İSİM  KÖKENİ

Çatalca ilk çağ boyunca Metraj veya Matrai, Metron ve Metris şeklinde anılmıştır . Bu adın neden verildiği kesin olarak bilinmemekle birlikte bazı kaynaklara göre Büyük İskender'in yaveri (genarellerinden ) Ayametris tarafından konulduğu tahmin edilmektedir.Bu generalin Ayametris ismine atfen Metris, Metraj, Metron veya Matrai denildiği çeşitli kaynaklarda bildirilmektedir .

Bir başka kaynağa göre Osmanlılar zamanında Matrai adı unutulmuş yerine Çatalca denilmiştir . Bu şehre Çatalca adını n verilmesinin asıl nedeni kurulduğu yer ile ilgilidir . Çünkü şehir çatala benzeyen bir dağın eteğinde kurulmuştu .

Atalarımız da fethettikleri zaman şehrin kuruluşu ile ilgili olarak "Çatalca" adını vermişler ve o günden bu güne kadar bu ad değişmemiş hem şehir hem de yöremiz aynı adla anılmıştır . Meşhur seyyahımız Evliya Çelebi'ye göre ise Çatalca'nın bir başka adı daha vardır . Bu isim de "Haniçe"dir. Rumca bir kelime olup Büyük İskender zamanında İstanbul'u onaran Kral Yağfur ( Yekfur)'un kızı Haniçe'nin Yaylağı olması nedeni ile babası burada büyük bir kale yaptırarak Rumca “Haniçe” adını vermiştir .

Fatih devrinde İstanbul kuşatması öncesi uzun süren direnişinden ve çetin savunmasından veya bir nevi çetinlik hissedilmesinden dolayı "Çetince" adının verildiği de rivayet edilmektedir. Zamanla da Çetince kelimesi Çatalca'ya dönüşmüştür .

Traklar Dönemi 

Bazı rivayetlere göre İnceğiz Mağaraları ve Çatalca Ayazma altındaki mağara Traklar dönemine ait yerleşmelerdir ; fakat bu döneme ait bilgiler pek net değildir; çünkü İnceğiz Mağaraları Erken Bizans Döneminde mezhep kavgalarından kaçanların da sığınıp barındıkları yerler olmuştur . Henüz tarihlendirilemeyen Subaşı, Gökçeali, Pınarca köylerindeki mağaralar bu konuyu aydınlatmak üzere arkeologların ilgisini beklemektedir .

Erken Roma Dönemi :

Yaklaşık 2500 yıllık bir tarihe sahip olan Çatalca bölgesinin ilk yerleşimi M.Ö. 450 senesinde Romalılar zamanında şimdiki İnceğiz Köyü'nün bulunduğu yerde imiş; fakat bir süre sonra aslen Tatar ırkına mensup olan kâfilelerin Balkanlara akınları sırasında yakılıp yıkılmış ve bilâhare havuzlar mevkiinde akıncılar tarafından ikinci defa inşa edilmiştir .

İskender İmparatorluğu Dönemi 

Büyük İskender'in Asya seferi sırasında (M.Ö. 331) Çatalca'nın bu ikinci yerinde de yanmak suretiyle felakete uğradığı ifade edilmektedir . Bu ikinci yanışıdır . Bir süre sonra bugünkü yerinde üçüncü defa olarak tekrar inşa edilmiştir . Bu döneme ait herhangi bir mimari eser , günümüze kadar gelmemiştir . Büyük İskender zamanında İstanbul'u onaran Kral Yagfur'un kızı Haniçe'nin Yaylağı'dır .

Bizans İmparatorluğu Dönemi

Bizans İmparatorluğu döneminde önemli bir yerleşim yeridir . Hatta İstanbul'un kapısıdır . Bizans imparatorluğu döneminde bir çok savaşlara sahne olmuştur . 375 yılında Macaristan'a gelen Hunlar , Balamir idaresinde devlet kurmuşlar , Muncuk'un ölümünden sonra Atilla iktidarı tek başına ele alınca I. Balkan (441) ve II. Balkan (447) seferlerine çıkmış, bu seferlerinde Çatalca'dan geçerek Büyükçekmece Gölü önlerine gelmiş ve Bizans'ı vergiye bağlamışdır . Avrupa Hunlarının bu hareketi, Bizans İmparatoru Anastasius'u 507 - 511 yılları arasında ilçemiz Çatalca'nın Karadeniz kıyısındaki Evcik İskelesi (Plajından)'nden Silivri ilçesinin batısındaki Karıncaburnu'na kadar uzanan surları yaptırmak zorunda bırakmıştır . Bu surlar , Çin Seddi'nden sonra (Hunları durdurmak için yapılan) dünyanın ikinci büyük surlarıdır . Ormanlık alandaki bölümü halen ayaktadır .

