
İsminin kökeni
Bilecik ilinin adını nereden aldığı kesin olarak tespit edilememiştir. Hititler, Bilecik için "Şirin Köy" manasına gelen Belekoma demişlerdir. Zamanla bu isim Bilecik olarak söylenmiştir.Tarih Öncesinde Bilecik
Bilecik’te ilk yerleşim MÖ 3000’den öncelere rastlamaktadır. Anadolu’da Tunç Çağına geçiş sürecinde önemli bir yeri olan Bilecik’ten MÖ 3000’lerde tunç yapımı için kalay çıkarıldığı bilinmektedir.
İlin bilinen en eski isimleri Agrilion ve Agrillum’dur.
Daha sonraki dönemlerde Bilecik Bizans İmparatorluğu sınırları içine giren bir yerleşim yeri olmuştur. Doğu Roma (Bizans) döneminde şehir Belekoma ismiyle anılıyordu. Bilecik o zaman, şimdiki Bilecik’in doğusunda, Hamsu ve Tabakhane derelerinin oluşturduğu vadiler arasındaki bir kaya çıkıntısı üzerine inşa edilen kale çevresinde kurulmuştu.
Antik Çağda Bilecik
Antik Çağ’ da Bilecik’le ilgili özel bilgi bulunmamaktadır. Bu nedenle kentin bu çağdaki hayatı, tarih kaynaklarında Bilecik’i de içine alan Bitinya (Bithynia) bölgesinin genel tarihi içinde gösterilmektedir.
Bitinya bölgesinin bilinen tarihi MÖ 1950’lerde burada yaşayan Trakya kavimlerinden Thynler’le başlar.
Bölge Thynler’den sonra kronolojik sıra ile :
MÖ 1550-1400 Mısırlılar, 1400-1200 Hititler, 1200-676 Frigler, 676-595
Kimmerler, 595-546 Lidyalılar, 546-334 Persler, 334-326 Makedonyalılar,
326-297 Özgürlük dönemi, 297-74 Bitinya Krallığı, 74-395 Roma İmparatorluğu,
395-1299 Bizans (673-678 ve 714-718 döneminde bölge Emevi ve Abbasi
hakimiyeti) dönemlerini yaşamıştır.
Bizans Döneminde Bilecik
Roma İmparatorluğu MS 395 yılında ikiye ayrılınca, Bitinya Bölgesi ve Bilecik Doğu Roma (Bizans) imparatorluğu sınırları içinde kaldı. Bizans döneminde Belekoma Kalesi Bilecik’te inşa edilmiştir. Bizans döneminde Bilecik bir Tekfurluk idi. Abbasi Halifesi Harun Reşid döneminde (797 yılında), Bitinya bölgesinin diğer şehirleri gibi Bilecik ve Söğüt civarı da fethedilerek Abbasi idaresine sokulmuştur. Çevresi kale ile korunan Belekoma kenti tarih içinde Bizanslılar-Emeviler ve Bizanslılar-Abbasiler arasında birkaç kez el değiştirmiştir.
Selçuklular Döneminde Bilecik
Selçukluların bir boyu olan Kayıların bir bölümü (400 çadırlık bir oba)
Ertuğrul Bey yönetiminde batıya doğru yer değiştirerek Söğüt ilçesi ve
çevresine gelmişlerdir.
Osmanlı vaka-i namelerinde Kayıların Söğüt ve çevresine yerleşme tarihi
olarak 1230’lu yıllar gösterilmektedir. 1231 yılında İznik İmparatoru
Selçuklu sınırına tecavüz edince Selçuklu Sultanı I. Aleaddin Keykubat
Bizanslılara karşı bir sefer düzenlemiş, Ertuğrul Bey de bu sefere bir
akıncı olarak katılmıştı. Selçuklu ve Bizans orduları arasında Sultanönü
mevkiinde meydana gelen savaşın sonucunda Bizans ordusu yenilmiş, Karacadağ
ve Söğüt dolayları Büyük Selçuklu Devleti’nin eline geçmişti. I. Aleaddin
Keykubat Belekoma (Bilecik) Tekfurunu vergiye bağladı. Savaşta büyük
yararlıklar gösteren Ertuğrul Bey’e Söğüt’ü mülk, Domaniç’i de yaylak olarak
verdi.
Yine Osmanlı kaynaklarına göre Ertuğrul Bey 1281 yılında ölmüştür. Türbesi Söğüt ilçemizde bulunmakta ve her yıl Söğüt’te düzenlenen Ertuğrul Gazi Şenlikleri ile anılmaktadır.
Ertuğrul Bey, Kayı Türklerinin değerli önderidir. Kayı boyu ise Osmanlı Devletinin nüvesi, kurucusudur. Böylece Söğüt ve dolaylarında kök salan 400 çadırlık uçbeyliğinden bir Devlet doğmuştur.
Osmanlılar Döneminde Bilecik
Ertuğrul Gazi’nin ölümünden sonra Kayıların başına Osman Bey geçti. Osman
Bey ve silah arkadaşları Bizans’a karşı savaşıyor ve bu savaşlarda sürekli
başarı kazanıyorlardı. Kayıların bu başarılarında Şeyh Edebali’nin büyük
rolü olmuştu.
