İLK ÇAĞLAR, ROMA VE BİZANS DÖNEMLERİ

     Aydın İli'nin  bugüne kadar kullanılan isimleri;

      Antheia, Tralles, Ceasarec, Andropolis, Güzelhisar, Aydın Güzelhisarı, Aydın Eli ve AYDIN

Aydın; Doğu Avrupa, Orta Asya ve Orta Doğu üçgeninin tam ortasında yer alan, Türkiye'nin tarım, sanayi ve dış ticaret ile turizm faaliyetlerinin bir arada bulunduğu, ekonomisi en gelişmiş bölgelerden olan Ege Bölgesi içindedir.
Aydın ili ilk çağlardan beri verimli toprakları, elverişli, iklimi, ticaret yolları üzerinde bulunması nedeniyle önemli bir yerleşim merkezi olmuştur. Tarihi süreç içerisinde çeşitli uygarlıklara beşiklik etmiş, bugün hala geçmişin derin izlerini taşıyan güzel yurt köşelerimizden biridir.  Aydın, Anadolu’nun batısında, Ege Bölgesi'nin güneybatı kesiminde kıyı Ege bölümündedir.Kuzeyinde İzmir, Manisa, doğusunda Denizli, güneyinde Muğla ve batısından Ege Denizine açılır.Kuzey ve güneyi dağlık, engebelidir, iki bölüm arasında iki yandan faylarla sınırlanmış ve sonradan alüvyonlarla örtülmüş genç bir çöküntü alanı olan Büyük Menderes ovası yer alır. 1. derece deprem alanı olan bölge bir çok kez yıkıcı depremlere maruz kalmıştır. Yüzölçümü 8.007 km² dir. 37-38 kuzey enlemleri ile 27-29 doğu boylamları arasındadır. Nüfusu, son nüfus sayımına göre 959.257'dir.
  Aydın, Batı Anadolu Bölgemizde tarih ve uygarlığın izlerini taşıyan, dünyanın ender yerlerinden biridir. Tarihin çeşitli evrelerindeki değişik kültür birikimlerinin açık bir müzesidir.  Tarihi M.Ö. 7000 yılına dayanan bu topraklarda yerleşen ilk insanlar kimlerdir? Nerelere nasıl yerleşmişlerdir? Bu sorulara açıklık getirecek el yapımı kayıtlar elimizde mevcuttur. Bu eserlerde M.O. 5000 yılındaki koy kültürü, M.O. 3000 yılında şehir devletleri kültürüne dönüşmektedir. Yeni gelenlerin M.Ö. 2000 yılından itibaren devlet kurarak Anadolu kültürüne katkıda bulunduklarını görüyoruz. 

     M.Ö. 14. VE 12. yy da Ege ve Doğu Akdenizin her yanına dağılan halk toplulukları kavimler halinde Ege kıyılarına kadar geldiler. Bu göç sonucunda Hitit devleti, Troia Krallığı, Miken kolonileri yıkılmıştır. Bu kavimlerden Aioller ve İonlar Batı Anadolu' da, Büyük ve Küçük Menderes ovalarına yerleştiler ve Lidya Krallığı bünyesinde 12 kıyı kenti kurdular, site denilen bu kentlerde deniz ticareti geliştirildi. Siyaset, sanat, bilim, felsefe, mimarlık, alanında da sosyo-kültürel etkinlikler yarattılar.  

    Lidya döneminde, Tralles kenti, Karya, Kilikya, İran ve Suriye ve Uzak Doğudan gelen ticaret mallarının toplandığı ve Ege limanına gönderildiği dağıtım merkezi durumundaydı. Ayrıca Büyük Menderes vadisinde yetiştirilen ürünler Milet limanından Yunanistan, Roma, Mısır ve Fenike'ye ihraç edilmekteydi. Nitekim Lidya gerek kendi kaynakları gerekse topladığı vergilerle olağanüstü gelişti, bölge ekonomisinde önderlik etti. Dünyanın ilk parasını darp eden ülke oldu.  

     Frigler, Anadolu'da ilk büyük devleti kurdular. M.O. 1200 yılında Büyük Menderes'in yukarı platosuna yerleştiler. Frigler'in Trak Kavimlerinden olduğu Iiliryalılar'ın saldırısı üzerine Boğazlar'dan geçerek Geldiklerini, Hitit krallığını yıktıklarını biliniyor. 

     lonlar'in M.O. 1200 yılında Gediz ve Büyükmenderes ovalarında kurmuş oldukları şehirlerin en Önemlisi Milet sehri idi. lonlar felsefede önemli aşamalar yaptilar. Matematik ve Astronomi bilgini Thales (Tales) herşeyin ana elemtinin su oldugunu ileri sürdü; Lidyalılar'la Modyalılar arasında yapılan savaştaki güneş tutulması olayını önceden hesapladı. Miletli diğer bir bilgin Anoksimandros, herşeyin baslangıcının "sınırsızlık-sonsuzluk" olduğunu ileri sürdü.  