Bizanslılar döneminde yöre, bol ağaçlık ve ormanlarla kaplı olması sebebi ile hem bir av merkezi hem de İstanbul'un yakacak odun ihtiyacının karşılandığı yerdir . Bizans döneminde İstanbul'un su ihtiyacını karşılamak için Gümüşpınar Köyü yakınlarında, halen ayakta bulunan (Kurşun Germe ve Ballı Germe) su kemerleri ile İstanbul'a su taşınmıştır . Günümüzde de İstanbul'un su ihtiyacının büyük bölümü Çatalca hâvalisinden sağlanmaktadır .

Hunlardan sonra başka Türk kavimleri de Çatalca'dan geçerek İstanbul'u kuşatmışlar ve tehdit etmişlerdir . Avar Türkleri 616'da, Bulgar Türkleri ( T una Bulgarları) 813'te Çatalca'dan geçerek Bizans'ı kuşatmışlardır .

1090 yılında ise Peçenek Türkleri, Çatalca üzerinden Büyükçekmece'ye kadar gelmişlerdir .

İstanbul'a yürüyen Sırp ve Bulgarlar tarafından da Çatalca'nın harap edildiği ifade edilmektedir . Bizans'ın elinden çıkıp Osmanlılara geçmesi ise birkaç kez olup ilk defa I. Murad devrinde (1373) olmuştur . Son kez ise Fatih devrinde Osmanlılara geçmiştir .

OSMANLI İMPARATORLUĞU DÖNEMİNDE ÇATALCA

I. Murad Dönemi

I. Murad zamanında fethedildiği çeşitli kaynaklarda özellikle İ.H. Uzunçarşılı'nın eserinde belirtilmektedir . Evliya Çelebi'de ise Yıldırım Bayezid zamanında ele geçirildiği bildirilmektedir . I. Murad zamanında fethedildiğini ispatlayan olay ise, Lala Şahin Paşa'nın, Bulgarlar ve Sırplar ile Samakov'da savaşırken, Çatalca ve havalisinde bazı kaleleri zapt eden Sultan Murad'ın Makedonya Sırpları üzerine kuvvet sevk etmesidir .

I. Murad, 1373 seferinde Çatalca taraflarına yürüyerek İnceğiz ve Çatalburgaz kalelerini ve yine burada Polonya Kalesini aldı. Bu ifadeden biz Evliya Çelebi'nin seyahatnamesinin giriş bölümünde ifade edilen: “Şehrin batı tarafında yalçın kayalar üzerinde kalıntıları görülmektedir.” dediği kalenin, Çatalburgaz Kalesi olduğunu anlamaktayız.

Yıldırım Bayezid Dönemi

Evliya Çelebi, burayı Yıldırım Bayezid Han'ın fethederek kalesini yıkıp İstanbul'u kuşatmaya gittiğini belirtmektedir . Sonunda sulh ile İstanbul içine 70 Müslüman mahallesine 40.000 adamı barış ile yerleştirdiğini; fakat Timur'a yenilip ateşli hummadan vefat edince Rumlar 'ın bütün Müslümanları İstanbul'dan ve Çatalca'dan sürgün ettiklerini Çatalca'nın da ellerine geçtiğini ifade etmektedir .

Çatalca , Yıldırım Bayezid'in çocukları arasındaki taht kavgaları döneminde Süleyman Çelebi tarafından kendisine yardımcı olan Manuel II'ye bırakılmıştı. Musa Çelebi Çatalca'yı tekrar almıştır . İsmail Hakkı Uzunçarşı'nın “Osmanlı Tarihi” adlı eserinde Musa Çelebi ile Mehmet Çelebi'nin Çatalca İnceğiz Köyü yakınları da savaştıklarını, Mehmet Çelebi'nin bu savaşı kaybettiğini ve bundan sonra İstanbul'a yaralı olarak kaçıp Bizans'a sığındığını ve Anadolu'ya geçtiğini bildirmektedir . Musa Çelebi'nin bu olaydan sonraki dönemde sert davranışları komutanların kendisine cephe almasına ve Çelebi Mehmet'in sonraki dönemde mücadeleyi kazanmasına sebep olmuştur . İşte bu sıralarda Çelebilerin tavizleri dolayısıyla Çatalca Bizans'a geçmiş ve tekrar ele geçirilmesi ise ancak Mehmet II'nin (Fatih'in) İstanbul üzerine yürüdüğü sırada (zorlu bir kuşatmadan sonra) mümkün olmuştur .

Fatih Sultan Mehmet Dönemi 

Evliya Çelebi H.857 yılında Fatih Sultan Mehmet Han tarafından Edirne'den İstanbul üzerine yürürken 4 ay zarfında çetin bir direnişten sonra İstanbul'un fethinden 50 gün evvel ele geçirildiğini bildirmektedir . Bu Çatalca'nın son fethidir .

Osmanlı eserleri

Fatih devrinde Topkapı Sarayı'nın kapısıyla divanhanesinin nakışlarını yapan ve "Baba Nakkaş" namıyla şöhret bulan Şeyh Mustafa'nın adına Çatalca'ya yakın Baba Nakkaş Köyü vardır . Bu köyün hizmetinden dolayı Şeyh Mustafa'ya (Baba Nakkaş) bir kısım topraklarının dirlik olarak verildiği bilinmektedir . Çatalca'nın en eski köylerindendir . İnceğiz ve Kalfaköy'de Osmanlı dönemindeki en eski yerlerindendir .