Şeyh Edebali Ahi idi. Ahilik; tarım dahil bütün zanaat dallarında halkı,
çalışanları teşvik eden, herkesi kardeş bilen, çalışanlara her türlü yardım
elini uzatan örnek bir örgüt anlayışı idi ve Fakih Şeyh Edebali Kayı
Ahilerinin önderi idi. Şeyh Edebali o sıralar Eskişehir ili sınırları
içindeki İtburnu Köyünde oturuyordu. Daha sonra medresesini Söğüt ve son
olarak da Bilecik’e taşımıştır.
Osman Bey 1286 yılında İnegöl yakınındaki Hisarcık kalesini Bizanslılardan zaptetti. 1287 yılında İnegöl Tekfuru’nu Domaniç yakınındaki İkizce’de (Erice) yenilgiye uğrattı.
Osman Bey ve silah arkadaşlarının Bizans Tekfurları ile olan savaşlarını izleyen Selçuklu Sultanı III. Alaeddin Keykubat büyük bir ordu ile Karacahisar önlerine geldi. Osman Bey’in kuvvetleriyle birleşerek Bizans elindeki bu kaleyi kuşattı. Kuşatma sürerken Selçuklu Sultanı geri döndü. Osman Bey’e bir sancak, tuğ alem ve gümüş takımlı bir at göndererek Söğüt ve Eskişehir’i de içine alan bu sancağı Osman Bey’e verdi. Karacahisar’daki Rum kilisesini camiye çeviren Osman Bey ilk kez kendi adına hutbe okuttu(1289). Bu olaylar Osmanlı Devleti’nin kuruluşunun ilk işaretleri olarak nitelendirilmektedir.
O sıralarda Bilecik henüz Türkler tarafından fethedilmemişti.
Bizanslılara ait bir kentti. Bilecik (Belekoma) ve Yarhisar tekfurları
vergiye bağlanmıştı. Osman Bey 1299 yılı yaz başında Belekoma kalesini ve
peşinden Yarhisar kalesini fethetti.
Bilecik, Yıldırım Bayezid dönemine kadar Osmanlı yönetiminde kalmış, ancak,
1402 yılında Ankara meydan savaşında Bayezid’in Timur’a yenilmesi sonucunda
2 ay kadar Timur’un hakimiyetine geçmiş ve Çelebi Sultan Mehmet tarafından
geri alınmıştır.
Bu tarihten sonra, Osmanlı yönetimi sırasında Bilecik giderek gelişmiş, ancak, şehrin kurulu bulunduğu alanın iskân için uygun olmaması daha hızlı gelişmesini engellemiştir. Bununla birlikte Bilecik Bursa ve İznik’ten Eskişehir’e ve Anadolu içlerine giden yol üzerinde önemli bir konaklama ve dinlenme yeri olarak önemini korumuştur.
Bilecik Trakya ve Marmara bölgelerini İç, Güney ve Güneydoğu Anadolu bölgeleriyle Ön Asya’ya bağlayan İstanbul-Bağdat demiryolu kenarında kurulmuştur. Roma ve Bizanslılar zamanında kent merkezinin küçük bir yer olduğu sanılmaktadır. Türklerin eline geçtikten sonra önem kazanmıştır. Osman Gazi’nin fethettiği ilk önemli kale olması ve Şeyh Edebali Türbesi’nin burada bulunması, şehre olan ilgiyi artırmıştır.
Önceleri kale çevresinde yerleşik kent daha sonra Şeyh Edebali Türbesi, Orhan Gazi camii ve yakınındaki medreseye doğru büyümeye başlamıştır. Şehir Türk hakimiyetine geçtikten sonra, önceleri Türkler ve Rumlar ayrı mahallelerde oturmuşlardır. Örneğin, Türkler daha çok Osman Gazi, Orhan Gazi ve Aşağı Camiler çevresine yerleşmiş, Rumlar ise bugünkü Bilecik merkezinin bulunduğu bölgede yoğunlaşmışlardı. Zamanla toplumlar arası sosyal ve ekonomik ilişkiler kurulmuş, iki toplumun ayrı mahallelerde oturması eğilimi ortadan kalkmış, devlet yapıları Yukarı Mahalleye yapılmaya başlanmış ve kent bugünkü yerleşim yerine doğru gelişmiştir
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE ESERLER
Şeyh Edebali Türbesi
Osmanlı Devletinin ''Manevi Kurucusu'' sayılan Şeyh Edebalı, Horosan'ın Merv
şehrinde doğup ''Manevi Fatihler'' halkasına katılarak Anadolu'ya göç etmiş ve
Eskişehir, Söğüt, Bilecik bölgesini kendisine vatan edinmiştir.Osman Gazi'nin
yaptığı fetih hareketleri ile büyüyen Beyliğin Bilecik Kadılığına getirildikten
sonra da Bilecik'e yerleşmiş ve Bilecik'te ebediyete intikal etmiştir.Türbesi,
Orhan Gazi tarafından, Eski Bilecik şehrinin kurulduğu vadinin sırtında küçük
bir tepe üstüne yaptırılmıştır. Konumu itibari ile bu türbe, eski Bilecik ilini
tepeden görür vaziyette idi.Türbenin eskiden kubbeli olduğu biliniyor. Fakat
Yunan işgali sırasında bütün Bilecik ili gibi türbeye de zarar verilmiş ve bu
kubbe tahrip edilmiştir. Bunun üzerine türbe kiremit çatı ile örtülmüştür. Bir
salon ve iki ayrı odadan ibaret olan türbede, büyük oda mihraplı bir mescit,
diğer yandaki oda ise sohbethane ve misafirhane olarak kullanılmaktaydı.Şeyh
Edebalı ve yakınlarının bulunduğu kısımda, tavanı kubbeli bölüm dikdörtgen
biçiminde olup burada yedi büyük, dört küçük sanduka bulunmaktadır. Burada
medfun bulunanların Şeyh'in ailesi olduğu sanılmaktadır.Türbenin bahçesinde
ayrıca mezarlar bulunmaktadır. Burada Şeyh Edebali Hazretlerinin yakınlarının ve
talebelerinin defnedildiğini söylemek yanlış olmaz.Edabali Türbesi içinde, Şeyh
Edebali'nin kızının ve eşinin gömülü olduğu küçük bir yapı daha bulunmaktadır.