     M.Ö. 5.YY da İrandan gelen Perslerin istilası sonucunda doğu kültürü ile tanışan Batı Anadolu kentlerinde Greko-Pers denilen yeni ve özgün bir kültür sentezi oluştu. M.O. 546 yılında Lidya kralı Krezüs, Pers krali Kyros (Kurus) ile yaptığı savaşı kaybedince, İon şehirleri Pers Kralığı'na bağlandılar. Persler'in hoşgörüsüz davranışları kolonileri ile Şehirlerin bağlarını kopardı. M.O. 500 yılında karışıklıklar başladı. Perslerin bölgedeki egemenliği Mekadonya' nın başına Aleksandr gelene dek devam etti ve Hellenistik dönem başladı. Tüm bu istilalar sırasında Tralles odaksal konumu nedeniyle askeri üs olarak kullanılmıştır.  

     M.Ö. 1.ve 2. YY.da Roma yönetimi altında kalan bölge, ekonomik, ticari ve kültürel alanda önemli gelişmeler gösterdi. Romalıların yerel kültürü benimsemeleri, kaynakları, yolları ve ticareti geliştirmesiyle yöredeki antik kentler, özellikle Efes, Milet, Tralles, Aphrodisias kalkındı, büyük boyutlu anıtsal yapılarla donatıldı.  

          MS 395'te Roma İmparatorluğu'nun resmen ikiye ayrılması sonucunda, Anadolu tümüyle Doğu Roma'nın egemenliğinde kaldı. Roma'nın kılıç ve siyaset gücüyle kurduğu büyük imparatorluğun doğu kanadı, inanç kurumları dışındaki tüm yapısıyla Bizans'a devredilmiş ve İstanbul dünyanın en önemli merkezi olmuştu. Yönetimsel olarak büyük Roma eyaletleri daha küçük parçalara bölündü.

       6. ve 9. yüzyıllar arasında  İran Sasanileri, daha sonra Müslüman Arap akınları, Bizansı yıpratan en büyük doğu sorunu oldu. Kırsalda, mülkiyet hakkı tanınarak "Stration Kteme" ve "Akritai" denilen köylü-asker güvenlik bölgeleri oluşturuldu. Harap olmuş kentler "Sitadel" denilen yüksek tepelerde hisar şeklinde yeniden oluşturuldu. Milet'teki tiyatro tepesi sığınma yeri olarak kullanılmak üzere kaleye dönüştürüldü. Tralles, açık alanlardan bir tepe üzerine alındı. Böyle bir ortamda 10.yüzyıldan itibaren yoğunlaşan Türk göçleriyle yöreye gelen Türkmenler, kırsal alanları hemen hemen boşaltılmış olarak buldular. Bu ise Türkmenlerin batı yönünde ilerlemelerini kolaylaştırmış, Bizansı direniş gösteremeden geri çekilmek zorunda bırakmıştı. 13.yüzyıla gelindiğinde de Anadolu'nun Ege  kıyıları ile Doğu Karadeniz kıyıları dışındaki bölümü Türklerin eline geçmişti.

Aydınoğlu  Beyliği

         1071 Malazgirt zaferinden önceleri Anadolu'nun orta ve doğu bölgeleri, Türk boyları tarafından yer yer iskan edilmişti. MÖ 1000-500 yıllarında Asya Bozkır kavimleri olan Kimmer ve Sakalar en eski öncülerdir. 395'te Hunlar, 515'te Sabarlar, 8. ve 10.yüzyıldan itibaren de Türk göçerleri, kadın çocuk ve yaşlıların bulunduğu göç grupları Anadolu'lunun kırsal yörelerine yerleşmeye başlamışlardı. 1015-1016'da Çağrı Bey'in keşif seferi, 1071'den önce Büyük Selçuklu İmparatoru Alparslan'ın Doğu Anadılu'daki bazı Bizans kale ve garnizonlarına yönelik askeri harekatları, 1069-1070'de Afşin Bey'in Adalar denizi olarak bilinen Ege kıyılarına kadar uzanan akınları ile erken dönem Türk Denizciliğinin öncüsü olan Çaka Bey'in serüven dolu yaşamı ve Batı Anadolu kıyılarında 1080'li yıllarda giriştiği mücadelelere rağmen; Bizans entrikaları sonucunda damadı İznik-Selçuklu Sultanı Kılıç Arslan tarafından öldürülmesi ile başarıya ulaşamadı.Efes yöresindeki Tanrıbermiş Beyliği'de kolayca ortadan kaldırıldı. 1075 yılında Süleyman Bey, Konya'yı ele geçirerek İznik'i başkent yapmış, Anadolu'da ilk Türk Devleti'nin temelini atmış oldu. 1176'da Sultan Kılıç Arslan, Bizans İmparatoru 1.Manuel Comnene karşı kazandığı zaferin ardından, Batı Anadolu'ya ve Menderes boylarına girerek Antiocheia (Başaran) ve Tralles (Aydın) kalelerini aldı.ve Ege kıyılarına kadar ulaştı. Ancak imparatorluğun karşı girişimleriyle geri çekilmek zorunda kaldı.