Fatih tarafından zorlu bir mücadeleden sonra ele geçirilince Çatalca şehrinde binlerce yük ağırlığı Mihaloğlu Ali Bey ile bırakıp "Bu şehri Allah'a emanet ettim" diyerek hayır dualar ile İstanbul'u kuşatmaya gitmişler ve zaferle fethi gerçekleştirmişlerdir . Hâlâ onların duaları bereketiyle Çatalca şehri günden güne gelişmektedir . İnceğiz ve Kalfaköy Camileri Bayezid II. döneminin eserleridir .

Kırım Hanları :

Kırım hanları ile ilgili olarak Evliya Çelebi ve ilgili tarihlerde Çatalca'nın Subaşı, Gökçeali, İnceğiz , Akviran, Karasinan, Haraccı, Karakızıl, Veli Subaşı Kırım Hanları cami ve çeşme

meşe, Bekçiler , Dursunköy'de çiftliklerinin olduğunu , Subaşı Köyü mezarlığında ve Ferhat Paşa Camii haziresinde (yanında) bunlardan bazılarının medfun olduğu bildirilmektedir . XVIII. y y . başlarında Hanzâdelerin ve diğer Kırım Şehzâdelerinin İstanbul civarında oturmalarına müsaâde edilmemiştir .

XVIII. y y . başlarında (1783'te) Kırım Hanlığının yıkılmasından sonra II. Kaplan Giray'ın Çatalca'ya gelerek Subaşı Köyü'ne yerleştiğini görüyoruz. Köyde Han'ın ve soyunun yaptırdıkları Han Camii, Selim Giray Sultan Çeşmesi ve ince işlemeleri ile birer sanat eseri niteliğinde olan mezar taşları vardır

Ferhatpaşa

Aslen Arnavut olan Ferhat Paşa, Enderun'dan yetişmiş bir devşirmedir . Hızla yükselerek, Kânûni'nin naaşını Zigetvar'dan getirmiş, sonra büyük imrahur , daha sonra ise yeniçeri ağası olmuştur . İki defa sadrazamlık yapmıştır . İran'la yapılan 1590 Antlaşması, Ferhat Paşa'nın gayretlerinden ve Şah'ın yeğeni Haydar Mirza'yı rehin olarak İstanbul'a getirdiğinden dolayı Ferhat Paşa Antlaşması olarak da bilinir . 1595 yılında rakibi olan Sinan Paşa'nın tahriki ile öldürülmüş ve Eyüp'teki türbesine defnedilmiştir . Çatalca Ferhat Paşa'nın çabası ile imar edilmiş, kente su getirilmesini sağladığı gibi Mimar Sinan' a kendi adıyla anılan bir cami ve önce Darül Kurrâ, sonra sıbyan mektebi olarak kullanılan küçük yapıyı yaptırmıştır . Cami duvarına bitişik olan çeşme hâlen Çatalcalılara hizmet vermektedir . "Sahibü'l Hayrat Ve'lhasenat Merhum Ferhat Paşa'nın Ruhu Çün Sene 1009" bu tarih 1600 miladi yılına tekabül etmektedir .

Çatalcalı Ali Efendi

Meşhur Osmanlı şeyhülislamlarındandır . Babası Alaiyeli Şeyh Mehmet Efendi Çatalca'da tekke açmış olduğu için H.1041 - M.1631'de burada doğmuştur . Bir süre müderrislik,Girit seferinde ordu kadılığı yapmış, dönüşte Selanik ve Mısır kadısı olmuş yerine gitmeden Rumeli kazaskerliğine getirilmiştir . Hocası Minkârî zade'nin ölümünden sonra şeyhülislam olmuştur . 13 sene 2 ay bu görevde kalmış, Mehmed IV'ün av işlerinden devlet işleriyle ilgilenmemesini eleştirmiş ve 1686 Eylül'ünde Bursa'ya sür gün edilmiştir . 1692'de ikinci defa şeyhülislam olmuş ise de 2 ay sonra vefat etmiştir . Şeyhülislamlığı esnasında vermiş olduğu karar ve ilamlardaki isabeti dolayısı ile fetvaları kadılar tarafından pek itibar görmüştür , “Fetevây- ı Ali Efendi” denilen bir fetva mecmuası vardır .

I V . Mehmet Dönemi ( Avcı)

" Avcı" lakabı ile tanınan Mehmet IV (Saltanat Dönemi 1648-1687) avlanmak üzere sık sık buraya gelmiş ve kentte uzun süre kalmıştır . Bu olay Çatalca'nın gelişmesinde önemli bir etkendir . Bu sebepten Çatalca'da Hünkar Sarayı ve bahçesi olduğunu Evliya Çelebi'den öğrenmekteyiz. Bunun yanında bir çok saray olduğundan bahis vardır .