Bilindiği gibi Şeyhin kızı Bâlâ Hatun Osman Gazi'nin eşidir.Türbe, 90'lı
yılların sonunda Bilecik Valiliği tarafından tadilattan geçirilmiş ve Türbenin
çevre düzenlemesi yaptırılmıştır. Türbeye bağlanan yollar da yine aynı dönem
içinde bakımdan geçirilmiş ve genişletilmiştir.Şeyh Edebali, halen Bilecik ve
çevresinde en çok saygı gösterilen Manevi Liderlerin başında gelmektedir.
Halkımız Düğün, bayram ve askere uğurlama gibi milli ve manevi değeri yüksek
olan günlerde Şeyh'in Türbesini ziyaret etmekte ve Onun manevi eteğine
sarılmaktadır.
Çelebi Mehmet Camii
Çarşı Camii olarak da bilinen cami, 1414-1420 yılları arasında Sultan I.Mehmet
Çelebi tarafından yaptırılmıştır. Cami, Osmanlı Mimarlık Sanatının kubbeli
yapılar türündeki ilk örneklerinden biri kabul edilmektedir.Dikdörtgen planı,
bir büyük ana kubbe ve on bir küçük kubbesi, bir minaresi kuzey,doğu ve batı
taraflarından üç giriş kapısı olan büyükçe bir camidir.Caminin bir külliye
olarak yapıldığı düşünülmektedir. Etrafında, imarethanesi, hamamı ve diğer
müştemilatının bulunduğu sanılmaktadır. Söğüt Belediyesi tarafından yapılan yol
çalışmaları sırasında Caminin etrafında buna benzer temel kalıntılarının
bulunduğu da rivayet edilmektedir. Geçmişte büyük bir vakfiyesinin bulunduğu da
bilinmektedir. Yalnız günümüze kalmış veya gün ışığına çıkarılmış bir belge
bulunmamaktadır.Caminin İç mekanının aydınlanması için kubbe üzerine fener
konulmuştur. Ana kubbe dört taş sütun üzerine oturtulmuştur. Ana kubbe etrafında
da diğer küçük kubbeler bulunmaktadır. Cami içi süslemeleri Hemşehrimiz Sultan
Abdülhamid Han tarafından yaptırılan onarım çalışmaları esnasında yapıldığı
bilinmektedir.Camide bulunan Sakalı Şerif her yıl Kadir Gecesi'nde ziyarete
açılır ve bütün Söğüt halkı tarafından huşu içinde ziyaret edilir.Cami halen,
Söğüt'ün en büyük camilerindendir.Şu anda çay bahçesi olarak işletilen Caminin
avlusunda bulunan büyük çınar ağaçları asırlara meydan okuyan heybetleriyle
geçmişten günümüze bir köprü kurmaktadır.
Darùl Eyham
Sultan Reşat zamanında, devrin kaymakamı Sait Bey tarafından Hamidiye İdadisine
ek olarak imece yoluyla yaptırılmış, duvarları taştan iki katlı bir binadır.
Bina son dönem Osmanlı Mimarisinin bütün özelliklerini yansıtmaktadır.Giriş
kapısı üzerinde bulunan yirmi iki parça çiniden , on bir parçası düşerek
kırılmış, kalan onbir parçası ise Söğüt Etnoğrafya Müzesi'inde koruma altına
alınmıştır.Cumhuriyet Döneminde Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde okul olarak da
kullanılan bina Osmanlı Devletinin Söğüt'teki en büyük miraslarından
birisidir.Şehit çocuklarının yararlandığı bu binaya halk arasında ''Şüheda
Mektebi'' veya ''Şehitler Mektebi'' de denmektedir.