         Anadolu platosuna egemen bir kara devleti durumunda bulunan Selçuklular, denizlere ulaşmadıkça uluslararası ticaretin dışında kaldıklarını gördüler. Çünkü, birçok Selçuklu tüccarı yabancı gemilerle dolaşmakta ve mallarını bu gemilerle taşıtmaktaydı. 1205-1211 dönemine rastlayan Sultan Gıyasettin zamanında bir tek limanları bulunmayan bu Türkmen atlıları, ülkelerini çevreleyen çeşitli Hristiyan ulusları ve silahlı güçlerinin adeta kuşatması altında kendilerini güvende hissetmiyorlardı. Atlı bozkır gelenekleri ile yaşayan Türkmenlerin kısa sürede küçük boyutlu da olsa inşa ettikleri teknelerle, Ege kıyılarında ve adalarda görülmeye başlanması, Bizans ve Latinler için, beklenmedik bir süpriz olmuştu. Bizans İmparatoru II.Andronikos, 1302'de Roger De Flor'la anlaşarak, Katalan kampanyası denilen ücretli talan askerleri, Büyük Menderes yöresindeki Türklere karşı gönderdiyse de büyük bir fiyasko ile sonuçlandı. Türkler bu olayın ardından Ege adalarına eylemler de bulundular ve Rodos, Sisim, Tenedos, Sakız ve Kiklad adalarına ellerine geçirdiler. Katalanların Menderes Havzasına yönelik saldırıları sırasında, Aydın ve yöresi Türkmenlerin elinden çıkmıştı. Daha sonra buraya egemen olan Emir Menteşe, 1296'dan önce ölmüş, Menteşe Alayının  başına damadı Sasa Bey, Aydın Alayı başınada Mübarizeddin Mehmed Bey geçmişti. 1304 ie 1307 yılları arasında süren askeri harekatlar sonucunda birçok kent ve kıyılar tekrar Türkmenlerin egemenliğine geçti. Daha sonra Sasa Bey ve Aydınoğlu Mehmed Bey (13.yüzyıl sonu ile 14.yüzyıl başı) ortak askeri harekatlar da bulunmuşlardır.

        Batı Anadolu'da Büyük Menderes'ten Adalar Denizi kıyılarına kadar olan bölgede, Türkmen kolonizasyonu ve güvenlik bölgelerinin kurulmasına devam ediliyordu.  Lidya, Aolia ve Mysia'dan (Balıkesir yöreleri) Çanakkale Boğazına kadar olan yerleri, Kalem Bey ile oğlu Karesi Bey, Alaşehir'in batısından Manisa ve İzmir'e doğru olan yöreleri Saruhan Bey, Büyük Menderes'ten itibaren Tire ve Efes (Ayasuluğ-Selçuk) taraflarınıda Menteşe Bey'in damadı Sasa Bey ele geçirmişti. Daha sonra Sasa Bey ile anlaşmazlığa düşen Aydınoğlu Mehmed Bey buraları ele geçirdi. Sasa Bey Frenklerden yardım görmesine rağmen Mehmed bey'e yenildi ve hayatını kaybetti. Böylece Laskarid-İli Aydın Eli oldu.

Aydın Beyliğinin önemli merkezlerinden biri olan Selçuk Kalesi (Günümüzde İzmir/Selçuk sınırları içinde)

       Mehmed Bey fetihlerine devam ederek, fethettiği yerlerden Ayasuluğ ile Sultanhisar'ı büyük oğlu Hızır Bey'e, Kıyı İzmir'i diğer oğlu Umur Bey'e, Bodemya'yı öteki oğlu İbrahim Bahadır Bey'e ve Tire'yi de diğer oğlu Süleyman Bey'e verdi. Küçük oğlu İsa Bey'i yanına alan Mehmed Bey ilk donanmasını Ayasuluğ'da (Selçuk) inşa ederek denizciliğe başladı. Mehmet Bey (İzmir) Birgi de de cami ve medrese yaptırmıştır. 1334 yılında av esnasında suya düşerek hastalanmış ve daha sonra ölmüştür. Kaynaklarda onun 60 kenti, 300 den fazla kalesi ve 70 bin civarında atlı askeri olduğu belirtilmektedir.