Avcı Mehmet'in uzun süre kaldığı dönemlerde , İstanbul'dan sonra devletin II. merkezi olduğunu görmekteyiz. Çatalca, geçmiş dönemlerden beri Bizans hükümdarlarının bazıları ve ayrıca Fatih döneminde de av merkezi durumundadır . Kalfaköy'de padişahların av köşkünden bahsedilir fakat bu güne ulaşmamış, bunun yanında Kalfaköy gibi bir köy yerleşiminde, hamam kalıntılarının olması burasının çeşitli Osmanlı padişahlarınca avlak olarak kullanıldığını göstermektedir .  

Evliya Çelebi'de Çatalca

Korukdere denilen kayalık ve tehlikeli bir yerden geçip Çatalca kasabasına geldik. Çatalca kasabası; bir de Yenişehir yakınında Kesendire ve Golos nâhiyesinde Çatalca kazası vardır . Bizim bu Çatalca'ya İstanbul Çatalca'sı derler . Büyük İskender asrında İstanbul'u onaran kral Y ağfur'un kızı Haniçe'nin Yaylağı olması nedeni ile babası burada büyük bir kale yaptırarak Rumca Haniçe adını vermiştir . O zaman sağlam bir duvar halinde idi sonra İstanbul'a yürüyen Sırp ve Bulgarlar burayı harab etmişlerdir . Hâlâ kalıntıları şehrin Batı tarafındaki yalçın kayalar üzerinde görülmektedir . Sonra burası tekrar mâğmur hale getirildi. Daha sonra burayı Yıldırım Bayezıd Han feth ederek kalesini yıkıp İstanbul'u kuşatmıştır . Sonunda sulh ile İstanbul'un yarısını fethedince Eğrikapıdan , Ayakapısından, Gül Câmii'nden Unkapanı yanına kadar Zeyrek başına, Karamanlılara oradan Cadde ile tâ Edirnekapı'ya gelinceye kadar yetmiş Müslüman mahallesinde kırk bin adamı barışla yerleştirmişti. Fakat T imur olayında mağlûp olup sonra ateşli hummadan vefat edince, Rumlar bütün Müslümanları İstanbul'dan ve Çatalca'dan sürgün ettiler . Çatalca da ellerine geçti .

Sonra 857 senesinde Fâtih Sultan Mehmet Han Edirne'den İstanbul üstüne gelirken, kuvvetine Çatalca kâfirleri dayanamayıp Silivri Kalesi'ne Çerkos ve İstanbul Kalesi'ne kaçtılar . Sonra Fatih bu Çatalca şehrinde binlerce yük ağırlığı Mihaloğlu Ali Bey ile bırakıp, "bu şehr i Allah'a emanet ettim" diye duâ ederek, kendileri İstanbul kuşatmasına gittiler fethederek kuşatmayı bitir diler . Hâlâ onların duâları bereketiyle Çatalca şehri günden güne gelişmektedir . Bu şehir Çatalca dağının eteğinde kurulduğu için Çatalca derler . Kayalı, dere ve tepeli iki çatal dağın doğu tarafı eteğinde güneyden kuzeye uzanmış olup, 2000 adım uzunluğunda bağlıbahçeli, akarsulu, cennet gibi bir beldedir . Eyûb Sultan kadılığı nâhiyelerinden yüz elli akçe pâyesiyle mükellef bir kazâdır . Hâkimi Çatalca bahçesinin üstâdıdır . Üç yüz bahçıvan ve Arnavud bostancı nizam ve intizamı sağlar . Subaşısı, kethüdâ yeri, kethüdâ serdârı, muhtesibi ve âyan nâibi vardır . Amma İstanbul'a yakın olduğundan müftü ve nakibi yoktur . Bu güzel şehir de hepsi kırk yedi mihrab vardır . Bunların beş tanesinde cuma namazı kılınır . Hepsinden iyisi ve güzeli Ferhatpaşa Camii'dir . Yaptıran Süleyman Han vezirlerinden olup II. Selim ve III. Murad'a erişmiş bir gönül alıcı vezirimiş ki, bu durumu camiinden bellidir . Şehrin tâ ortasında yüksek bir yerde, ağaçlık içinde, tek minareli aydınlık bir camiidir . Baştan başa kurşunla örtülü olup koca Mimar Sinan burada da çeşit çeşit sanatlar göstermiştir . Gece gündüz cemâat kalabalıktır . Şehrin kıble tarafı Korukdere denilen yere kadar mâmurdur . Amma her evde bağ ve bahçe olmakla zarif evleri seyrektir .