İsa Sofi Türbesi
İlçeye bağlı Borcak Köyü'nde bulunan türbe, kare planlı, üzeri kubbeli, moloz
taş ve tuğladan inşa edilmiştir. Osmanlı Devleti'nin ilk dönemlerinde yaşamış
olan İsa Sofi bilgin, gönül dostu, ermiş ulu bir insan olarak bilinir.Bölgede
bundan başka Sır Hoca, Kara Tekin, Kamuran Tekke,Taşça Dede, Kumral Dede,
Süleyman Bey, isimleri ile anılan türbe ve yatırlar da mevcuttur. Ancak bunlar
hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır
Kaymakam Çeşmesi
Söğüt İlçesinde, 1919 yılında Kaymakam Sait Bey tarafından yaptırılmış Neo-Klasik
üsluptaki çeşme, Osmanlı Mimarlık Sanatının son örneklerindendir. Çeşmenin üç
kenarının ortalarında dilimli vazo biçiminde yalakları, iki yanında kabartma
yaldız, motifleri bulunmaktadır.Yüzeyler sivri kemerler niş durumunda olup,
nişin içi ve üstü renkli çinilerle kaplıdır.Çeşme dört cepheli olup, mermerden
yapılmıştır. Dört tarafındaki Kütahya çinileri ve süslemeleri ile küçük ve zarif
bir eserdir.
Metristepe Zafer Anıtı
İlçemiz Söğüt ve çevresi Kurtuluş Savaşının tam ortasında kalmış ve Millî
Kurtuluş hareketinin her aşamasında katkısını göstermiştir. Düşmana vurulan en
önemli darbelerden biri olan İnönü Savaşı Bilecik ve Eskişehir hattı üzerinde
Söğüt ve Bozüyük topraklarını da içine alan bir hat üzerinde yapılmış ve Düşmana
öldürücü darbe Metristepe Mevkiinde indirilmiştir.Burada aldığı darbeler
neticesinde mevzi düşman kuvvetleri mevzi kaybetmiş ve Milli Kurtuluşumuz için
gerekli olan asker ve erzak tedariki için bize de zaman kazandırmıştır.
Tarihçilere göre Metristepe mevkiinde kazanılan zafer Osmanlı İmparatorluğu'nun
gerileme döneminde başlayan toprak kaybının ve Türk'ün fethettiği bölgelerden
geri çekilmek zorunda bırakılmasının sonu olmuş ve Anadolu'nun öz vatanımız
olduğu da bir kere daha kanıtlanmıştır.Kurtuluş Savaşımızın Lideri ve
Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk de bu mevkide kazanılan zafer sonrası Türk
ordusuna çektiği telgraf ile bu başarının önemini vurgulamıştır. ''Siz orda
sadece düşmanı değil, milletin makus talihini de yendiniz'' Metristepe'de bu
güne nişane olarak bir anıt inşa edilmiş ve her yıl Nisan ayının 1. günü burada
anma törenleri düzenlenir olmuştur.Betonarme olarak 24 metre yüksekliğinde
yapılan anıt üzerinde rölyefler, savaşa katılan birlikler ve komutanlarıyla
ilgili bilgiler bulunur. Metristepe'nin tarihsel önemi dikkate alınarak
Valilikçe 2001 yılında anıt ve çevresinde yeniden restorasyon çalışmaları
yapılmıştır. Anıtın yan tarafında, savaşlarda görev alan üst düzey komutanların
fotoğraflarının yer aldığı 2 adet dikdörtgen anıt ile dört bir tarafına ve
anıttan ayrı İnönü Savaşları ve tarihi telgrafları içeren dört adet rölyef,
anıtın ön tarafına da iki ayrı kaide üzerinde heykeller yapılmış, çevresinde
siperler kazılmıştır.
Söğüt Ertuğrulgazi Müzesi
Söğüt İlçe Merkezinde Eski Türk evi mimarisiyle restore edilerek 2001 yılında
hizmete açılan Müze'de Söğüt ve civarı ile yakın çevrede yaşayan yörüklere ait
etnografik eserler ve eşyalar sergilenmektedir. Müze'de sancak, eski giyim ve
kuşamlar, el dokuması kilim ve halılar, silahlar, ölçü ve tartı aletleri, peşkir
ve para keseleri; Arkeolojik eserler (Roma, Bizans, Osmanlı dönemlerine ait
sikkeler, Roma dönemine ait toprak kaplar) mevcuttur.
