlik şubesi başkanı ve Türk dili, kültürü hakkında yazıları olan Hüseyin
Avni Bey de bu mücadelede rol oynadı. Cumhuriyet döneminde vilâyet merkezi
haline getirilen (1923) Giresun’un Rum nüfusu Lozan Antlaşması sonrasında
yapılan mübâdele ile burayı terketti.
Tarihi Mekanlar
- Giresun Kalesi
Oldukça zengin bir tarihi kültüre sahip olan Kale şehrin merkezine kurulmuştur. Hem araç hem de yaya yönünden ulaşımı oldukça kolaydır. Kalede Milli Mücadele Kahramanı Topal Osman Ağa'nın anıt mezarı, tarihi saray kalıntıları, mağaralar, kaba taşlarla örülmüş surlar ve taş kabartmalar görülebilecek önemli noktalardır. Dinlenme yerleri park ve bahçelerle düzenlenmiş olan kale müstesna bir seyir mekanıdır. - Cocuk Kütüphanesi(katolik kilisesi)
- Çınarlar mahallesinde Çocuk Kütüphanesi olarak hizmet veren bina 18.Y.Y. Gotik mimarisi tarzında inşaa edilmiştir. Günümüze kadar özgün yapısını korumuştur.
- Zeytinlik Mahallesi
- Kalenin güneydoğusunda yer alan ve Zeytinlik Mahallesi adını alan semt eski tarihi Giresun evlerinden oluşur. Korunmaya alınmıştır. Eski evlere meraklı olanlar için gezilip görülecek ilginç bir semttir.
Kapı mahallesinde bulunan 19.Y.Y.'dan kalma bir türbedir. Fatih Sultan Mehmet zamanında büyük yararlılıklar gösteren ve bir çatışma sırasında şehit düşen Uç beyi Seyyid Vakkas'a aittir. Kendisi 15.Y.Y.'da yaşamış olmasına rağmen türbesi 19.Y.Y.'da yaptırılmıştır
![]()
- Hacı Hüseyin Camisi
Kayıtlara göre cami 1594 yılında Çobanoğlu Hacı Hüseyin tarafından yaptırılmıştır. Sonraları yıkılan yapıyı 1861'de Dizdarzade Murat Bey kızı Ayşe, Emetullah hayratı olarak yeniletmiştir. 1901 tarihli yazıtından, mermer şadırvanının Hattatzade Hacı Ömer Ağa tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır.
Hacı Miktat Camisi
Yapının üç yazıtı vardır.1661 tarihli yazıtında yapının Hacı Miktad Ağa'nın vakfı; 1841 tarihli yazıtından, Hacı Çalık Kapudan'ın hayratı olduğu anlaşılmaktadır. 1889 tarihli yazıt ise yapıyı Hacı İsmail Efendi' nin yeniden inşa ettirdiğini belirtmektedir.- Kale Camisi
Hükümet Konağı yakınında, mimari değeri yüksek bir yapıdır. İki yazıtı vardır. Giriş kapısı üstündeki 1830 tarihli yazıtından ilk camiyi Dizdarzade Emetullah Hanım' m yaptırdığı bildirilmektedir. 1911-1912 tarihli yazıtındaysa, caminin Sarı Mahmutzade EI-Hac Mustafa Efendi tarafından yeniden inşa ettirildiği belirtilmektedir. - Şebinkarahisar Kalesi
- Kalenin bugünkü giriş kapısı ve çevresindeki surlar Selçuklu (Mengücekli) Osmanlı dönemlerine aittir. Kale kapısı üzerindeki kitabe ve Selçuklu çift başlı kartal kabartması da 1896 yılında Rumlar tarafından yerinden sökülüp yok edilmiştir. İç kale sur duvarları ve kale duvarlarının yapısı Osmanlı döneminin 17-18 yy. özelliklerini göstermektedir.
- Meryemana Manastırı
- Manastırın ilk kuruluşu bazı kaynaklar tarafından 481-490 yıllarında konulmaktadır. Osmanlı döneminde manastır epey parlak bir dönem yaşamıştır. Bugünkü kalıntılar 19.yy dan kalmadır. Araştırmacılar ortaçağ manastırının yanarak yok olduğunu ve 19.yy.da yenilendiğini belirtmektedirler