Osmanlı Sultan Sarayları

Şehrin doğu tarafında çimenlik bir sahraya bakan yüksek bir yerde servi, çınar , kavak, salkım söğütler ve diğer çeşitli meyvalarla donanmış ağaçlık bir irem bağıdır ki sanki cennet bahçesidir . Buradaki güzel sesli kuşların anlatmaktan dilacizdir . Özellikle karatavuk ve ishâkkuşlarının seher vaktinde ötmeleri insana hayranlık verir . Kuşların bu güzel sesleri başka yerde duyulmaz. Bu büyük sarayın çevresi kale gibi duvarlıdır . İçinde bostancı başısı ve üç yüz bahçıvanı var birçok odaları ve nice köşkleri vardır . Çatal suyu, terazilerle buraya nakledilir . Burada da fıskiye, havuz ve şadırvanlardan havaya yükselerek sel sebil havuzlara dökülür . Her padişahın birer çeşit irem köşkleri vardır ki, yer yüzünde öyle sanatı hiçbir mimar göster ememiştir . Melek Ahmed Paşa Efendimiz burada misafir olup, Kaya Sultan ile burada buluşarak tam bir hafta cennet bağına benzeyen bağda Hüseyin Baykara Fasılları il e zevk ve safâ ettiler . Felekten gün alır gibi oldular .Amma ne mümkün! Beyit :

Mülkü mesken sanıp cihanı kişi

Nakd-i ömrün verir kîrâ yerine

Bu safalı bağı gördüğümüz şekilde yazsak ayrı bir kitap olur . Şehirde bu bağdan başka Veliusta Sarayı, Çataloğlu Sarayı, Kadriağa Sarayı, Hasan Paşazade Sarayı, Kızlarağası Sarayı gibi daha nice saraylar vardır . Yedi adet Halveti, Celveti ve Bektaşi tekkeleri, kurşun örtülü han, bir hamam ve ikiyüzyetmiş kadar dükkanı vardır . Amma bedestanı falan yok. Çocuk mektebi âyân ve eşrafı çoktur . Şehir yüksek bir dağın eteğinde olduğundan yetmiş yerde akarsuları olup sade çarşı ve pazarında kırk elli adet su akar durur . O güzel pazarın kaldırımları üzerinde sel gibi sular akarak bağ ve bahçelere meyve bostanlara akar . Sultanî çarşısındaki sanat erbabının çoğu pabuçcu fular ve postalcıdır . Çünkü çoban, çoluk çocuk ve hizmetçi yatağıdır burası .

Çatalca çayırı Kağıthane çayırından daha güzel bir bitki örtüsüne sahip olup yonca tirfil ile süslü öğle bir lâleliktir ki Osmanoğulları ambarına bu mahsülde saflardan üç bin araba ot gider ve Ahırkapı ambarlarına basılır . Çayır mevsiminde, muhafaza için bir oda yeniçeri çorbacısı bekçilik eder . Bu güzelliklerinden başka sahrâları Babanakkaş, Kineli, Baklalı, İzzeddinli köylerine varıncaya kadar büyük çiftlikler , ağıll r , eğrikler, sapalar , çalışlar , mandıralar ile bezenmiş koyunlu kuzulu sığır ve mandalı vâdilerdir ki bütün İstanbul âyânının bu köylerde alâkaları vardır . Beğenilen diğer şeyleri de sütü, kaymağı, telemepeyniri, ağzı, gölemezi, kesmik ve yoğurdu, dilpeyniri ve kaşkaval peyniridir . Deniz gibi sütü, İstanbul'a getirerek ganimet gibi dağıtılır . Fatih'in sevdiği mâmur bir şehirdir . Allah dünya dur dukça mâmurluğunuar ırsın Âmin .

Evliya Çelebimiz Çatalca'nın irem bağları misali yaşanılacak cennet bir köşe olduğunu bizlere anlatmaktadır .

 

III. Selim Dönemi

III. Selim döneminde Çatalca'nın önemli bir yer olduğunu görmekte yiz. III. Selim Kabakçı Mustafa İsyanı'yla tahttan indirilmek istendiği zaman tahttan ayrılmadan önce kendisine Rumeli'ndeki Nizam-ı Cedid ordusunu İstanbul' a çağırması teklif edilmiş, bu teklife "Olmaz, sonra Rus orduları Çatalca'ya gelir ." diyerek karşı çıkmıştır . Bu Çatalca'nın o dönemdeki askerî önemini göstermektedir . Yine aynı olaydan sonra Kabakçı Mustafa'nın bu isyan sırasında İnceğiz yakınlarındaki (Kabakça) mağaralarda saklanması dolayısıyla bu köyün ismi Kabakçı Mustafa'dan dolay ı Kabakça şekline dönüşmüştür .

Tanzimat Dönemi 

Uzun bir süre Eyüb kadılığına bağlı bir nâhiye olan Çatalca , Tanzimat sonrası yapılan vilayet düzenlemelerinde Meclis-i İdare-i Liva-yı Zabtiyye'ye bağlanmıştır . (1865). Daha sonra dört ilçenin bağlandığı mutasarrılık olduğunu görmekteyiz. 1895'te bağımsız bir sancak olup merkez nüfusu 5-6 bin, tüm nüfusu 60.000 civarındadır . 1908'de 1900 km kare yüz ölçümlü, 85.000 nüfus üç kazalı birinci sınıf sancaktır . 1893'lerde mutasarrıfı Mustafa Cevad Bey 1907'den sonra mutasarrıfı Said Bey di r . 1893'de merkez kazadan başka iki kaza (B.Çekmece, Silivri) topla m üç kaza dört nahiye, 93 köyden oluşmuştur . 1907'de toplam üç kaza üç nahiye 95 köy 9 çiftliktir . 1911'de mutasarrıf Mahmud Celaleddin Bey toplam üç kaza, dört nahiye, 99 köy 61 çiftlik .