Dursun Fakıh Türbesi
Osmanlı Devletinin ilk kadısı olan Dursun Fakıh, Şeyh Edebali Hazretlerinin
talebesi ve damadıdır. Şeyh Hazretlerinden aldığı dersler ile eğitim gören
Dursun Fakih Osman Gazi ile birlikte pek çok gazâya katılmış ve Türk Askerinin
manevi önderliğini yapmıştır. Katıldığı bu seferlerde askerlerin imamlığını ve
vaizliğini yapmıştır. Tarihimizde sıkça görülen ''Alperen''lerdendir. Yapılan
fetihlerle beyliğin genişlemesi sonucu, bir devlet teşkilatı kurmak gerekmiş ve
Dursun Fakıh da Şeyh Edebalinin tavsiyesi üzerine Devletin ilk kadısı
olmuştur.Doğum ve Ölüm tarihleri bilinmeyen Dursun Fakıh'ın Söğüt-Bilecik
karayolunun yakınında Küre Beldesinin girişinde huniyi andıran bir tepe
üzerindedir.Tek odalı kubbeli olarak yapılan türbe yakın zamanda Küre Belediye
tarafından yeniden inşa edilmiş ve Türbe çevresi de düzenlenerek ziyarete
açılmıştır. Bilecik ve yöresine gelen ziyaretçilerin, Şeyh Edebali ve Ertuğrul
Gazi türbelerinden sonra ziyaret ettikleri üçüncü adrestir.Ertuğrul Gazi
ihtifalinin yapıldığı Eylül Ayının ikinci haftasonu her yıl, Küre Belediyesi
tarafından Dursun Fakıh'ın ruhuna hatim yapılmakta ve misafirlere türbe
mahalinde şifalı pilav ikram
edilmektedir.
Ertuğrul Gazi Türbesi
400 çadırlık bir obanın beyi Ertuğrul Gazi, bir akarsu gibi kıvrıla kıvrıla,
bazen hızla akarak, bazen durgunlaşarak Anadolu'yu baştan başa geçmiş ve Anadolu
Selçuklu Devletinin hizmetine girerek sınır boylarında yapılan fetihlere bizzat
katılmış ve gösterdiği başarılar ve kahramanlıklar neticesinde kendisine
yerleşmek için Söğüt ve yazlık olarak da Domaniç verilmiştir.Yarım asra yakın
süren beyliği sırasında, yaptığı savaşlar ve fethettiği topraklar ile Selçuklu
beylerinin güvenini ve takdirini kazanmış, yerli halka gösterdiği ilgi ve dürüst
yönetim ile de hak ettiği saygınlığa ulaşmıştır. 1281 yılında 93 yaşında iken
vefat ettiği rivayet edilmektedir.Vefatından sonra Oğlu Osman Bey tarafından şu
anda medfun olduğu bölgeye defnedilmiştir. Kaynaklara göre Türbesi Sultan I.
Mehmet zamanında onun tarafından yaptırılmıştır. Türbenin yapılış tarihi kesin
olarak bilinmemektedir. Yalnız Çelebi Mehmet Camii ile aynı zamanda yapılmış
olma ihtimali yüksektir.Çevresi geniş duvarlarla çevrili, ağaçlandırılmış bir
bahçe içerisinde yer alan türbe altıgen bir plan üzerinde kubbeli ve tek odalı
olarak yapılmış, daha sonra türbeye bir de antre ilave edilmiştir. Duvarları bir
sıra taş, üç sıra tuğla ile örülmüştür. Kubbesi kurşunla kaplanmıştır.Zamanla
yıpranan türbe Sultan III. Mustafa tarafından 1757 yılında yeniden yapılırcasına
büyük bir onarımdan geçirilmiş ve bundan bir asır sonra 1886 yılında Hemşehrimiz
Sultan II. Abdülhamit Han tarafından yeniden onarılmıştır. Hemşehrimizin
onarımından sonra Türbeye bir de kitabe yazılmış ve türbe girişine de iki tane
çeşme yapılmıştır. Hemşehrimiz türbeye çok değerli hediyeler ve el yazması
Kur'an'lar hediye etmiş, lakin Yunan işgali sırasında tüm bu değerli hediyeler
talan edilmiştir.Ölümü üzerinden 600 yıla yakın zaman geçmiş olmasına rağmen
düşmanın O'na duyduğu nefret hiç azalmamıştır. Bunun ispatı olarak Yunan işgali
sırasında türbe de talan edilmiştir. Yunan askerlerinin, naşını bulmak için
sandukanın altını kazdıkları lakin Büyüklerin naşına ulaşılamaması için bir
tedbir olarak sandukanın tam altına gömülmemeleri sebebiyle Ertuğrul Gazi'nin
naşını bulamadıkları bilinmektedir. Yunan askerlerinin sandukasını tekmeleyerek
''Kalk da kurtar halkını'' diye hakaretlerde bulundukları hem halk arasında
bilinmekte hem de resmi kaynaklar tarafından doğrulanmaktadır. Pencere
kepenklerine sıkılan Yunan kurşunları bir ibret vesikası olarak hala Türbe
camlarında görülebilir.Türbenin bahçesinde; Ertuğrulgazi'nin aile efradı ile
birlikte kendisinin ve Oğlu Osman Gazi'nin yakın silah arkadaşlarının kabirleri
bulunmaktadır. Aile yakındalarından eşi Halime Hatun, kardeşi Dündar Bey, oğlu
Savcı Bey, ile silah ve sır arkadaşları olan Akçakoca, Konur Alp, Aykut Alp,
Turgut Alp, Samsa Çavuş, Karamürsel, Abdurrahman Gazi ve Emin Ali Ertuğrul Gazi
Türbesinin haziresinde medfundur. Silah arkadaşı olarak isimleri sayılan bu
gaziler, Osmanlı devletinin ilk akıncıları olarak kabul edilebilir. Gebze
sınırlarından Bursa boylarına kadar yer alan arazilerin fetihlerinde hep bu
gazilerin isimlerine rastlamak mümkündür. Türbede ayrıca Osman Gazi'nin geçici
kabri de bulunmaktadır. Bursa Orhan Bey tarafından fethedildikten sonra, Osman
Gazi'nin nâşı da ebedi istirahatgâhı olan türbesine nakledilmiştir.