Birgi'de Aydınoğlu Mehmed Bey tarafından 1312 yılında inşa ettirilen     Ulu Camii'nin genel görünüşü

 

 Selçuk Kalesi ve Aydınoğlu İsa Bey tarafından inşa ettirilen İsa Bey Camii

        Kardeşlerinin onayını da alarak Aydın Bey'i olan Umur Bey hükümdarlığı sırasında aralıksız olarak gaza yapmıştır. 1338'de 300 küçük, 50 büyük gemiyle Karadeniz'i geçerek, Kili ve Eflak seferlerine gitmiş, 300 küçük gemiyi kızaklarla 6 mil çekerek Le Ponte Körfezine aşırmıştır. Bu körfezde gemilerin denize indirildiği yere, uzun süre "Gazi Umur Bey Limanı" adı verilmiştir.

       Umur Bey'in Batı Anadolu ve ve Adalar denizindeki siyasi ve askeri etkinliği, Latinleri büsbütün endişeye düşürdü. Latin ve Ortodoks Kiliselerinin birleştirileceği vaat edilerek Papa'nın donanması ile Venedik, Ceneviz, Rodos Şövalyeleri ve Kıbrıs Krallığı donanmaları birleşerek İzmir'i tehdide başladılar. İlk haçlı saldırısını püskürten Umur Bey, ikinci saldırıya direnemeyerek geri çekildi. Bu arada Türk Donanması da yakıldı. Umur Bey'in donanmasının yok edilmesi onun denizlerdeki etkinliklerini durdurdu. Böylece beylğin ekonomis de bozuldu. Kara saldırıları ile eski gücünü toparlamaya çalışan Umur Bey ilk olarak kıyı İzmir'e saldırdı ve Selçuk Kalesini geri aldı. Ayasuluğ'daki Aydınoğlu donanması Akdeniz'de harekata başladı. Rodos Şövalyeleri de İzmir'i Aydınoğullarına bırakmak zorunda kaldılar. Yandaşları Latinlerin bu durumu kabullenememeleri ve Papa'nın oluşacak barışı reddetmesi üzerine Umur Bey tekrar saldırıya geçti. Ancak 1348 yılında henüz 39 yaşında iken alnından vurularak öldürüldü.Umur Bey'in mezarı Birgi'de babasının türbesinin bulunduğu yerdedir.

       Umur Bey'den sonra yerine ağabeyi Hızır Çelebi hükümdar oldu. Umur Bey gibi cesaretli ve atak olmaması nedeniyle, Venedik, Rodos ve Kıbrıs ile ağır bir antlaşma imzalamak zorunda kaldı. Böylece Aydınoğullarının bütün faaliyetleri durdurulmuş, dolayısıyla da beylik çökmeye yüz tutmuştu. Beylik başkenti Birgi'den Ayasuluğ'a (Selçuk) nakledildi. 1365 yılların da Hızır Bey hayatını kaybetti. Hızır Bey'den sonra  yerine geçen kardeşi İsa Bey 1360-1390 yıllarında Ayasuluğ'da hüküm sürdü. Osmanlı Sultanı 1.Murat 1389 yılında Kosova Savaşı'nda şehit düşünce, 1.Beyazıt'ın; Anadolu Beylikleri üzerinde fethçi bir tutum izleyeceği kaygısı, başta Karamanoğulları olmak üzere, bütün kıyı beylikleri gibi Aydınoğulları'nıda Osmanlılara karşı ittifaka zorladı. I.Beyazıt, Rumeli'de üstünlük sağladıktan sonra, Anadolu'daki beylikler üzerine saldırılar başlattı. Alaşehir'i aldıktan sonra Aydınoğulları'nın üzerine yürüdü. İsa Bey karşı koyamadı ve 1390 yılında  I.Beyazıt Aydın Eli'ne egemen oldu. Tire'de oturması şartıyla, İsa Bey'e birtakım yerleri yönetme yetkisi verildi. Ayrıca kendi soyunu ve vakıflarını yönetme hakkı tanındı. Ancak, hutbe, para ve tımarların beratını verme gibi hükümranlık hakları I.Beyazıt'a geçti. I.Beyazıt İsa Bey'in kızı Hafza Hatun ile evlenerek Aydınoğullarıyla bağlarını güçlendirdi. Daha sonra da Aydın Eli'nin yönetimini oğlu Süleyman Çelebi'ye verdi. Böylece Aydınoğullarının tüm yönetimi Osmanlı'ya geçmiş oldu.