93 (1877-1878) Savaşında Çatalca

İlk defa 1783'de Kırım'ın kaybı üzerine Kırım Tatarlarının bir kısmı Çatalca İzzettin Köyü'ne yerleşmişlerdir .

31 Ocak 1878'de imzalanan mütarekeye göre Rus askerinin Çatalca'ya kadar gelmesi buradaki istihkamların birinci hattını işgal etmesi ve ikinci hattın Osmanlıda kalması kabul edilmişti. Bu demekti ki Ruslar İstanbul kapılarına dayandılır . Rus kuvvetlerinin Çatalca'ya kadar geleceği anlaşılınca, İngiltere hükümeti İstanbul'da çok sayıda göçmenlerin de bulunduğuna işaret ederek donanma gönderdiğini bildirmiştir . İngiltere donanmasının gelmesi rekabeti arttıracağından Osmanlılar karşı çıkınca İngiliz donanması Mudanya önlerine demirlemiş bunun üzerine Ruslar da 12.000 kişilik bir kuvveti Çekmece' ye göndermişlerdir . Rus orduları bu bölgede ilerlerken her yeri yakıp yıkmışlardır . 93 Harbi sonlarında Rus ordularının Yeşilköy'e kadar gelmeleri üzerine Çatalca çok büyük sıkıntılar çekmiş aynı zamanda Rumeli'den kalabalık kâfileler halinde (Osmanlı tarihinin en büyük göç dalgası 1.500.000) Çatalca ve İstanbul'a doğru çok sayıda göçmen gelmiştir . Bu göçmenler Çatalca ve havâlisinde büyük sıkıntılara yol açmıştır . Çatalca halkının büyük bir bölümü bu tarihten başlayarak Balkan Harbi I. Dünya Savaşı , Yunanistan ile yapılan mübadele ve çeşitli tarihlerde Balkanlardan gelen insanlardan oluşmaktadır .

Balkan Savaşlarında Çatalca

Çatalca'nın gördüğü en zor dönem Balkan Savaşlarının olduğu dönemdir . Bulgarlar karşısında bozguna uğrayan Osmanlı ordusu son müstahkem mevkii olan Çatalca'ya, 5 Kasım' da Nazım Paşa komutasında gelmiş, 19 Kasım' da Bulgarlarla burada savaşa tutuşmuştur . Çatalca Savaşı her ne kadar Bulgarların yenilgisiyle sonuçlanmışsa da 3 Aralık 1912'de Çatalca tren istasyonunda ateşkes antlaşması imzalanmış bu antlaşmada da Bulgarlar , murahhaslarının kurnazlığı ile masa başında kazanmışlardır . Âlaiye (Alanya) taburunun baskına uğraması bu dönemdedir .

Bulgarlar bir tabur askerimizi, henüz yoldan yeni gelmiş bu redif (gönüllü) birliğini biraz da kayıtsızlığımızdan yararlanarak âni bir süngü hücumuyla şafak vakti, baskınla şehit etmişlerdir . Hatta bu olayın olduğu sıralarda buraya gelen ordu komutanı Mahmut Muhtar Paşa da yaralanmıştır . Türk kuvvetleri takiben bu birliğin intikamını almışlardır. 1913 Londra antlaşmasının imzalanmasından sonra Balkan devletleri Bulgarlara saldırınca Türk kuvvetleri de Midye (Kıyıköy) -Büyükçekmece sınırını geçmişler . Çatalca bu sırada kurtulmuş, fakat Bulgarlar çekilirken Çatalca'nın Müslüman mahallesini yakmışlar bir tek Kaleiçi Mahallesi yakılmaktan kurtulmuştur . (Hıristiyan Rumlardan dolayı) Bulgarların yenilgisinin bir sebebi de Osmaniye'den gelen redif taburunun getirdiği kolera, tifo vb. hastalığının onlara da bulaşmasıyla büyük kayıplar vermelerindendir .

Bugün Balkan Savaşı'nın en kanlı muharebelerinin geçtiği Çanakça , Dağyenice , Yazlıkköy arasında kalan bu bölgede Âlaiye taburu anısına bir şehitlik bulunmaktadır . Son dönemde hayırsever bazı şahıslar ve Alanyalılar tarafından onarılmıştır . Bugün bu topraklar için kanlarını ve canlarını veren aziz şehitlerimizi rahmetle anmaktayız .