Ertuğrul Gazi Mescidi ( Kuyulu Mescit)
Ertuğrul Gazi aşiretiyle birlikte Söğüt'e geldiğinde Aktopraklı mevkiine
yerleşmiştir. Bu yerleşim yerinin Söğüt Çayı kenarında inşa edilen mescit, küçük
mütevazi bahçe içerisinde bir ibadet hanedir.İnşa tarihi kesin olarak
bilinmemekle birlikte beyliğin ilk ibadetgâhı olduğu rivayet edilmektedir. Şu
anda mescit olarak kullanılan binanın cami olarak inşa edilmiş olması o günün
koşulları için daha gerçekçidir.Kare planında tek kubbeli ve minaresi bulunan
mescidin kuzeyinde son cemaat yeri mevcuttur.Bahçesinde günümüzde üstü
kapatılmış olan birde su kuyusu bulunmaktadır. Kuyulu Mescit adı da buradan
gelmektedir.Mescit mekan ve plan olarak asıl hüviyetini korumakla birlikte zaman
içerisinde büyük bir değişikliğe uğramış ve birkaç kere temel üzerinden yeniden
inşa edilmiştir.
Hamidiye İdadisi
1903 yılında Hemşehrimiz II. Abdülhamit Han tarafından yaptırılmıştır. Son dönem
Osmanlı Mimarisinin izlerini taşır.İki katlı, taştan bir binadır. Pencere ve
kapı sütunları kırmızı kesme taştan yapılmıştır. Bina zarif görünüşlü ve
mimarisiyle de son derece görkemli ve ilgi çekicidir.Bina tamamlandığında,
İstanbul'da yaptırılan Osmanlı Arması, dokuz manda arabası ile taşınarak Söğüt'e
getirilmiş ve kapısının üzerine asılmıştır.
Hamidiye Camii
Hemşehrimiz Sultan Abdülhamid Han'ın mirası ve hediyesi olan Hamidiye Camii,
Osmanlının son dönemindeki neo-klasik mimarı tarzdaki yapılara güzel bir
örnektir. 1903-1905 yılları arasında yaptırıldığı bilinmektedir.Kare planlı
olup, duvarları kırmızı kesme taştandır. Yapının üstü kurşun kaplı tek bir
kubbeyle örtülüdür. Minarelerinin mimari yapısı da dikkat çekici niteliktedir.
İki minareye sahip olması sebebiyle halk arasında ''Çifte Minareli Cami'' olarak
da bilinir.Pencere aralarında panolar yapılmak suretiyle çiniler
yerleştirilmiştir. Cami içi süslemeleri gayet zarif ve dikkat çekicidir.Cami
Hamidiye İdadisi olarak bilinen bina ile birlikte karşı karşıya inşa edilmiştir.
Kumral Abdal Türbesi
Osmanlı Devletinin kuruluş döneminde önemli bir yere sahip dervişlerden biri
olan Kum-ral Abdal, Ertuğrul Gazi'nin sancaktarı, Edebalı'nın mürididir. Osman
Gazi'nin rüyasında göğsünden çıkan ulu çınar ağacının Şeyh Edebalı tarafından
''Kurulacak büyük bir devletin'' müjdesi olarak yorumlanmasının ilk tanığıdır.
Türbesi Bozüyük'te 2 km. uzaklıkta, Kovalıca yolu üzerindedir.
Mihal Gazi Türbesi
Bizansın Harmankaya Tekfurudur. Osman Bey'e yönelik bir suikasti haber verdiği
için tarihimizde özel bir yeri vardır. Gördüğü rüya üzerine Müslüman olmuş ve
aldığı Abdullah adıyla Osmanlı Ordularında akıncılık yapmıştır. Türbesi İnhisar
İlçesi Harmanköy'dedir.
Malhunhatun Türbesi
Şeyh Edebalı Türbesinin bitişiğinde, külliyenin en doğrusunda, yine bir kaya
üzerinde yer almaktadır. Şeyh Edebalı'nın kızı Osman Gazinin eşidir. Dört
köşeli, kubbeli küçük bir yapıdır. Kubbe eteğinde iki pencere vardır. Osmanlı
türbe mimarisi özelliklerini gösteren yapının öbür türbeyle yüksekliği birkaç
basamakla giderilmiştir.
Orhangazi Camii
Orhan Gazi tarafından yaptırılan cami, Edebalı Türbesine 50 m. Uzaklıktadır. En
ilginç yanı, minareler camiye bitişik olurken, burada ise asıl minaresi ana
binadan 30 m. Uzakta bir kayanın üzerine inşa edilmiştir.