1.DÜNYA SAVAŞI VE İSTİKLAL SAVAŞINDA ÇATALCA

Alaiye şehitliği

Mondros'un imzalanmasından sonra İstanbul ve çevresi İtilâf Devletleri tarafından işgal edildiğinde Doğu Trakya'daki işgal sınırı Çatalca yakınından geçiyordu. İstasyon ve demir yolu Yunanlıların kontrolünde idi. Milli Mücadelede Çatalca'nın önemli bir yeri vardır . Ankara'dan gelen telgraflar da bunu açıkça görmekteyiz: "Çatalcasız bir Trakya ve Milli Mücadele düşünülemez." Çatalca Trakya'da, Milli Mücadele'de mühim rol oynamış Türk direniş kuvvetlerinin üssü olmuştur . 17 Ocak 1913 günü İstanbul Üniversitesi konferans salonunda yapılan Müdafaa-i Milliye Cemiyeti toplantısı sonradan kurulacak Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Heyet-i Osmaniyesi vb. cemiyetlere öncülük etmiştir . Çatalca ve Çatalcalı vatanseverler bu Trakya Paşaeli Cemiyetinin çalışmalarına Lüleburgaz ve Edirne kongrelerine İstanbul'un bütün engellemelerine rağmen katılmışlardır . Yunan kaynaklarına göre Venizelos General Françe De Esperey , konuşmasında Çatalca'ya kadar Trakya'nın işgali kararlaştırılmıştır . 14 Ocak 1919 günü Hadımköyü'nden Kuleli Burgaz'a kadar bütün demiryolunun ve istasyonlarının işgâli bütün Trakya Rumları, bilhassa Çatalca Rumları arasında Yunanistan lehine gösteriler yapılmasına yol açmıştır .Yunan Başbakanı Venizelos konuşmalarında “Edirne ve Çatalca da 600.000 Rum vardır .” diyerek bu işgale kılıf hazırlamıştır . O devirdeki en güvenilir Osmanlı istatistiklerine göre Edirne vilayeti ve Çatalca Sancağı'nda 850.000 Türk'e karşı 286.137 Rum bulunduğunu görmekteyiz. Yazar Tevfik Bıyıklıoğlu'na göre bu, Rumların hepsinin Grek değil , Trak, Hun, Avar , Peçenek ve Koman (Kıpçak ) Türklerinin Hıristiyanlaşanlarından olduğunu gösterir . Bıyıklıoğlu, İskitlerle Trakların akraba olduklarını da savunur .

Mustafa Kemâl Paşa Milli Misak'a , T rakya mebuslarının da gayreti ile Batı Trakya'nın hukuki durumunun halkın hür iradesi ile belirlenmesi esasını madde olarak koydurtmuştur . Bu Mustafa Kemâl'in T rakya Milli Mücadelesine verdiği önemi göstermektedir . Milli Mücadele sırasında buradaki Osmanlı askeri deposu İtilâf Devletleri kontrolünde idi. (Çatalca deposu 449.227 Alman Fişeği, 1000 Mavzer Fişeği) İstanbul ve Çatalca'ya küçük Yunan müfrezelerinin yerleştirilmesi Rum çetelerini Türklere karşı harekete geçirmiştir .

İstanbul'un işgali üzerine I. Kolordu Kumandanı Cafer Tayyar Eğilmez Paşa, Doğu Trakya'nın İstanbul hükümeti ile ilişkisini kesti ve seferberlik ilan etti. Fakat Çatalca mutasarrıfı (Fevzi Toker) Hadımköyü'ndeki Yunan askerini ve İstanbul'un işgalinden şımaran Çatalca Rumlarının ayaklanması ihtimalini ileri sürerek, seferberlik emrini yerine getirmek istemiyordu. Zaten bir süre sonra Çatalca'ya yakın yerler halkı terhis edilmiş, kolordu kumandanı da Tekirdağ ve Çatalca'nın durumlarından (tavrından) memnun değildi. Çatalca mutasarrıfı Fevzi Toker Bey kolordu kumandanı ile İstanbul Hükümetinin arasını bulmaya çalışmış, yazdığı 17 Nisan 1920 tarihli tezkerede telgraf haberleşmesini açma- sını bazı telkinlerle anlattıktan sonra: “Ancak açıldığı takdirde kongrelere katılacak üyelerin faaliyetine izin vereceğim.” demiştir . Bu bir çeşit tehdittir; fakat sonuçsuz kalmıştır .

Edirne kongresinde özellikle Çatalca'dan da temsilci bulunmaması istenmiş; Cafer Tayyar Bey ise; “.......vardır , merkez heyetimiz beş livayı da temsil ediyor demiştir .” Çatalca Livası (Sancağı) Hayreddin (eski mebus), Halil Sadi (Çek - mece eşrafından), Hasan Şevket (Çatalca) katılmışlar ve merkez heyetine seçilmişlerdir .

Yunan işgali sırasında Çatalca'da 186. Piyade Alayının 1. Taburu ve Makinalı Tüfek Bölüğü bulunmaktadır . Kolordu, bazı planlamalarla muharebe vaziyetine geçtiğini gizli emirle bildirmişti r . Bu , Atatürk'ün Anadolu'ya geçişinden sonra verdiği "Doğu Trakya ile ilgili hiçbir münakaşaya girmeyin ve her türlü tecavüze karşı silahla savunun" emridir .

Çatalca Rumlarına karşı Binbaşı Nidai Bey müfrezesi (200 kişilik milli müfreze) Çatalca'ya gönderilmiş ve bu durum Büyük Millet Meclisine Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisliğine, 15 Haziran 1920 tarihli raporla bildirilmiştir .Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisliği bir süre sonra Yarbay Cemil Beyi Bulgaristan dönüşü Çatalca Mıntaka Kumandanlığı'na tayin etmişti r . Yarbay Cemil Bey , Şakir Kesebir ile işbirliği yaparak “Çatalca İslam Cemaati” teşkilatını canlandırmış ve milli teşkilat için zemin hazırlamıştır . Çatalca hudut teşkilatı Şakir Bey tarafından dikkatli ve gizli bir şekilde şekillendirilmiştir . Bu gizli teşkilatın üst düzey üyeleri, Çatalca eski Mebusu Hayreddin, Kurmay Yzb. Şerif , Topçu Binbaşısı Sabri ve Jandarma Yzb. Derviş Bey'lerdi. Doğu Trakya'ya Çatalca'dan gizlice gazete ve risaleler dağıtılarak Yunanlılara karşı mukavemet arttırılmıştır.

1922 sonlarında Çatalca'dan Yunanlılar üzerine akınlar yapılmıştır . Bu akınlarla Mudanya Mütarekesi'ne göre Türk jandarma taburları henüz gelmede n Yunanlıların verebilecekleri zararlar en aza indir genmiştir . Yunanlıların götürmek istediği Türk rehineler de kurtarılmıştır , Murat Bey (Kızanlıklı Murat Tunca) taburu ile Türk köylerinin yağmasını engellemiştir . Lozan barışına kadar Podima ( Y alıköy) - Kalikratya (Mimarsinan) hattı sınırlanmış; fakat Türk idaresi yerleşmişti. 8 Ekim 1923'te son İtilaf devletleri askerleri Çatalca'yı terk etmişler ve bu suretle Çatalca T .B.M.M. Hükümetine ve Türkiye Cumhuriyeti'ne geçmiştir . Ali Seyf i Tülümen'in , Ali Galib Beye gönderdiği 2 8 T eşrin-i Sani 1920 tarihli mektubunun bir bölümünü buraya almakta fayda görüyoruz: " Traky a Türktür ve Trakya Türkleri ancak Türk Bayrağı altında mesut olabilirler ..." demektedir .

CUMHURİYET DÖNEMİNDE ÇATALCA

Milli mücadelenin kazanılması ve cumhuriyetin ilanıyla Çatalca sakin ve huzurlu bir döneme girmiştir . Cumhuriyetin ilk yıllarında Yunanistan ile yapılan nüfus mübadelesi gereğince bu havâlîdeki Rumlar Yunanistan'a göç ederek orada Nea ( Yeni) Çatalca'yı kurmuşlar , Yunanistan'dan ise çok sayıda Türk Çatalca ve havalisine gelerek merkeze ve Rumların terk ettiği köylere yerleştirilmişlerdir . Hatta Yunanistan Türklerinin gemi ile Mimarsinan limanına bu gelişinde bizzat Mustafa Kemal'in de karşılamada bulunduğu ifade edilir . Yunanistan'ı n Trakya'da fazla Rum bırakmak istemesi üzerine T.B.M.M. Hükümet i Çatalca'yı 1924'te geçici olarak il yapmış 26 Haziran 1926 tarihli yasa ile tekrar ilçe haline getirilerek İstanbul'a bağlanmıştır . Çatalca'nın il yapılmasıyla Yunanistan'ın İstanbul ve çevresinde fazla Rum bırakmak şeklindeki oyunu bozulmuştur . Çatalca cumhuriyet döneminde gelişimini ve büyümesini sürdürmektedir .

Ç ATALCA'NIN STRATEJİK ve ASKERİ ÖNEMİ

Kuruluşundan beri İstanbul'a yakın önemli bir yer olması sebebi ile Çatalca tarihte askeri istilâ, harekât ve birçok savaşlara sahne olmuştur . Çatalca'nın özellikle üç olayda askeri bakımdan önemi görülmektedir . Bunlar sırasıyla: Bizans, Osmanlı v e Türkiye Cumhuriyeti dönemlerindedir .

Anastasius Suru:

Bizans döneminde İstanbul'a yürüyen Hunları durdurmak için İmparator Anastasius'un 507-511'de inşa ettiği surların bir bölümü halen ayaktadır . Çin Seddi'nden sonra Hunları durdurmaya yönelik bu manada yapılmış dünyanın II. büyük surudur . Bu dönemden başlayarak Çatalca'nın İstanbul için doğal bir savunma hattı oluşturduğunu görmekteyiz .

Balkan Savaşlarında:

Balkan savaşlarında Bulgarların ancak son müstahkem mevki olarak adlandırılan Çatalca önlerinde durdurulabildiğini ve sonrasında da buradan atıldıklarını görmekteyiz.