II. Abdülhamid zamanında önemli bir onarım görmüştür. Orhan Gazi Camii Osmanlı
Devri Türk mimari sanatının Dini mimari alanında ilk kubbeli yapı denemesinin
örneğidir. Kubbe üzeri restorasyon sırasında kurşunla kaplandığı için Kurşunlu
Camii adıyla bilinir.
Osmangazi Camii
Eski Bilecik'in kuzeybatısında küçük bir vadinin ortasında, yapay bir platform
üzerindedir. Vakfiyesinden anlaşıldığına göre, Orhan Gazi, Camiyi babası Osman
Gazi için yaptırmıştır. Kurtuluş savaşı sırasında Yunanlıların yıkımına uğramış,
günümüzde kuzey duvarları ve minaresiyle ayakta kalmıştır. Duvarlar moloz
taştandır. Minarenin kare tabanı kesme taştan silindirik gövdesi tuğladan,
tarihi değeri büyük bir yapıdır.
Ertuğrulgazi Mescidi
Söğüt İlçesinin güney batısında Söğüt Çayı kenarında bulunan mescit, Ertuğrul
Gazi'nin aşiretiyle geldiğinde ilk çadır kurduğu yer olarak rivayet edilir.
İçinde kuyu bulunan ve ''Kuyulu Mescit'' olarak da adlandırılan yapı, 1276
tarihinden önce Ertuğrul Gazi tarafından yapılmış, II. Abdülhamit tarafından
1902 yılında aynı temeller üzerine inşa edilmiş ve daha sonraları onarım
görmüştür.
Köprülü Mehmet Paşa Camii
1665 yılında Köprülü Mehmet Paşa tarafından yaptırılan cami, Bilecik-Sakarya
Karayolu üzerinde Vezirhan beldesinde, Köprülü Mehmet Paşa Kervansarayı
yakınındadır. Dikdörtgen planlı, duvarları kesme taştandır.
Hamidiye Camii
Söğüt İlçesinde son Osmanlı döneminin neo-klasik mimarı tarzdaki yapılardan
güzel bir örnektir .1903-1905 yıllarında II. Abdülhamit tarafından
yaptırılmıştır. Kare planlı olup, duvarları kırmızı kesme taştandır. Yapının
üstü kurşun kaplı tek bir kubbeyle örtülüdür.
İki minareli olduğu için halk arasında ''Çifte Minareli Camii'' olarak da
tanınır.
Rüstem Paşa Camii
Osmaneli İlçe merkezinde klasik üsluptaki yapı, Ulu Cami adıyla da tanınır. Cami
Kareye yakın dikdörtgen planlı olup, kesme taştan yapılmıştır.
Kasım Paşa Camii ve Külliyesi
Bozüyük İlçe merkezindeki cami, klasik Osmanlı Camilerinin tipik
örneklerindendir. 1525-1528 tarihlerinde Kanuni Sultan Süleyman'ın
komutanlarından Kasım Paşa tarafından Mimar Sinan'a yaptırılmıştır.
Duvarları kesme taştandır. Tek kasnaklara oturan üç kubbeli son cemaat yeri
bulunmaktadır. Giriş kapısı ve mihrabın yanındaki pencerelerin ahşap kanatları
ağaç işçiliği ve fildişi kakmaları ile ilgi çekicidir. Minberi ak mermerden
çeşitli renkte çinilerle kaplıdır.
Hama'dan gelmiş, 1,75 m. yüksekliğinde dört sütunun üstüne kare bir mermer levha
konarak kürsü durumuna getirilmiştir.
Çelebi Mehmet Camii
Söğüt İlçe Merkezinde 1414-1420 yılları arasında Sultan I.Mehmet Çelebi
tarafından yaptırılmış olup, Osmanlı Mimarlık Sanatının kubbeli yapılar
türündeki ilk örneklerindendir. Dikdörtgen görünümlü olan ve 12 kubbesi bulunan
Cami, II. Abdülhamit tarafından onarılmıştır.
Karamustafa Paşa Camii
Pazaryeri İlçemizde, Osmanlı Sadrazamlarından Merzifonlu Mustafa Paşa'nın İran
Seferine gidişi sırasında geçerken yaptırdığı camidir. Yanında bir de medresesi
bulunan ancak, Kurtuluş Savaşı yıllarında Yunan işgali sırasında tahrip edilen
caminin minaresi günümüze kadar gelmiş, caminin yerine yenisi yaptırılmıştır.
Türk Büyükleri Platformu
Tarihte devlet kuran Metehan'dan Atatürk'e kadar Türk Büyüklerinin büstlerinin
ve bayraklarının yer aldığı platform Söğüt İlçesindedir.
Mihalbey Hanı (Taşhan)
Gölpazarı İlçe merkezindeki han ilk dönem Osmanlı Mimarisinin yapısal
örneklerini taşır.
Kemerli giriş kapısının üzerindeki kitabeden, han'ın 1318 yılında Mihalbey
tarafından yapıldığı anlaşılmaktadır. Dikdörtgen planlı iri taşlarla yapılmış
han'ın duvarları ve üzeri tuğla malzemeyle tonoz örtülüdür.
Köprülü Mehmet Paşa Kervansarayı
Bilecik-Adapazarı karayolu üzerinde Vezirhan Beldesindedir.. 17.yüzyıl
başlarında sadrazam Köprülü Mehmet Paşa yaptırmıştır. 1665 yılında yapıldığı
sanılmaktadır. Tipik bir han olmakla beraber, bir kervansaray örneğidir.
Uzunca dikdörtgen planında olan kervansaray üç bölümden oluşmaktadır. Arabaların
çekildiği orta bölüm, kervansarayın ana yapısı olan yan bölümlerden daha
küçüktür. Kervansarayda konaklayanların oturmaları için yapılmış olanlardan
bugün hiçbir iz kalmamıştır. 1915'te sağlam olduğu bilinen çatı bu tarihte
çökmüş, günümüzde yıkıntı dört duvar durumundadır.
Kilise Kalıntısı
Osmaneli İlçe merkezinde, üç nofli, haç planlı kubbeli bazilika tarzında bir
yapıdır. Yalnız iç nartaksi vardır. Ortadaki küçük kubbesi ve çatı örtüsü
yıkılmıştır. Kubbe dışında kalan çatı örtüsünün dahilde tonozla örtülü olduğu
anlaşılmaktadır. Ön cephenin iki köşesinde birer çan kulesi yükselmektedir. Bina
günal üslubu itibariyle ortaçağ roman kiliselerinin XIX. yy. sonlarına doğru
yapılmış bir taklididir.
İnönü Şehitliği
Bozüyük'e 6 km uzaklıktaki etrafı çam ve köknar ağaçlarıyla çevrili şehitliğin
içinde çok sayıda şehit mezarı ve ayrıca mermerden yapılmış şehitlik nişan taşı
bulunmaktadır. Her yıl 1 Nisan'da ''İnönü Şehitlerini Anma Günü'' burada
yapılır.
İntikamtepe Şehitliği
Kurtuluş Savaşında şehit düşen çok sayıdaki insanımızın kabirlerinin bulunduğu
şehitlik, Bozüyük Dodurga yolu üzerinde bulunmaktadır.
Mezarlardan birinin üzerindeki yazıda; ''126. Alay, 3. Tabur, 9. Birlik
kahramanları buruda şehit düştüler. 30-31 Mart 1921 Mezarları Zaferlerin Beşiği
Oldu.'' İbaresi yer almaktadır.
Belekoma Kalesi
Şu anda tahrip edilmiş temellerine rastlanan ve Eski Bilecik şehrinin etrafında
kurulup geliştiği kale, Karasu Havzasının Hamsu Vadisinin en dik ve sarp
kayasının üzerine kurulmuştu. Bugün bedenlerinden eser kalmayan kalenin,
kayaların boş yerlerini dolduran temel parçaları doğu yüzünde görülmektedir. İki
kısım olduğu ileri sürülen kalenin şato biçimindeki kısmında Tekfur, halk
arasında kral kızının mezarı olarak adlandırılan ikinci kısmında ise Tekfur
ailesi ve diğer kadınlar bulunurdu.
Saat Kulesi
Bilecik Merkezinde İpekyolu üzerinde seyahat edenlere zamanı bildirmek amacıyla
dört cepheli, saat göstergeli olarak, 1907 yılında II. Abdülhamit zamanında
yapılan saat kulesi, ana bölüm olarak taş ve ağaç gövdeyle, külah kısmından
ibarettir.
Hamidiye İdadisi
1903 yılında II. Abdülhamit tarafından yaptırılan ve üzerinde Sultan
Abdülhamit'in tuğrası bulunan idadi, kırmızı kesme taştan yapılan pencere ve
kapı sütunları , zarif görünüşü ve mimarisiyle son derece görkemli ve ilgi
çekicidir.
Ayrıca, Dar-ül itan 1919 yılında Kaymakam Sait Bey tarafından Hamidiye İdadisine
ek olarak Sultan Reşat zamanında imece olarak yaptırılmıştır. Şehit çocuklarının
yararlandığı bu binaya halk arasında ''Şüheda Mektebi'' veya ''Şehitler
Mektebi'' denmektedir.
Orhangazi İmareti
İpekyolunun Bilecik'ten geçen bölümü üzerinde yapılmış olan imaretin (Aşevi)
duvarları; taş sıralar arasına tuğla konularak örülmüş, yığma duvar özelliğinde;
yüksek, iki kubbeli bölüm-den oluşmuştur.
Kasımpaşa İmareti
Kasımpaşa Camiinin batı yönünde bulunan imaret, cami ile birlikte inşa edilmiş
olup; halen aşevi olarak kullanılmaktadır. Kesme taştan yapılmış ve üzeri
kiremit çatı ile kaplı dikdörtgen biçimindeki yapı , bugün hala sağlam
görünümüyle ilgi çekmektedir